Zor olan

İşler kolaylaştı. Ve her geçen gün, kolaylaşma hızı katlanarak artıyor.

Bugün, tam şu anda, her zamankinden çok daha fazla iyi fikir var. Her yerde.

Mesele iyi fikirler ya da kolay uygulamalar değil.

Mesele:

Zor olanı seçmek, sorumluluk almak ve adanmaktır.

Bostan korkuluğu

Veri olmadan hiçbir doğrultuda ilerleyemeyiz. Veri olmadan ölçemez, tahmin yürütemez ve aksiyon alamayız.

Alıntılar, oradan okudum buradan duydumlar veri değildir. Veri veridir. Başlı başına bir varlıktır. Test edilir, kanıtlanır, kullanılır.

Verisiz yapılan, sadece öykü ve slogana dayalı Pazarlama, bir bostan korkuluğudur.

Hayırlı haftalar.

Dünden bugüne

Bu blog benim için bir günlük. Bazen 5-6 yıl önce yazdıklarımı geriye dönük okuduğumda şunu anlıyorum: Artık o yazıyı yazdığım günkü insan değilim. Ve sadece ben değil, tükettiğim ve etkileşimde olduğum her şey de değişmiş.

Bizi değiştirmeyen hiçbir versiyon/alternatif gerçeklik yok.

Bu nedenle, özellikle pazarlamanın önemli bir kaldıraç olarak kullandığı “Kendin ol!” lafı büyük bir zırvadır. Hangi kendim?

Duygularımız, olgularımız ve perspektifimiz değişir. Bakın, biz bunu dışa vurmasak bile, kabul etmesek bile değişim kaçınılmazdır.

Bugün, daha az kaygıyla ve daha az “Kendin ol” baskısı altında: Elinden gelenin en iyisini yap. Çünkü yarınki kendin, bugünkü kendinle henüz tanışmadı.

Hayırlı pazarlar.

Bir bak

Bir ideologun yapmayacağı şey durup bakmaktır.

Peki, nasıl durup bakmak? Meşhur “Are we the baddies?”* MEME’inde olduğu gibi, arada sırada kendine “Acaba?” sorusunu sormak.

Acaba bu düşünce sistemi, bu perspektif, bu yaklaşım ve bu inanç sisteminde bir problem olabilir mi? Eğer öyleyse, nereye bakmam gerekir?

Durup bir bak. İyi gelir.

*Kötü taraf biz miyiz?

Bilmiyoruz, bilmiyorsun!

Bu coğrafyanın kültürü bize keşfi değil, teslimiyeti öğretti. Ve yanlış anlama; teslimiyet de önemli bir pratiktir. Tevazu ve yetinmeyle ilgilidir. Ancak bu eğilim, geldiğimiz noktada bizi neredeyse her anlamda tüketmiş durumda. Olgular yüzümüze tokat gibi çarptıkça, bilmenin ne kadar hayati olduğunu fark ediyoruz. Bilmediğimizin farkına varıyoruz. Bu farkındalık ise, hemen ardından aceleyle gelişen bir ’bilme iştahı’na dönüşüyor ki; orada da anlamak ile bilmeyi birbirine karıştırıyoruz. Çünkü dinlediğini anlamış olman; anladığını bildiğin anlamına gelmiyor. Bu yanılgı, hepimizi kısa süreliğine de olsa birer deprem uzmanına, ChatGPT doktoruna dönüştürüyor.

Bu kültürün değişmesi gerekiyor!

En azından bu satırları anlayabilenlerin ve temel akademik birikimi olanların değişmesi lazım.

Buna çok acil ihtiyacımız var.

Ciddiyet

Yaşadığımız problemlerin çoğu, kendimizi gerektiğinden fazla ciddiye almamızdan kaynaklanıyor. Trafikte böyle, siyasette böyle, akademide de öyle. Oysa başarılı toplumların çoğu tam tersidir. Bu yüzden ABD’de başkanla bile arkadaşınızmış gibi konuşabilirsiniz.

Bizde ise ciddiyetin temelinde liyakatsizlik, sosyal baskı, iş değil para; meslek değil makam vardır. Hayat, bu kadar kasmaya değmez. Klişe ama doğru: Bunu yeterince tekrar edersen, öğrenirsin.

Herkese geçmiş olsun.

Ördektir

Amerikalıların en sevdiğim atasözü şu olabilir:

“Bir şey ördek gibi görünüyorsa, ördek gibi yüzüyorsa ve ördek gibi vaklıyorsa, muhtemelen o şey bir ördektir.”

Öyle görünüyorsa öyledir. Fazla kafa yorma. Salla gitsin.

Olası sapma

Geçtiğimiz günlerde, ülkenin geleceği hakkında olumsuz konuştuğum için bazı tepkiler aldım. Haklısınız; umutsuzluk, insan kumaşına yakışan bir haslet değildir. Ancak benim karamsar çıkarımım, aslında kendi ideallerimin bir fiyaskoya dönüşmesidir. Bunu da atlamayalım. Belki de ümitvar olanların çoğunun idealleri benimkilerden farklıdır. Ve idealler de zevkler ve renkler gibi yarıştırılamaz.

Kendimi, olgulara karşı aşırı derecede saygı duyan biri olarak tanımlıyorum. Bununla birlikte, perspektifin belirleyici olduğuna inanıyorum. Benim perspektifimdeki olası sapma olguları ekseninden ne kadar kaydırdı zaman gösterecek.

Üçte bir

Üç yıl önce derin bir ihtiyaç duyduğumuz dijital içerik üreticisine artık beş kuruş vermiyoruz. İşsiz kaldı. Kötü olan şu ki, artık bu kişinin fikirlerine de ihtiyacımız yok.

Önümüzdeki yıl, birçok aklı başında şirket muhasebe ve hukuk departmanlarını ya en aza indirecek ya da tamamen ortadan kaldıracak.

Bugün itibariyle yılın %30’undan fazlası bitti. Yıl sonuna doğru bizi ekonomik bir çığ bekliyor. Yine uyarıyorum: Bu taraklarda bezin varsa, hele ki üretim yapıyorsan, kendini hazırla.

Hayırlı haftalar.

Mecburuz

İlk taşı fırlattığımız, ilk tekeri yürüttüğümüz günden bu yana tartışıyoruz.

Tartışarak çözüyor, tartışarak ilerliyoruz.

Tartışma, medeniyetin kardiyosudur. Onsuz olmaz- ve evet, bazen yorar. Çünkü bazılarına karşı argüman üretmek, boşa kürek çekmektir. Ama mecburuz.

“Ne olursa olsun fikrimi değiştirmem!” diyenleri geride bırakmaya alışmalıyız.

Hayırlı pazarlar.