Geçiş dönemi

Teknoloji şirketleri gelişmelere ayak uyduramadıkları zaman hızlı çökerler.

Kodak ve Nokia vakasında olduğu gibi.

Bugün Yapay Zeka’nın yükselmesiyle korku birçok yere yayılmış durumda. Normal.

Geçiş dönemi başladı…

Ancak bu geçiş diğerlerine pek benzemiyor. Evet, Apple ve Microsoft dertlenmeli ama ben Starbucks olsam yerimde duramazdım. Çünkü Starbucks hibrit bir sistem: İnsan eline muhtaç ve maalesef insan geride kalıyor. Starbucks’ta verdiğim 10 siparişin 3’ü kusurlu hazırlanıyor. İnsan iş gücünü AI ile optimize edecek yeni girişimler Starbucks’a Blockbuster’ın kaderini tattırabilir.

Hiç şaşırmam.

İkazlar

İşte bu yüzden işaret kültürüyle ilgili sık yazıyorum. Bürokrasi sorumluluğu üstünden bu şekilde attığını düşünür. Bu tutum hız kesici kasisler inşa etme yaklaşımı ile aynı motivasyondadır. Hızı kesmeyi değil, yapmamayı öğretmeniz gerekir.

Sorunun köküne, bu çocukların neden bu şekilde uyuşmayı tercih etmek zorunda bırakıldığına odaklanmak bittabi daha maliyetlidir.

“Dikkat Köpek Var!” uyarısı hırsızı korkutmaz. Aksine önlem alması için ona yardımcı olur.

Sadece biraz fazla düşünsek…

Aşığım sana...

Bugün İstanbul olarak yağmura yakalandık.

Bir noktada acil para çekmem gerekti. Talihe bak; sıra bankamatiklerin bulunduğu o noktada yalnızca İş Bankası’nın ATM’si tentesizdi. Islandım. Islandık.

İş Bankası “Cumhuriyet’in 100. Yılı” kampanyasına diğer tüm kampanyalarında yaptığı gibi yine damardan girmişti. “Bugün de seni düşündüm durdum…” mırıldaması ile Çoşkun Sabah’ın “Aşığım Sana” efsanesi uyarlanmıştı.

Bugün ikna oldum. Birbirimize sırılsıklam aşığız.

Taviz verme

Picasso bizzat çizdiği bir resim için tacirin “Bu tablo sahte, gerçek Picasso değil!” tespitine itiraz etmez. Arkadaşı duruma öfkelenir ve tacir stüdyoyu terk ettikten sonra Picasso’ya çıkışır: “Neden tablonun sahte olduğunu teyitledin? Geçen sene onu yaparken ben de buradaydım!”

Picasso cevap verir: “Sıklıkla sahte çizerim.”

Standartta yeni bir eşik belirlediğinde ve onu bize teslim ettiğinde sahipleniriz. Artık ürün senin olmaktan çıkar. Bizim arzu ettiğimiz bir ölçüt haline gelir.

Taviz verdiğinde ise sadece bizi değil, kendini de kandırmış olursun.

Uzun yol

Kısayol bizim için önemli bir konsepttir. Kışkırtıcıdır. Sonsuz uzayzamanı bile teorik solucan delikleriyle kısaltırız.

Cumhuriyet’in kuruluşundan bugüne 100 yıl, 2 gün geçti.

Hızlı geçti.

Galiba; mesele zor işler olduğunda uzun yol, en kısa yola dönüşüyor.

Büyük işleri tutarlılık, cömertlik ve şeffaflıkla yapın.

Bunlar mutlaka zaman alır.

Dolayısıyla uzun yolu seçin.

Tekrar yapmak zorunda kalmazsınız.

Seçim bizim

Seçebiliriz. Bizi diğer türlerden ayıran budur.

Ancak her seçim market rafından süt ayırmaya benzemez. Çünkü parametreler her zaman fiyat ve laktozlu/laktozsuz kadar sıradan değildir.

Mesela güç, sorumlulukla gelmez. Ama onunla dengelenir.

Cesarete her zaman vakar eşlik etmez. Ancak onunla değerlenir.

Güçlü ama sorumsuz, cesur ama savurgan…

Bu da bir seçimdir.

Hızlı ama eski

E-mail faksın, WhatsApp e-postanın daha hızlısı değil. Araban atın hız muadili olmadığı gibi, Tesla ve TOGG’un da içten yanmalının hız varyantı değildir.

Yarın hep durduğun o aynı ışıkta, birileri aynı acelecilikle dikiz aynanda belirecek…

Meseleleri hız, panik, ve hile…

Oyunları ise aynı.

Eski ama daha hızlı yine eskidir.

Sen farklı bir yönden bak.

İlk yüz

Birbiriyle ilgili olmayan verileri kusurlu bir korelasyonda bir araya getirdiğimizde batıl inanç üretmiş oluruz. Kırılan ayna veya siyah bir kedinin bize uğursuzluk getirmeyeceği gibi; gizli bir ritüel, işaret veya rakam yarışı kazanmanızı sağlamayacaktır. Üzgünüm.

Ölçmeye değer, karşılık üreten verilere odaklanmak zaman ve kaynak tasarrufu sağlar.

Evet, Cumhuriyetimiz 100 yaşında.

Ve fakat aynı Cumhuriyet:

-Dünya en iyi 100 üniversite listesinde yok.

-Mutluluk endeksinde 137 ülke arasında 106.,

-Demokrasi endeksinde 103.,

-Ekonomik bağımsızlık endeksinde 107.,

-Yolsuzluk endeksinde 101.,

İlk 100’e giren başarısızlıklarımız bugün kutladığımız 100. yılımız ile korelasyon içinde.

87 yaşındaki bana, Cumhuriyetimizin 150. yılının ne ifade edeceğini bugünden kestirmem imkansız. 100’ün dahi ne anlama geldiğini kavrayamıyorum.

Ancak şunu anlıyorum:

Cumhuriyetin daha 10. yılında “Fakat yaptıklarımızı asla kâfi göremeyiz.” deyip “Millî kültürümüzü, muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız.” hedefi koyan Atatürk’ün gerisinde kaldığımız vaka.

Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun.

Tenkit üzerine

Kritik ile ilgili üç içgörü:

1- IMDb’de neredeyse tüm değerlendirmeler “Zaman kaybı” ve “Tam bir başyapıt” kıskacında yapılır. Ve bu bir sorun değildir çünkü kritiğin doğası böyledir: Kritik iki kutupludur. Ortası yoktur.

2- “Kesinlikle beklediğim gibi değil!” eleştiri için ortaya atabileceğin uygun bir başlık değildir. Tenkit, bir fikri müessese aracıdır. Kişinin ne düşündüğü pek umrumuzda değildir. Münekkitsen eleştirin ancak ortak aklın ürünü olabilir.

3- Düşüncemi basite indirgemenin riskini alarak: Subjektif kanaatten korkan kritik edemez. Çünkü tenkit sadece gerçekle ilgilenmez. Gerçeğin özneyi neye dönüştürdüğü bir o kadar önemlidir. Bir elinde öykü diğerinde kritikle olguların peşine düşersen, insanların kendilerini kandırmaya ne kadar yatkın olduğunu görürsün.

Hayırlı hafta sonları.

Yarın ne olacak?

Geleceği doğru tahmin etmek türümüz için önemli bir göstergedir. Efsanelerin bilge adamları olacak olanla ilgili öngörüleriyle öne çıkarlar. Çünkü geleceği bilmek sizi sadece gizemli veya ruhani yapmaz. Öncü yapar.

Mamafih, türümüz geleceği tahmin etmede pek başarılı değildir. Efsanelerin bilgeleri de öyle. Rivayete yani öyküye hükmetmek, o başka bir şeydir.

Bugün politika faizini %35’e çıkardık.

Dün düşmesini savunan bugün aynı kararlılık ve hevesle yükselmesini kutluyor.

Çünkü öyküye hükmeden bunu telkin ediyor.

Dünün öyküsü değişti. Bugün yeni bir öykü ve yeni beklentiler var.

“Yarın ne olacak?”

Bilmiyorum. Ancak öykü geleceğe hükmetmeyi sürdürecek, bundan eminim.

30 Sayfa’yı öykünün gücünü özetlemek için yazdım. Satın almadıysan hala şansın var: Hemen satın al!