Tekrar

Perspektif çok önemlidir. Fincher’ın aynı merdiven sahnesini 38 kez çekme sebebi bize ilk bakışta absürt gelebilir. Nihayetinde perdede gördüğümüz şey Fincher’ın dünyası olsa bile, izleyicinin perspektifi bu dünyayı bambaşka şekilde tarif edecektir.

Peki ya duygu? Ya ürettiği duygu müşterekse?

İşte bu, 38. çekimin arkasındaki motivasyonu açıklayabilir.

Unutmayın, pazarlamanın en önemli işi duygudur.

Eğer duyguda buluşturamıyorsak, işimizi iyi yapmamışız demektir.

Dene, test et. Tekrarla.

Seçimin arkası

Hiçbir zaman insanların seçimlerinin arkasındaki nedenleri ve motivasyonu tam olarak anlama şansımız olmayacak. Neden o saat? Neden o tişört? Neden Starbucks’taki latte’ye maliyetinin yetmiş katı ödeme?

Tahminlerin olabilir. Ama gerekçeleri tam olarak anlama ihtimalin neredeyse imkânsızdır. Bunun bizim için en hileli tarafı şudur: Bazı işler sadece olması gerektiği gibi oluyormuş hissi verir.

Ancak kesinlikle rastlantısal değildir.

Her seçim, arkasında onlarca öykü barındırır.

Ve bu davranış biçimlerinin çoğu, uzun vadeyi -hatta kendisinden bile sonrasını- düşünen birileri tarafından tasarlanmıştır.

Tükettiklerin

Temet Nosce.

Matrix’in meşhur ettiği “Know thyself”, yani “Kendini tanı” mottosu.

Kendini tanı… Peki, nasıl?

Pazarlama dünyasının buna cevabı çok nettir:

Ne tüketirsen osun.

Orjinal olmak zorundasın

Hiç Starbucks’ta Hekimoğlu türküsünün çaldığını duydunuz mu?

Ya da Costa’da kahve keyfinize Cem Karaca’dan “Resimdeki Gözyaşları” eşlik etti mi?

Tabii ki hayır.

Bugün Espresso Lab’de biraz zaman geçirdim.

Fonda John Denver’ın Take Me Home, Country Roads şarkısı çalıyordu.

İşte bu yüzden Espresso Lab ve benzerleri başarısız olacak. Size yıllardır anlatmaya çalıştığım nüans tam olarak bu.

Kültürü ve iş modelini kopyalayarak otantik olamazsınız. Otantik olamazsanız orijinal olamazsınız. Orijinal olamazsanız marka olamazsınız. Marka olamazsanız işinizin ömrü kısa olur.

Artık bunu anlayın, lütfen!

Kutuplaşmanın 2 nedeni

Charlie Kirk meselesinde, koridorun iki tarafını da iyi tanıyan ve okuyan biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim:

Kutuplaşma iki aşamada betonlaşıyor:

1- Adil olmayan herhangi bir yaklaşım veya fikri dayattığınızda,

2- Konuşma, yani diyalog son bulduğunda.

Türkiye’de bu iki durum da en uç noktada, koridor fark etmeksizin siyasetin her alanında yaşanıyor.

Umalım ki, uzun vadede bu tıkanıklık şiddete dönüşmesin.

Akıl almaz suikast

ABD’de yaşanan Charlie Kirk suikastı, asla sıradan ya da olağan sonuçlar doğuracak bir olay değildir. Öncelikle insanın nutku tutuluyor: 21. yüzyılda, ABD gibi bir ülkede, motif ne olursa olsun bir insanı fikirleri yüzünden yüzlerce kişinin önünde bu şekilde infaz etme hevesi ya da hırsı akıl almaz bir olaydır.

Fail veya tertipçilerin bu aksiyonun sonuçlarını, birkaç hamle sonrasını düşünmeden hareket etmiş olmaları mümkün değildir. Bu nedenle burada orta ve uzun vadede ciddi neticeler beklemek gerekir.

Martin Luther King Jr. 1968 yılında öldürüldüğünde, Amerika genelinde isyanlar patlak vermişti. MLK ile Kirk’ü aynı kategoride tutamayız; ancak ikisinin de radikal fikirlere karşı retorik geliştirmeye çalıştığını ve her ikisinin de geniş kitlelere hitap ettiğini vurgulamamız şarttır. MLK örneğini vermemin nedeni, sonuçları itibarıyla iki suikastin benzer sosyal neticeler doğurabileceğini düşünmemdir.

Öncelikle şu çok net: “Woke” olarak adlandırılan aşırı solun savunduğu ideallerin tabanda geniş bir karşılığı yok. Öyle görünüyor, ama yok. Aynısı aşırı sağ için de geçerlidir. Ilımlılar çoğunluktadır. Bu nedenle büyük ölçekte fiziksel bir çatışma görmüyoruz. Fakat önümüzdeki 3-5 yıl içinde:

-Siyasal şiddet artacak ve nihayetinde demokrasiyi tehdit edecektir.

-Şehitlik, öldürülen kişinin mesajını güçlendirir. Bu durumda ılımlılardan aşırı sağa kayacak önemli bir kitle oluşacaktır.

-Toplumun güvenlik kaygıları, tüketim ve sosyal görünürlük gibi kavramları şekillendirecektir.

-Kutuplaşma derinleşecektir.

Burada AB’nin nasıl bir güzergâh izleyeceği de önemli bir meseledir. Doğu Bloku’ndan bağımsız olarak, şu anda dünyanın kaderi ABD ve AB’nin yapacağı siyasal tercihlere bağlıdır.

Nuans şudur: MLK, muhalifler veya Cumhuriyetçiler tarafından Amerika’nın varoluşuna yönelik bir tehdit olarak çerçevelenmemişti; en fazla bir “troublemaker” (baş belası) olarak görülüyordu. Oysa aşırı sol yani “Woke”, Kirk’ü tam da bu türden bir tehdit olarak konumlandırmış durumda. Yukarıda yaptığım liste, ılımlıların baskın olduğu bir atmosferde doğrudan çatışma üretmez. Ama aynı liste, orta vadede bu sosyal dengeyi mutlaka bozacaktır.

Nihayetinde -her ne kadar böyle öngörüler yapmak hoşuma gitmese de- ABD’nin kaçınılmaz bir iç çatışmaya, belki de bir iç savaşa doğru ilerlediği vakadır. ABD’nin içeriden karıştığı bir konjonktürde ise dünya çoktan yangına tutulmuş olur.

Dolayısıyla bu hepimizi yakından ilgilendiriyor.

Dikkat verin.

Niyeti bozma

Yapay Zeka ile ilgili en büyük kuşku “niyet” kavramı etrafında şekilleniyor.

Peki ya AI niyetini bozarsa ne olur?

Bugün, Yapay Zeka’nın elinden gelenin en iyisini yapmaya çalıştığını biliyoruz. Elbette, bizim öngördüğümüz ve sınırladığımız çerçevede “en iyisi”.

Ancak biz insanlar her zaman rasyonel kararlar veren varlıklar değiliz. Kararlarımızı çoğu zaman kültürel eğilimler ve normlar belirliyor.

Temel soru şu:

AI, bizim arzu ve taleplerimiz için elinden gelenin en iyisini yapmak yerine, “doğru olanı” yapmaya karar verebildiğinde ne olacak?

Bilmiyoruz.

Hizalama

Bir yöneticiden beklenen ilk şey, uyumlu olmasıdır. Bu uyum, eylemlere hizalama olarak yansımalı ve belki de yöneticinin en belirgin aksiyonları bu kavram etrafında şekillenmelidir.

Hizalama…

Hizaya sokma, hizaya getirme.

Bu, bir başıbozukluğu düzeltme ya da sopa gösterme olarak değil; oryantasyon ve optimizasyon olarak okunmalıdır.

Birçok problemin varlığını kısa sürede unutturur.

Müthiş bir pratiktir.

Kontrolün panzehiri

1990’larda yaşadığımız internet dönüşümüne ayak uydurduk. 2008 krizinde, son güne kadar çoğumuz olacaklardan habersizdik. Bitcoin trenini çok büyük bir çoğunluk kaçırdı. Covid hepimizi apansız yakaladı.

Kontrol, insanlara ürünler ve konseptler üzerinden satılan gelmiş geçmiş en büyük aldatmacadır.

Kontrolün yalnızca tek bir panzehiri vardır: Bitmek bilmeyen bir aksiyon hevesi.

Kendimiz dışında hiçbir şeyi kontrol edemeyiz, er ya da geç, bu bize mutlaka öğretilir.

Savunma savaş

ABD’nin Savunma Bakanlığı ismini Savaş Bakanlığı’na dönüştürmesi 3 milyar dolara kadar mal olabilir. 3 milyar dolar büyük bir paradır: Bu parayla konuttan sağlığa pek çok yerel problemi çözebilirsiniz.

Peki, neden bu değişiklik?

Çünkü algının bedeli, üreteceği yeni olasılıklar nispetinde değerlendirilir.

ABD yönetimi, bu ismin ajandasına daha iyi hizmet edeceğini düşünüyor.

Bu bir pazarlama yatırımıdır ve diğerleri gibi kesinlikle uzun vadeyle ilgilidir.

ABD, pasif duran “savunma” terimini, daha agresif ve aktif bir terim olan “savaş” ile değiştirmiş oldu. Tabii, savaş kavramı her ne kadar daha enerjik görünse de bir o kadar da dardır. İfade yalnızca ihtilaf ve çatışma etrafında şekillenir.

1949 öncesine dönüş ise sembolik bir değişim değildir.

ABD savaşa hazırlanıyor. Bu çok net.