Mal ortada

Elon, Twitter bio’sunu “Perfume Salesman” olarak güncelledi.

Elon’dan parfüm satışı ile ilgili öğrenebileceğin hiçbir şey yok. Keza Jobs’tan telefon satışı ile ilgili bir şey öğrenmen mümkün değildi.

Çünkü ikisi de ürünü değil, hikayeyi sattılar.

Bizde ise hikaye anlatma çabası ile öne çıkan kişiler; jenerasyonlar boyunca martavalcı olarak anlatıldı ve okundu. Gandalf’ın asası ile köprü çökertmesi ve Darth Vader’in telekinezisi tabi ki, saçmalıktı! Ancak vahyin konusu ise “Birinin asa ile denizi yarıp, su üstünde yürümesi” harika bir prolog olabilirdi.

Yüzüklerin Efendisi, Star Wars, Harry Potter ve benzeri öcü öyküler üretemedik.

Ama ürün kimliği de üretemedik.

“Türk Malı” ortada kaldı.

Hala ortada.

Burnt Hair Perfume

Elon’un Burnt Hair (Yanık saç kokulu) parfümü aynı Flamethrower (Alev silahı) gibi kısa sürede 10 binler sattı.

Tabi ki, bu alım motivasyonunu ürün özellikleri ve ihtiyaç gibi geçer sebepler değil, maksat/ülkü dürtüyor. Diğer benzer -anlamsız- takaslar ile kıyaslandığında ise karakteri olan, bilinçli bir tercih olarak ortada duruyor.

Bu yüksek bir etkileşimin sonucudur.

İhsan, şeytan tüyü veya karizma, adına ne derseniz…

Ancak atlamayın: Karizma liderlik getirmez, liderlik ediyor olmak sizi karizmatik yapar.

Fırsatları eşitlemek

Yaşıtlarımın çoğu eğitim sisteminin kurbanı oldu.

Olmamış bir kurguya sıkışsın diye, uyumsuz her Lego parçasının üzerine acımasızca bastılar.

İtfaiyeci olmak isteyen garson oldu. Müzisyen olmak isteyen marangoz.

“Fırsatların Eşitliği” sadece kaynaklara aynı ve dengeli ölçüde erişim demek değildir. Başarılı sayılan kadar doğru anlaşılmak, öne çıkmış olan gibi dinlenmek ve bulunmak istenmeyen bir podyumda 3. ilan edilmeden önce:

“Sen ne istiyorsun? Sıra sende, seni dinliyoruz…” diyebilmektir.

Bir konsepttir.

İyi anlaşılmalıdır.

Senin pazarlaman

Neredeyse her koşulda, her şeyi veya herkesi birbiriyle çatışmaya sürükleyebilirsin.

Kendini kendinle çatışmaya sürükleyebilirsin: “Bu bol tereyağlı, lezzetli baklavayı yiyeceğim!” ya da “Hayır, diyetimi bozmayacağım!”.

Yunanistan ile aramızı bulacak yüzlerece sebep sıralayabilir veya bozabilecek onlarcası ile savaş çıkartabiliriz.

Değneğin iki tarafı; çıkarların mütemadiyen yarıştığı bir pazarlama sürecidir.

Kendine anlattığın hikaye; senin seçimin, senin pazarlaman.

Fiyat etiketi

Ölüm olağandır ama diğer alelade işlerin arasında ciddiyetini korur. “Şimdi var, sonra yok” çok sade bir konsepttir lakin yine de hayat paha biçilmezdir. En azından çoğumuz için.

Çünkü bazen değer biçilir ve karşısına; onur, gurur, görev, acı, intikam veya kurban gibi kavramlar sıralanır.

Fiyatı bilmek ise Lewis Hyde’ın öne sürdüğü üzere: Alışverişi kişesel olmaktan çıkartır. Bu ise mutlaka işleri kolaylaştırır. 3 kuruşa 3 köfte. Bitti.

Ancak benzer bir takas Mona Lisa için geçerli olmayacaktır. Çünkü üstünde fiyat etiketi yoktur.

Birileri hayatın değerini bizim için fiyatlamış olabilir. Ancak bugüne kadar kimsenin “İptal ve İade Koşullarını” konuştuğunu görmedim.

Kendini ucuza satma. Etikete kanma.

Anlamsız tekrarlar

Genellike tekrarları sevmeyiz ama mecbur bırakılırız.

“Yine, yeniden…” gibi sloganlar ise aksiyonun aynını değil, tatmin eden sonuçların tekerrürünü arzu eder.

İkisi farklı şeylerdir.

Farkı anlamayanlar Monte Kristo’nun ayak üstü sohbet ettiği telgrafçıya benzer. Kontun’un bu tutkulu bahçıvan ile arasında şöyle bir diyalog geçer:

“Gerçekten de bana sizin, anlamadığınız işaretleri tekrarladığınız söylenmişti,” dedi kont.

“Çok doğru mösyö ve ben bunu yeğlerim,” dedi telgrafçı gülerek.

“Neden bunu yeğliyorsunuz?”

“Çünkü böylece hiçbir sorumluluğum olmuyor. Ben bir makineyim, başka bir şey değil, yeter ki işleyeyim, benden daha fazlası istenmesin.”

Çoğunuz yarın işlerinize bu devinim ile gideceksiniz. Anlamadığınız tekrarların bir parçası olmak için tekrarlamaya devam edeceksiniz.

Sevmediğiniz aşikar, mecbur bırakıldığınız vaka.

Sorumluluk almanın zamanı gelmedi mi?

İzahın kolay yolu

Bir şeyin neden daha iyi olduğunu izah etmek, neden daha kötü olduğuna ikna etmekten daha zordur.

Çünkü daha iyi ‘yeni’ olan ile ilgilidir ve her yeni kabulleniş gerektirir. Bu ise fikirlerin değiştirilmesi demektir: Çok zordur.

Pazarlamacı yeninin iyisine vurgu yapmadan, eskinin kötüsünü göze sokmalıdır.

Anlam

Üstüne düşünürsün veya ertelersin ama “Anlam” nihayetinde etraflıca cevaplaman gereken önemli bir sorunun çıkmazıdır:

“Tüm bunların ne anlamı var?” hayatta kalma zorluğunu aşmış birçok insan* için önemli bir müşküldür.

İnanç bir cevaptır ve kimine göre kırılgan bilim veya diğer kadim öyküler de öyle.

Bazen bir anlığına bir parça çikolatada anlam bulabilir veya Woody’nin (Belki Groucho’nun) dediği gibi: “Gerçeğe hayran olduğum söylenemez ama yine de düzgün bir yemek yiyebildiğim tek yer orası.” diyebilirsin.

Anlam “Yeterince…“yi nasıl tanımladığına bağlıdır. Çünkü yettikten sonra daha fazlasını değil, daha iyisini arzuladığımız vakadır. Ve daha iyi her zaman daha fazla anlamına gelmez: Daha dürüst, daha cömert, daha anlayışlı, daha sürdürülebilir, daha kaliteli…

*-ki II. Dünya Savaş’ından sonra gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde bu kesim çoğunluktadır-

İstemek üzerine

Yeni bir şey öğrenmek için ortaya koyman gereken irade; onu öğrenmen için gerekecek zaman ve efordan daha maliyetlidir.

Bu bir “Başlamak zordur…” metaforu değildir.

Başlamak veya bitirmek sürecin kendisidir ve süreç düşündüğünden daha kısa ve kolaydır.

İstemek: Çok zordur.

Gerisi çocuk oyuncağıdır.

300 milyon

“Kıtaların yeri değişecek! Afrika Ukrayna ile kara sınırı olacak!

Türkiye Yeni Dünya’da nerede yer alacak?“

Bu bir manşet.

300 milyon yıl sonra gerçekleşmesi muamma bir teori için çağrıda bulunuyor.

300 milyon yıl…

Dinazorlar 65 milyon yıl önce yok olmuştu. Biz ise 2030’un neye benzeyeceğinden emin olamıyoruz.

300 milyon yıl sonrasına seslenen ve bağlantılı soru soran bir manşet(!)

Acil serviste kanaması süren, ölmek üzere olan bir hastaya “Estetik Cerrahi ile ilgilenir misiniz?” diyen bir doktor…

Ne israf ama!