top of page

Teşekkürler!

SARIDJE

  • 6 days ago

Bugün ABD Çalışma Bakanlığı şöyle bir tweet attı:


“Küreselcilik başarısız oldu. Amerikanizm galip gelecek.”


Globalizmi, bir Amerikalı olmama rağmen, yıllardır Amerika adına eleştiriyorum. Çünkü bu süreçte yalnızca insanlığın ortak kazanımları heba edilmedi; aynı zamanda otantik olan da tahrip edildi.


Ne demek istiyorum?


Açık sınır politikaları; özellikle Birleşik Krallık, Kanada, bazı AB ülkeleri ve Biden dönemi ABD’sinde, bu ülkelerin demografik yapısını geri dönülmez biçimde bozdu. Benzer bir süreç Türkiye’de Suriyeliler üzerinden yaşandı. Bu bir havuz meselesi. Bir ülkenin genel başarısı; ortalama kültürel birlik, ortalama eğitim seviyesi ve ortak bir dünya görüşü etrafında örülür. Bu noktada Batı, bir bakıma, insanlığın ortak kazanımlarını riske atmış oldu.


İkinci olarak, globalizm “Hadi, siz de bize katılın” aciliyetiyle, henüz buna hazır olmayan birçok toplumun otantik kültürel dengelerini bozdu. Bugün pek çok toplum tanınmaz hâlde. Hepsi birbirine benziyor. Yirmi beş yıl önce durum böyle değildi.


Küreselciliğin başarısız olacağı baştan belliydi.


Benim için bu bir sürpriz değil.


Bilmediğim ve spekülasyon yapmaktan çekindiğim soru şu: Peki ya sonra?

Kenya’nın Nairobi kentinde ilginç bir wildcard vakası yaşandı. Olay birkaç gün önce internete düştü.


Wildcard nedir? Normalde katılım şartlarını karşılamayan bir sporcuya veya takıma, organizatörler tarafından istisnai olarak yarışma ya da turnuvaya katılım hakkı tanınması.


Nairobi’de düzenlenen ve ITF (International Tennis Federation) takviminde yer alan turnuvaya wildcard ile katılan Mısırlı Hacer’in, turnuva organizasyonunu açık biçimde yanılttığı görülüyor. Kişinin amatör seviyede dahi temel tenis bilgisine sahip olmadığı anlaşılıyor.


Ortaya çıkan görüntüler sadece komik değil; aynı zamanda moral bozucu. Bir insanın -ve bir organizasyonun- kendini bu duruma düşürmesi utanç verici.


Tepkilerin büyük bölümü, Kenya Tenis Federasyonu ve turnuva organizasyonunun bu durumu nasıl gözden kaçırabildiği üzerine yoğunlaşmış. Ancak neredeyse kimse şu soruyu sormamış:

Bu maç neden yarıda kesilmedi ve bu utanç verici tablo neden sonlandırılmadı?


Burada mesele sadece organizasyonel bir hata değil.


Son on yıldır özellikle Batı merkezli olarak yürütülen, “herkes her şeyi yapabilir” iddiasına dayanan sol tabanlı yetkinlik ütopyası (Nike gibi markaların kurumsal beden-olumlama kampanyalarında da görüldüğü üzere) insanları tehlikeli bir yanılgıya sürükledi:


“Her şeyi yapabilirim.”


Hayır.


Her şeyi yapamazsın.


Deneyebilirsin.


Ama yapamadığını gördüğün noktada durmayı bilmelisin.


Aksi hâlde sadece kendini değil, seni izlemek ve muhatap almak zorunda kalan herkesi de tüketirsin.

Yılı haftalar ve günler üzerinden takvimlemek, etkin bir listeleme yöntemi değildir.


Birçok kişi için bu yaklaşım, ne kadar zamanımız olduğu konusunda yanlış algılara yol açar.


365 gün. Rakamımız bu. Bunun yaklaşık 120’sini uyuyarak geçiriyoruz. Tatiller, hastalıklar, kişisel bakım, alışveriş, spor derken; elimizde gerçekten iş yapıp bir şeyler inşa edebileceğimiz belki 20 gün kalıyor. Bu 20 günü nasıl ve nereye konumlandırdığın çok önemli.


Bunu ileriye dönük ortalama ömrünü baz alarak düşündüğünde, verimli yılların için kaba bir çıkarım da yapabilirsin.


Fazla zamanımız yok. Gerçekten.

bottom of page