top of page

Teşekkürler!

SARIDJE

The Jackal’da, 1997'de Bruce Willis'in bilgisayarla konuştuğu bir sahne vardı. Ben filmi, yanılmıyorsam, 1999 yılında izlemiştim. O zaman evdeki bilgisayarın yapabildikleriyle Çakal'ın bilgisayarla konuşmasını karşılaştırınca, insanda tam bir “Hadi lan oradan...” hissi uyanıyordu.

 

Bugün, yaklaşık 29 yıl sonra, The Jackal'ın yaptıklarının birçoğunu yapabiliyoruz.

 

O filmin ortaya koyduğu konsept bulunmaz Hint kumaşı değildi. Benzerleri, hatta daha iyileri hayal edilmiş ve tasarlanmıştı. Ancak konseptle ürün arasında bazen belirsiz, bazen de aşılması imkânsız yollar vardır.

 

Sizin konseptinizin hayata geçebilmesi için başka bir yerde, başka birilerinin konseptlerinin de gerçekleşmesi gerekebilir.

 

Bu bazen bir altyapıdır, bazen de yalnızca bir kaldıraç.

 

Fikrin, konseptin her neyse, unutma: Tüm boşlukları sen dolduramazsın.

Jefferson'a atfedilen bir söz vardır: "Bilgi güçtür; bilgi güvenliktir; bilgi mutluluktur."


Yapay zekâ çağında bilgiye ulaşmanın neredeyse hiçbir maliyeti kalmadı. Merak etmeniz yeterli; cevap birkaç saniye içinde önünüzde.


Ama tuhaf bir paradoksla karşı karşıyayız: Hiç olmadığımız kadar çok bilgiye sahibiz. Buna rağmen hiç olmadığımız kadar güçsüz, güvensiz ve mutsuz hissediyoruz.


Neden?


Cevap kompleks değil:


Bizi bu noktaya getiren süreçler bizi daha bilgili, yani daha bilge yapmadı. AI ile birlikte enformasyon elimizin altında; yani ne olduğunu biliyoruz. Ama ne zaman, neden ve hangi amaçla kullanacağımız konusunda allak bullağız.

Dünya görüşümüz ve o görüş ile ilgili kurumları nasıl şekillendirdiğimiz, önemli bir tartışma konusudur.


Türkiye'de yaşadığımız ayrımcılıklar ve kırılmalar bugün muhafazakâr kurumların eliyle sekülerleri vuruyor. Yani lafı fazla uzatmadan, her şey bir aksiyon ve reaksiyon etrafında örgüleniyor.


Trump, kafayı sıyırmış solcuların ABD'yi sokmak istedikleri akıl almaz sosyal değişim talebine tepki olarak doğmuştur. Erdoğan da keza muhafazakârların uzun yıllar boyunca bastırılmak istenmesinin bir sonucudur.


Şimdi bu reaksiyonlar yeni aksiyonlara, o aksiyonlar da yeni reaksiyonlara yol açacaktır.


Bu kısır döngüye parantez koyabilmek, ciddi bir fedakârlık ve cesaret gerektiriyor.


Ilımlılık sadece bir orta yolu bulma meselesi değil; dünya görüşümüz uyuşmasa bile özgürlüklerimizi güvence altına alacak kurumları, o görüşün dışına çıkarak kurma olgunluğudur.


Bizde o tren kaçtı.


Umalım, gelişmiş dünya aynı bataklığa saplanmaz.

bottom of page