Hile kanserdir

Uyumlu Bol Dakika Paketi’ni 25,50₺’ye satın aldığım ve ilk faturası 34,30₺ gelen hizmet ile ilgili Vodafone müşteri temsilcisiyle aramızda geçen diyalog*:

Ben: Alo, merhaba. Bana sattığınız paket ile ilk faturam arasında 8,80₺ fark vardır. Sebebini öğrenebilir miyim?

Müşteri Temsilcisi: Merhaba, fiyat farkı vergilerden kaynaklanıyor.

Ben: Bu konuda neden paketi alırken bilgilendirilmedim? Neden fiyat etiketiniz 25,50₺?

Müşteri Temsilcisi: Sizi vergiler konusunda bilgilendirmek bizim sorumluluğumuzda değil.

Ben: Teşekkür ederim. İyi günler.

Bugün “Daha az beyaz ol!” diyen Coca-Cola ırkçı otomatları veya Nazilerden uyarlama sloganları için geriye dönük özür dileyebilir ve bu önemli değildir. Çünkü insanlar değişir ve her şeyden öte insanlar unutur; özellikle ortak işledikleri suçları. Ve her hâlükârda popülizmin kaderinde unutulmak vardır.

Ancak insanlar yedikleri kazığı unutmazlar ve sen alışverişte fiyat ile aldatıp sıyrılacağını düşünen arkadaşım: Coca-Cola kadar sevilmeyeceksin!

Metaforum bazısına “O kadar da değil!’” dedirtebilir. Lakin dikkat et; güven tek kullanımlıktır. Güvenen “Bana adil olacağına inanıyorum.” diyen kişidir.

Velhasıl güven kıran adaletsiz yani hilekardır. Hile ise ilişkilerin kanseridir.

*Hat yoğunluğundan dolayı İngilizce bölüme bağlandım. Aktardığım diyalog birebir yaşanmıştır.

Müşteri her zaman haklıdır

“Müşteri her zaman haklıdır…” işin doğasını anlayamamış şirketin mottosudur.

Hizmet üreten ile tüketen bir bilgi yarışması veya çekişmenin tarafları değildir.

Öncelikle, hizmet üretenin 2 motivasyonu vardır ve aksini iddia eden şirket yalan söyler:

1- Para kazanmak.

2- Monopol olmak.

İyi şirketleri kötü olanlardan ayıran ve pazarlamanın fark yaratabileceği tek nokta ise: Değişimdir.

Bu kavram şu soruya verilen cevapta hayat bulur: Biz para kazanır, büyür ve büyütürken neleri iyi yönde değiştirebiliriz?

Bu soruya verdiğiniz adil cevapları müşteriniz beğenmiyor ve haklı olduğunu iddia ediyorsa gönül rahatlığı ile dükkandan kovabilirsiniz.

Çünkü değişim bedelle gelir ve değişim seninle değil bizimle alakalıdır.

Zamanın laneti

Daniel Barringer hayatını ve servetini Arizona’da keşfettiği Meteor Krateri’nde demir aramakla* tüketti.

Harvard mezunu bu girişimci jeolog aradığını bulamadı çünkü çarpma anında meteorit buharlaşmıştı. Yani aradığı şey aslında hiç var olmamıştı.

Bazen veriler nettir ama biz aksini zannetmeye devam ederiz. Bu sanı yanlış otobüs durağı paradoksuna dönüşür. İnmemiz gereken durağı kaçırmış ve bunun farkında olmamıza rağmen devam ederiz. Bu inat ve utanç kıskacının maliyeti ise katlanarak artar.

Aramak asil bir davranıştır. Arayan dilediği olmasa bile mutlaka bir şey bulur ve bu eylem öğretir. Ancak var olmayanın peşinden koşmak size bildiğinizi unutturur. Bu ise zamanın lanetidir. Dikkat edin.

*1903-1929 yılları arasında.

Azim

İnsanlık Mars’a yerleşebilecek mi? Tabi ki. Bu cevabın yakıtı temenni değil azimdir.

Hiçbir engel koşulları anlama ve iyileştirme azmi karşısında yaşam alanı bulamaz.

NASA bu motivasyonla Mars’a 22 görev gerçekleştirdi. Percy (Azim) ve mini helikopteri Ingenuity (Marifet) ile yine sınırları zorladı.

Bu görevlerin hepsi bir ulusun engelleri aşmada gösterdiği kararlılık yani azmin ürünüdür.

Bazen insanlar ne iş yapıyorsanız yapın azminizi, gösterdiğiniz gayreti anlamaz ve sorarlar: Neden?

Merak, tutku, maneviyat, sevgi vs. güzel cevaplar olabilir.

Ancak bir tane doğru cevap vardır: Çünkü yapabiliyorum!

Ve bu azimdir.

Kartonun zaferi

Seth (dudewithsign) bize doğru, samimi ve yalın olanın gücünü gösterdi.

Mesajı aktaran aracın değil mesajın önemli olduğu bir daha doğrulandı.

Binlerce dolara mal olan tasarım Billboard’lar bir kuruşluk kartona yazılı gerçekler kadar dikkat çekemiyor ama yine de akıllanmıyorlar.

Çünkü değişimi değil göz bağı ile zaman kazanmayı hedefliyorlar. Bu nedenle güvenilmiyor ve sevilmiyorlar.

“Pazarlama nedir?” sorusunun bir cevabı da şudur:

Pazarlama; doğru, samimi ve yalın olandır.

Cehalet cehalettir

“Cehalet mutluluktur!” sadece klişe değildir. Dramatik ve tehlikeli şekilde hatalıdır.

Çünkü bilginin duygu ile bağlantısı yoktur. Anlam kavgası araya fetva veya meal gibi kavramlar sıkışınca başlar. Ve duygu ancak bu noktadan sonra sürecin bir parçası olur.

Bilgi ne kadar çoksa beyin o kadar uyumda ve düzendedir. Bilgisiz kafa allak bullaktır ve takiben duygular da öyle. Çünkü bilgisiz kişi duygusuz değildir.

Bilgiye anlam yüklemek ise kültür ve inançlara dayalı bir tercihtir.

Kişiyi anlam mutlu veya mutsuz edebilir. Bilgi değil.

Şimdici ol

Hem literatür hem de eylemlerinde tam bir şimdici olan Lincoln köleliğin kaldırılması ile ilgili ekibiyle şu tartışmayı yapar.

“Keşke 10 yıl öncesine dönsem…” gibi kalıplar yaşam süresini uzatmak için değil kaçan fırsatlar için dile getirilir.

Oysa bu çok zor bir iddiadır. Çünkü gerçekleşse; kişi bırakın on yıl öncesini bir ay önce belirtilen bir günde ne yaptığını hatırlayamaz.

Bu nedenle -eğer bahis planlamıyorsan- on yıl öncesine dönmen kuvvetle muhtemeldir ki, hayatını daha karmaşık ve işin içinden çıkılmaz bir hale sokacaktır.

Mesele hiçbir zaman geçmiş değildir. Aslında gelecek pazarlayan dahi zaman düzenbazıdır.

Odaklanman gereken tek zaman dilimi şimdidir.

Şimdi ne yapman gerekiyorsa amasız, bahanesiz, burun kıvırmadan: Kalk ve yap!

İkna olanlar

TikTok’ta paylaşılan bir videoda Texas’ta yağan karın suni olduğu iddia edilir ve bu çakmakla kartopu yakılarak doğrulanır. Kullanıcı “Erimesi gereken kar yanıyor! Teşekkürler Bill Gates.” der.

Twitter’da başka bir kullanıcı Al Gore’un 2009’daki “5 yıla kadar kutuplarda kar kalmayabilir!” iddiasını Texas’ta yağan kar görüntüsü ile itibarsızlaştırır.

Birincisi küresel ısınmayı savunan Bill Gates’in sahte kar yağdırdığını iddia eder. İkincisi yine küresel ısınmayı savunan Al Gore’un kar yağmayacak iddiasının fos çıktığını duyurur.

Çelişkili olma durumu bir tarafa ikisi de absürttür. Çünkü…

Birincisi bilinen bir fenomendir ve çok basit bir bilimsel açıklaması vardır. İkincisinde ise Al Gore “Kar tamamen kalkacak!” değil “(..)Bazı yaz aylarında kutuplarda kar görülmeyebilir…” demiştir.

Konu bilgi ve inanç olduğunda iki prototip vardır. Olguları kovalayan ve ikna olmaya uğraşan. Birincisi bilene kadar inanır. İkincisi Conan Doyle’un meşhur tespitindeki gerçekleri büküp teorisine uyarlamaya çalışan kişidir.

İkincisi yaklaşık 1000 yıldır kronolojik olarak hep kaybetmiştir.

İkincisi olma.

Çünkü inandığın şeyleri bildiğine kendini ikna etmen etmiş olman gerçekleri değiştirmez.

Amatörün özeti

Profesyonellerin değerini ancak amatörler bilir ve konu yetkinlik olduğunda maalesef çoğu insan amatör bile değildir.

TDK amatör için “(..)profesyonel karşıtıdır…” der, hatalıdır. Amatör profesyonel için Anka’nın külleridir, karşıtı değil.

Mesela bir kayak amatörü en az sporun profesyoneli kadar; hevesli, meraklı, heyecanlı ve özenlidir.

Amatörü profesyonelden ayıran belki tek olgu: Özveri yani fedakarlıktır.

Bu yüzden her amatör profesyonel olamaz ama her profesyonel fedakarlığı talim etmiş bir amatördür. Ve yine bu yüzden ancak amatör gerçek profesyonelin değerini bilebilir.

İyi bir profesyonel ise birçok alanın amatörü tek işin profesyonelidir.

Standartlaşma

Kahire’de yediğiniz döner ile İstanbul’daki arasında önemli farklar vardır. Ancak iki şehirde yiyeceğiniz BigMac tıpatıp aynıdır.

Çünkü standardizasyon bunu gerektirir.

Eğer sen de çoğu gibi “Yahu! Bu bizim döneri baklavayı niye pazarlayamadık?” diye sorduysan cevabı: Tekdüzeliktir.

Standartlaşma kavramı; istikrar, kararlılık, iyileşme ve denge ile alakalıdır. Her başarılı girişim fıtraten aynılaşmıştır.

Aynılaşma aşaması geçilmeden Pazarlama başarısız olur.