Sen, biz değil

Bugün The North Face’in “We Play Different” kampanyasını gördüm. Çalışmanın görseli ve bağlantısı güzel, ancak slogan biraz klişeydi. “Biz farklı oynuyoruz” aslında hiçbir şey ifade etmiyor. Neyi farklı oynuyorsun? Niye farklı oynuyorsun? Askıda sorulardır.

Ayrıca mesele ‘sen’ (örneğin, Adidas’ın “You got this!” sloganı gibi) değil de ‘biz’ olduğunda, tüketicinin buna tepkisi “Güzel, devam edin…” şeklinde olabiliyor. Çünkü ilk okumada konu onunla ilgili değil.

Eğer ego kasacak anlamlı bir slogan üretemiyorsan, en azından ‘biz’ yerine ‘sen’ odaklı bir söylem tercih et.

"En iyi..."

En iyi 3 film diye bir liste yoktur. En iyi 100 film diye de bir liste yoktur. “En iyi” kavramı, en uygun, en doğru, en güzel ya da en heyecanlı, korkunç, komik, gergin ve duygusal gibi sübjektif kriterleri tek seferde kapsayamaz.

Eğer eşit şartlarda yarışan olimpiyatçılar söz konusu değilse, “en iyi” genellikle kişisel bir “bana göre” değerlendirmesinin ürünüdür.

Sana göre en iyi. IMDb’ye göre en iyi. Tarantino’ya göre en iyi.

“Bu en iyisi…” pazarlamanın kaçınması gereken bir klişedir.

“Bak, bu en iyisi…” Hayır kardeşim, değil.

Öyküden duyguya

Pazarlamanın yakıtı öykü, öykünün yakıtı ise duygudur.

Korku, endişe, sevgi, neşe, hayret, huzur veya sükunet.

Bu duygulardan birini güçlü bir ürüne dönüştürmeyi başarabilirseniz, büyük kazanç elde edersiniz (örneğin, Cadılar Bayramı veya Noel gibi).

Pazarlama 102

Bugün Londra’dan Brüksel’e bir ziyarette bulundum. Orada yeni yaşamaya başlamış bir dostumu ziyaret ettim.

Biliyorsunuz, Belçika çikolatasıyla meşhurdur. Bu arkadaşım, yine meşhur waffle’larından birini bir mekânda Nutella’lı olarak istemiş. Ancak çalışan, “Burada İtalyan çikolatası satmıyoruz!” demiş.

Pazarlama 102: Malına sahip çıkacaksın. Üstünü örteceksin, yoksa üşürsün.

Ele alış biçimi

“Bir işi nasıl yaparsan, her işi öyle yaparsın.”

Bu, istisnasız işleyen nadir kurallardan biridir. Beklentilerin turnusol kâğıdıdır.

İşaret tabelalarını nasıl tasarlarsan, şehirlerini de aynı özenle tasarlarsın. Küçük, kısa veya önemsiz iş yoktur. Sadece ele alınması gereken işler vardır.

El çalışır, el övünür.

Gereksiz ekipman

Ekipman mutlaka performansı artırır; ancak ortada performans yoksa, ekipman sadece bir yüktür. Çoğumuz, daha iyi bir bilgisayarla daha iyi bir yazılımcı veya daha iyi bir fotoğraf makinesiyle daha yaratıcı bir fotoğrafçı olabileceğimize ikna edildik. Çünkü acımasız pazarlamanın önemli bir rutini budur: Olasılık satar.

Ancak olasılık, o kişi olmaktan genellikle çok uzaktır; başkalarının senin yerine çizdiği bir çerçeveden ibarettir.

Eğer bayıra ilk defa çıkıyorsan, kayak malzemeni kiralamak, en iyisini satın alarak başlamaktan daha akıllıca olacaktır. En azından sen de o kişi olana kadar.

Pratiksiz

“Practice makes perfect!” yani, “Pratik mükemmelleştirir.”

Fazladır.

“Practice makes” yani “Pratik yapar” yeterlidir.

Çoğu zaman mükemmel olmasına gerek yoktur; sadece olması gerekir.

Olmamış işler, insanlar, hayaller ve hayatlar pratiksizdir. Üzücüdür.

Sıla

Bu Blog’da yer alan yazıların büyük bir bölümü önceden yazılır; gündemle ilgili güncel veya anlık yazılar yazdığım günler de olur. Bu şekilde yazmak daha verimlidir. Ancak bugün geçmişten değil, bugünden yazmak istediğim için gecikmiş olabilirim.

Bu akşam, 20 yıldır görmediğim bazı lise arkadaşlarımla bir araya geldik. Bu reunion yani sıladan yaptığım çıkarımları paylaşmak isterim:

1- Sevgi, zamansız bir konsepttir. Son kullanım tarihi yoktur.

2- Değişime direnmek, değişmekten daha zordur.

3- “Yedisinde neyse yetmişinde de odur!” diyen atamız, nadir doğru konuşmuş atalardan biridir.

4- Öykü, inanç ve bilimden daha güçlü bir öğreti aracıdır.

5- Bilginin işine gelen kısmı doğrudur.

6- Nereye gittiğimizle ilgili neredeyse hiçbir zaman ve hiçbir konuda kimse kendinden emin değildir.

Uyumsuzlar

Farklı bir bakış açısına sahip ancak uyumlu insanlarla zaman geçirmeyi, aynı bakış açısına sahip dostlarımızla bir araya gelmekten daha çok severiz.

Bu, daha çekici ve verimlidir.

Velhasıl, ekseriyetle ihtilaf, bakış açısı farkından değil; eş zamansızlık, yani uyumsuzluk nedeniyle ortaya çıkar.

Bakış açısı geliştirmek bir tercih değil, birçok tercih ve faktörün ürünüdür. Uyumlu olmayı istemek ise yalnızca bir tercihtir.

Atatürk

Atatürk bir fikirdir. Bir idealdir. Her ne kadar kulağa klişe gelse de, insan ölür; ancak fikirler ve idealler ölmez. Antik Mısır, Roma ve Osmanlı birer idealin ürünüdür ve bugün hâlâ kalıntılarıyla hayattadır. Atatürk’ün ideali, diğer büyük kuruluşlara nazaran (örneğin, ABD keyfi bir keşiftir) kurtarıcı bir versiyondur. Bu nedenle hem vakti hem de konsensüsü kıttır (Çünkü boğulmak isteyene can simidi fırlatmanın faydası olmaz). Bu nedenle Atatürk’ün muhalifi çoktur. Bir kurucular ekibi de olmadığından tek büst sahibi odur. Ve belki de Atatürk’ün en büyük talihsizliği budur. Atatürk yalnızdır.

Bugün Atatürk onun idealine ihtiyaç duyanlar için dokunulmaz, kavramamış olanlar için korkutucu ve onu hakkıyla anlamış olanlar için arkadaştır, fikir dostudur. Ne yazık ki, bu ülkede Atatürk’ü ya dokunulmaz bulanlar ya da ondan korkanlar çoğunluktadır.

Saygı ve minnetle.