Yer al

Bahis istatistiklerine göre şu aşamada Türkiye’nin Euro 2024’ü kazanma ihtimali %1.50’tir.

Pazarlama ise şampiyonanın sattığı öyküyü satın almak için bu kaldıracın olasılığına bakmaz. Agresif Pazarlama yapar.

Çünkü öykü, katılımcı herkese cömert davranır. Kimin kazanıp kimin kaybettiğinden çok, kimin yer aldığı önemlidir.

Rakipsiz kalite

“Rakipsiz fiyat…” mümkündür. Bir deli çıkıp zararına bile satış yapabilir.

Ancak “Rakipsiz kalite” olası değildir. Çünkü daha iyiye doğru yarışın sonu yoktur.

Hangi kulvarda koşmak istediğin sana kalmış.

Seviye ayarı

Joker’i özellikle Amerika’nın yeni solu göklere çıkartırken çok eleştirmiştim çünkü anarşi alkışlanamaz. Ancak Joker bir Amerikan arabeskiydi; ezilmiş ve dışlanmışların iki yüzlü sistemlere karşı intikamıymış gibi servis edildi.

Değildi.

Joker akli dengesi yerinde olmayan bir bireydir. Bizim “Ya öyle deme, deli kuyuya bir taş…” dersen eğer, yıllar önce şunu yazmıştım: Delinin kuyuya taş attığı öyküde akıllı yoktur, 41 deli vardır.

Bazen karşı tarafı anlamak için seviye düşürmeniz gerekir. Bazen cesaret ve teşvik için ön vermeniz lazım gelir. Lakin bunların hiçbiri sorunlu kişilere yetki vermeye kadar uzanamaz, uzanmamalıdır.

Amerika’da son 10 yıldır yaşanan seçim süreçleri ve temsil şansı yakalayan Trump gibi karakterler tam bir Joker temasıdır. Bugün Amerika’nın Sol’u (Sağ cenah için Woke’lar) kendi bindikleri dalı kesiyorlar. Çünkü extremism yani aşırıcılığa aynı şekilde radikallikle karşılık veremezsiniz. Seviyeyi birilerinin iki yüzlülüğü veya sistemin ne kadar yolsuzlaştığını ispat etmek için dibe çekmekteki risk, onu tekrar asgari düzeye çıkartamamakta yatar.

Zar atın, birine “Sen…” diye hitap edin. Bakalım “Siz”e dönüş mümkün oluyor mu…

Geri adım

Şu iki şeyi sıklıkla birbirine karıştırırız:

Geri adım atmak ve geriye doğru gitmek.

Birincisi birçok koşulda ilerlemek için zaruri olabilir: Suriye veya Mısır ile tekrar diplomatik ilişkiye girmek veya faizleri yükseltmek gibi. İkincisi eskide kalmayı dikte eden, doğru olanı yapmaktan kişisel çıkarları nedeniyle çekinen, değişimden ve yenilikten korkan bir zihniyetin meselesidir.

Birincisi ile karşılaştığınızda eleştirin ve hesap sorun ancak köstek olmayın.

İkincisini ise linç edin, kritikle zaman kaybetmeyin.

Şimdi karar ver

Daha çok zamana veya biraz daha düşünmeye değil, karar vermeye ihtiyacın var.

Karar verme, bir süreçmiş gibi hissettirebilir.

Bazen de bir içgüdü, risk veya dikkat dağıtıcı bir şeyi daha sonra yapmanın, şimdi yapmaktan daha iyi olduğunu telkin eder. Yanlış bir stratejidir.

Karar, hep şimdinin meselesidir. Sonra yeni kararlar içindir.

Değişebilirsin

Biz -tabi ki, sadece Türkiye değil- değişimden korkan ve çekinen nesiller yetiştirdik. Olgular değişince fikrini değiştirmekten ürken bu çoğunluk, bugüne kadar yaşadığımız birçok sorunun ana unsurudur. Çünkü değişim kaçınılmazdır. Değişime direnmek gelişime direnmektir.

Sebepler değişir ve yenilenir. Yeni vaka yeni bir fikir demektir. Eski fikrine ihanet ediyormuş yanılsamasına kapılıp anlamsız bir arabeskin esiri olmayın.

Değişin. Değişimden yana olun.

Ve nihayetinde şu Batı Rumeli deyiminin ifade ettiği gibi:

“Dilim duvar ben; dünebilerım.”

Değişebilirsin.

Deneyimleyin

Sosyal medyada (Özellikle US ve Türkiye sıkı takipteyim) fark ettiğim şöyle önemli bir problem var:

Kullanıcıların büyük bir bölümü yoğun gözlem ancak neredeyse sıfır deneyimli kişilerden oluşuyor. Belki şöyle diyebilirsin, “Internetin bizi bir Robert Venditti distopyası Suretler’e evireceği belliydi…”. Hak veririm, evet, bu alınan bir riskti ama bu kadar erken değil. Rivayete bu deneyimsiz çoğunluğun yön vermesinin ise iki tehlikesi var:

  • Gerçeklerden ciddi sapma,

  • Derin bir sınıf farkı.

Tavsiyem ancak şu olabilir gençler -ve atlamadan, siz tüm pazarlamacılar-; dışarı çıkın.

Deneyimleyin.

Gözlem ve yoruma ara verin.

Bana inan(!)

Son günlerde dönen “Din tartışması” başlığı altında yaşanan -münazara olmayan- atışmalara biraz kulak verdim. Yorumumu merak eden arkadaşlarım, şöyle:

Bu topraklar yüz yıllardır dini tartışıyor. Ve dindarlar dini dinsizlerle değil, kendi aralarında daha alevli tartışırlar. Bu tartışmalarda birbiriyle anlaşabilen iki dindarı bir araya getirmek, dinsizle dindarı bir araya getirmekten çok daha zordur.

Neden böyle? Çünkü inanmak bir varsayımdır. Çünkü her zaman her şeyi bilmemiz mümkün değildir. Bu nedenle birçok durumda farz ederiz. İnananlar ise ekseriyetle bunu biliyor olmakla karıştırır. Bu nedenle bir inananın bir akademikle münazarası anlamsızdır. İkincisi hep bilmek isteyecektir.

İnanmak ve bilmek arasında sıkıştığınızda; hoşgörü, hüsnüzan ve anlayışa danışın.

Unutmayın lütfen; zaman hepimizin aleyhine çalışıyor.

Yokuş aşağı

Millennials’lar (1981-96), Türkiye’de 2012’den bugüne nasıl geldiğimizi anlayamadı. Bugün herkesten çok yorgunlar. Çabaları boşa gitti.

Baby Boomer (1946-64) ve Gen X’lerin (1965-80) alıcılarını ise 2020’de Covid allak bullak etmişti. Bu umutsuz vakalar, bugün ekonomiye ve sosyale baktıklarında neredeyse hiçbir öngörülerinin tutmadığını görüyorlar. İstisnalar mutlaka vardır ama genel itibariyle halleri bu.

Ve Gen Z (1997-2012). Talihsizler. Neo nomad’ler, yani yeni göçebeler. Fikirleri çoktan bu toprakları terk etti. Bedenleri ise Schengen’e zincirli.

Dostlar, ben bir apokaliptik kişilik değilim, hiç olmadım. Ama bu kamyon yokuş aşağı gidiyor. İşimiz zor.

Nokia tuzağı

Nokia neden başarısız oldu?

Apple’ın yaptığını yapamadığı için mi?

Hayır. Yaptığı şeyi daha iyi yapmaya devam ettiği için. Apple gibi yapmayı denemediği için.

Bu bir sendromdur. Bir tuzaktır. Değişime direnmekle ilgildir. Her zaman eskidiğini yüzüne vuran işaretler olacaktır.

Balina yağından petrole, petrolden elektriğe, telgraftan telefona…