Geleceğin bedeli

Zaman makinesi hayali geçmişi değiştirip geleceği bilme arzusu etrafında şekillendi.

Alternatif; geçmişi iyi bilip geleceği de iyi yönde değiştirebilme kabiliyetindedir.

Bugün yaşadığımız kriz geçmişten ders almamış devletlerin geleceğe dönük beklentileri yönetememesinin bir özetidir.

Geçmişi öğrenme/hatırlama iştahı diğer her şey gibi bir seçimden ibarettir.

Geleceği kristal bir küreden izleyemeyeceğimize göre dün doğru seçimleri yapmanın bugün ne kadar önemli olduğunu bir nebze anlamış olduk.

Tezgâh

Tezgâh bazen işin kendisinden ve markaların değer endeksinden daha kıymetlidir.

Bazen tezgâh satar, markanız veya ürününüz değil.

Çünkü önemli olan limon satan veya tartısı ile kilo ölçen bir çocuğun tezgâhından alınan mal ve hizmetin piyasa değeri değil, gerçekleşen takasın niteliksel kıymetidir.

Bu nedenle tezgâh kurmak kolay, süreklilik sağlamak çok zordur. Çünkü iyi bir tezgâh suistimal edilmeye çok müsaittir.

Kiğılı 10 kuruş fazla kazanabilmek için tezgâhını suistimal etti.

Geçmiş olsun.

Güncelin mutlakı

Newton mutlak konum fikrine, Einstein da mutlak zaman anlayışına son verdi.

İki fizikçiyi diğer herkesten ayıran temel özellik mutlaklığa karşı koydukları ortak tavırdı.

Her denklemin olduğu gibi ‘güncel’ denkleminin de bir mutlakı vardır.

Şu an için bize pazarlanan mutlak korkudur.

Tabiki güncel, hayatımızın önemli bir parçası. Özellikle 21. yüzyıl son dakika bağımlısı bir nesil ortaya çıkardı. Güncelimiz her alanda son dakika bombardımanları ile stres ve baskı altında tutuluyor.

Bu kısır döngüden çıkmamız şart. Bunun ön koşulu ise mutlakları sorgulamaktan geçiyor.

Bazen duvara karşı sıkıştırılabilirsiniz; panik yapmayın, duvarı yıkın geçin!

Koronalı pazarlama olur mu?

Olmaz.

Öncelikle Pazarlama reklamdan ibaret değildir.

“Reklamın iyisi kötüsü olmaz” sözü bir klişedir ve ancak kendiliğinden/spontane gelişirse -çok nadir- fayda sağlayabilir.

Dikkat çekmek için salgını kullanıp mesaj verme gayretiyse medikal sektörün bir parçası değilseniz kesinlikle anlamsız ve gereksizdir.

Ticari bir markanın sosyal sorumluluk kaygısı ile proje üretmesi ise apayrı bir konudur.

Çünkü sorumluluk gönüllü olmakla, gönüllülük ise koşulsuzlukla alakalıdır.

Gönüllü olan dikkat çekme koşuluyla mesaj vermek için değil, çözüme katkı sağlamak için çalışır.

Hedef kitleni küçült

Dünya genelinde milyonlarca yemek tarifi var.

Tam rakam veremiyorum çünkü tam rakamı ortaya çıkartabilmiş bir çalışma yok.

Sadece yemeksepeti.com 200.000 çeşit yemek türü servis ediyor.

Hayatınız boyunca toplamda yaklaşık 80.000 öğün yiyebiliyorsunuz. Bu rakama ulaşabilmek ancak 80 yaşını geçmiş ve sağlıklı bir ömür sürebilmişseniz mümkün.

Hiç öğün tekrarlamayacağınızı varsayarsak yeryüzündeki yemeklerin yalnızca %0.7’sini tatma imkanınız olabilir. Teorik olarak %1’i bile değil.

Şimdi masayı ters çevirip olaya üretici gözü ile bakmanızı istiyorum.

Hedef ‘kitleniz’ küçüldü değil mi?

Duygusal iletişim

İletişim kurma kabiliyetimiz sadece gelişmedi ciddi oranda çeşitlendi de.

Arkadaşımla güne WhatsApp’ta başlayıp geceyi Twitter’da bitirebiliyorum. Aynı kişi ile 9GAG’de kurduğum iletişim ile Instagram’da _chat’_leşmem arasında duyguda ciddi farklılıklar var.

Artık hangi yolla değil hangi duyguyla iletişime geçeceğimizi seçmek durumundayız.

Online reklam kampanyalarına para gömmeden önce hangi duyguya hitap edeceğinizi belirlemenizde fayda var.

Pazarlama aka sanat

Ünlü bir futbol teknik direktörü seyircisiz oynanacak futbol maçlarının seyircisiz tiyatrodan bir farkı olmayacağını söylemiş.

Yanlış.

Tiyatro yani sanat skor tutmakla alakalı değildir.

Sanatın kazananı veya kaybedeni yoktur.

Sanat daha iyiyi arzular ve bunu konsept bir fikirle duyguda birleştirir.

Pazarlama gibi o da bir dışavurumdur ve bu nedenle seyircisiz anlamsızdır.

Analojime destek atıp kendimi tekrarlayayım;

Satış skorla, pazarlama sıra dışı olanla ilgilenir.

Tıpkı sanat gibi…

Peki ya sonra?

Artık her dakikanın son dakika olduğu bir haber akışı ile karşı karşıyayız.

Bu kadar veri içinde işinize yarayanı seçip geri kalanını görmezden gelmek ciddi kabiliyet gerektiriyor.

Kaotik içerik içinde boğulmamanın yolu sonrakine odaklanmaktır.

Tükettiğimiz geçmiş gündemler için mesela; “Keşke Domuz Gribi krizinde daha çok panikleseydim!” demiyoruz.

Evet, Corona gündemi işgal etti ve ediyor. Peki ya sonra?

Birileri şimdiyi tüketmek yerine sonrakini düşünüyor ve inşa ediyor.

Sonrakine odaklanın.

Zararına satışlar

Bu ifade konsantrasyonu satıcının kazancına yönlendirir.

Satıcının ne kadar kar ettiği bilgisi alım motivasyonunu etkilememelidir. Çünkü ilgisizdir.

Satıcı tarafın zarar etmesinin tek koşulu başka bir alıcının daha iyi bir teklifle öne çıkmasını engellemek ile sağlanabilir.

Bu ise apaçık müzayedenin konusudur.

‘Kapatıyoruz, zararına satışlar’ tokmağı elinde tutan sinsi bir münadi taktiğidir.

Çünkü bu klişe umuma açık bir çağrıdır.

Son Dakika!

DSÖ’ne göre bugün ‘saatte’ yaklaşık 154 kişi trafik, 250 kişi de iş kazasında hayatını kaybedecek.

Hiçbirimiz bu istatistiğe baktıktan sonra arabalarımızı garaja çekip işimizden istifa etmeyeceğiz.

Ancak çoğumuz her Corona Virüs ‘Son Dakika!’ haberinden sonra ellerimizi sabunlayıp, tedirginliğimizi anlamsız önlemlerle bastırmaya çalışacağız.

Çünkü; ‘Son Dakika!’ aciliyet oluşturur.

‘Son Dakika!’ bilgilendirmek için değil yönlendirmek ve karar sürecini hızlandırmak için yapılır.

‘Son Dakika!’ geçenler bilgiyi ve arka planı proses etmenizi istemezler.

Dikkat vermenizi isterler.

Hep söylüyorum; pazarlama dikkat çekme zanaatidir.

Eğer birileri dikkatinizi çekmek için her dakikaya ‘Son Dakika!’ diyorsa, size her dakika bir şeyler satıyorlar demektir.