Uyuşuk
Linkin Park’ın meşhur şarkısında söylediği gibi:
“Tek yapmak istediğim; daha fazla kendim, daha az sen olmak…”
Pazarlama büyük ölçüde bu önermeden ibarettir.
Linkin Park’ın meşhur şarkısında söylediği gibi:
“Tek yapmak istediğim; daha fazla kendim, daha az sen olmak…”
Pazarlama büyük ölçüde bu önermeden ibarettir.
Parklarda çıkmaz sokaklar yoktur. Bitmeyen döngüler vardır. Çünkü amaçlanan sizi içeride tutmaktır.
Bunun için önünüzün kesilmemesi, rotanızın kendi içinde yenilenmesi gerekir.
Gündelik hayatlarımız ise parkta yürümekten farklıdır. Çıkmaz sokaklarla doludur. Bunlar bazen kasıtlı ve bazen bilinçsiz inşa edilir.
Ancak mesele hiçbir zaman varlıkları değildir: Navigasyondur.
Yön bulma beceresi inşa etmek, en az sefere çıkma azmi geliştirmek kadar önemlidir.
Çıkmaz sokaklar değil, ekseriyetle dümenin suçludur.
Hayırlı haftalar.
Neredeyse bir günüm Lincoln’ün arkadaşlarına, partililere, diğer ülke siyasilerine ve önem verdiği insanlara gönderdiği mektup ve telgrafları okuyarak geçti.
Günün sonunda şunu düşündüm:
İnsanın belki de anlamakta en çok zorlandığı gerçek: Zamanın geçiyor olduğudur.
Size bu mektubumu yüzyıllar eskitecek.
Zaman geçiyor dostlar.
Geçecek.
Nasıl geçtiği ise bize bağlı.
Eğer birini doğru bildiğin bir şeye ikna etmeye çabalıyor ve başarısız oluyorsan; olguların tek başına işe yaramadığını deneyimliyorsun demektir.
Olgular, ancak deneyimi dikkate almaya karar vermiş kişilerde işe yarar.
Bazı insanlar bilmek istemezler.
Bu kadar basit.
Öyküye bağlı kalmak, ümit etmek ve anlamadığı her şeyi hayra yormak mutlaka çok konforlu ve çok daha kolaydır.
Türümüzün yaşam serüvenine baktığınızda ise bu anlaşılır bir tercihtir.
Şüphe korkuyla gelir.
Ve insanlar şüpheden arınmak için çaba göstermezler. Çünkü bu hal başlıbaşına bilinmeyene karşı bir savunma mekanizmasıdır.
Eğer olgular işe yarasın istiyorsan, önce şüpheyi ortadan kaldırman gerekir.
Ancak o zaman bilme arzusunun önü açılabilir.
Ve ancak o zaman satabilirsin.
Hayırlı hafta sonları.
“İstediğin renkte araba alabilirsin, siyah olması şartıyla.”
Henry Ford’un bu şöhretli lafının arkasında stok, hız ve maliyet vardı. Ford için arzu ettiğin renk ancak onun için en karlı olan renk olabilirdi. Ve bu kitlesel için üreten, otomasyona yatırım yapmış bir dev için anlaşılabilirdi.
Bugün kitleselle mücadele geleneksel girişimci için imkansız hale gelmiştir. Çünkü hakim olan aynılık ekonomisinin belini kırmak için -maalesef- sadece farklı olmak yeterli değildir.
Kitlesel olmayı kovalamaktan vazgeçmek gerekiyor.
Zira bu yarışın dinamizmi nihayetinde sizi de aynılaştırıyor.
Bugün mahallenin terzisi olmak adına ortaya konacak ısrar; nostaljinin değil, aynılığa direnen çabanın konusu olacaktır.
Ve bu harika bir Pazarlama’dır.
Bugün yurt dışında bir AVM’de gördüm:

Pazarlama, samimiyet ile görgüsüzlüğü birbirine karıştırmamalıdır. Bu trende yönelik eleştirim (Ryanair ve Wendy’s gibi markaların sosyal medya yaklaşımı gibi); neyi söyleyip neyi söyleyemeyeceğiniz ile ilgili değildir.
İstediğinizi söyleyebilirsiniz: Ancak bu yolla çok dar bir kitleyi konsolide edersiniz ve onların da bağlılığı gülüp geçmekten ibaret olur.
Samimiyet ise bundan fazlasını gerektirir.
Bazen bağımsızlığımızdan bilerek feragat ederiz. Çünkü böylesi çok kolaydır. Sonuçlardan başkalarını sorumlu tutup suçlamak, sorumluluk almaktan daha konforludur.
Bağımsızlık bir seçimdir ve her seçim sorumlulukla gelir.
Özgürlük varsayılan bir ayar değildir. Mesuliyeti pratik edenlerin kazandığı bir haktır.
Bugün bağımsızsanız; sorumluluk sahibi olduğunuz içindir.
Kutlu olsun.
“Tabiat boşluk kabul etmez..” Orta Doğu kültürlerinde güçlü bir düsturdur.
Her yere nüfuz etmiştir.
Ancak aksi daha makbuldür.
Her boşluk doldurulacak diye bir kaide olmamalıdır.
Tabiat boş da hoştur.
Biraz boş bırakın.
Kayıtlı kişilerden gelen e-postalara arada sırada baktığım oluyor.
Dün davet için gönderilmiş bir e-postada metnin önemli bir bölümü renkli, kelimelerin altı çizili ve içeriğin tamamı büyük harflerle yazılmıştı.
Okurken kafam karıştı. Mesajı ve neyin önemli olduğunu ilk bakışta anlayamadım. Efor harcamam gerekti.
Çünkü büyük harflerle yazmak okumayı kolaylaştırmaz, zorlaştırır.
İşin içine çizgiler ve renkler katmak ise metnini tamamen öldürür.
Bunu kaçıncı keredir deniyorsun, bilmiyorum. Ama yine işe yaramadı. Yarın da işe yaramayacak. Sadece senin için değil, uçak içi uyarılar için de işe yaramamıştı. Sonunda büyük harfleri kullanmaktan vazgeçtiler.
Sen de vazgeç. LÜTFEN (Bak ne kadar çirkin oldu).
Nasıl daha iyisini yapabiliriz ve neden?
İki eksenli harika bir Pazarlama diyagramıdır.
Grafik pozitif yönde aktıkça önemsemenin önemi artar.
Aynı cevaplı iki soru gibi çalışır.
Çünkü ancak önemsemeyi yani sorumluluk alıp, eli taşın altına koymayı göze alırsak değiştirebiliriz.
Nasıl daha iyisini yaparız?
Önemseyerek.
Neden daha iyisini istiyoruz?
Çünkü önemsiyoruz.