Kırmızı çizgi
- Aug 7, 2024
- 1 min read
Blog'u uzun yıllardır her gün tutuyorum. Dün yazma fırsatını kaçırdığım nadir günlerden biri oldu. Evet, günlük yazıyorum. Çünkü o güne dair güncel gözlemlerimi paylaşmak benim için çok önemli. Gün hızlı eskiyor, gündem de öyle. Bazen biriktirdiklerimi belli bir sırada paylaştığım da oluyor. Ancak çok turfa.
Bu Blog'un sadık bir okuyucu kitlesi var. En başından beri burada olanlar var. Ekserisi kritik etmeyi seven ve perspektife makas attırmayı arzu eden kişilerden oluşuyor. Ara sıra hiç anlaşamıyoruz ve bazen sadece "Sana göre öyle..."de uzlaşabiliyoruz. Yeterli ve yeter ki, düşünmeye devam edelim.
Dün birileri "Kırmızı çizgi" saydığım bir haddi aştı. Kırmızı çizgilerin (Mesela bu Blog'u her gün yazmak benim için kırmızı bir çizgidir) en ilginç tarafı geçildiğinde tarafların kendilerini hiç hazır olmadıkları bir alanda bulmalarıdır. -Bu arada, öncelikle şunu netleştirelim: Bu tabir yani "Kırmızı çizgi" Ermeni diplomat/iş adamı bir zata ait. Kendisi önemli bir uluslarası toplantıda eline kırmızı kalem alıp; o dönemde belli belirsiz olan dağılma aşamasındaki Osmanlı sınırlarını kendi kafasına göre işaretlemiştir. Buradaki "Kendi kafasına göre..." kısmına çok önem veriyorum. Çünkü bu sınırlar eğer çizebilecek kabiliyet ve yetkiniz varsa keyfidir. Tony Stark eline bir şey tutuşturulmasını sevmez ve Edvard Grieg şans kurbağası olmadan yaşayamaz. Kırmızı çizgi keyfi çizilir. Gerçeğe, akla veya yönteme uymak zorunda değildir. Kaldığım yerden devam ediyorum: Bu nedenle ikinci kişiler tarafından anlaşılması da beklenmez. Sadece saygı duyulması yeterlidir. Aşıldığında ise artık iki taraf da birbirine yabancılaşır. Çünkü bu alan yenidir, anlaştığımız üzere yani müşterek olmaktan farklıdır. Buraya geçtikten sonra "Neden eskisi gibi olamıyoruz?" demek bazen pişmanlık veya pişkinlik ve bazen kırmızı çizgilerin doğasını anlamamaktan kaynaklanır.
Artık eskisi gibi olamayız.
Comments