Malumun ilamı

Zafer ilan etmek, hedeflerine ulaşmakla ve tatminle ilgilidir.

Heyecan vericidir.

Sonuçların seni memnun etmediği veya hedeflerin gerisinde kaldığını düşündüğün durumlarda ise akameti yani yenilgini ilan edersin.

Her iki durumda da ilan kritiktir.

Eğer yoksa, ya hedeflerini iyi koymamışsın ya da ne istediğini bilmiyorsun demektir.

Bu yüzyılda koyduğumuz Cumhuriyetimizin 100. yılı hedeflerinden hiçbirini tutturamadık*.

Bugün, dünün başarılarını kutluyoruz: Âlâ, keyfimizi bozmayalım.

Yarın, bugünün başarısızlıklarını ilan edecek cesareti bulabilmemiz dileğiyle.

Zafer Bayramımız kutlu olsun.

*Siyasi ve Makro Ekonomik (İhracatta 500 milyar$ ve 25 bin$ Milli Gelir hedefleri gibi).

Gizlenmek bir strateji değildir

Audi müşteri temsilcisi ile aramızdaki diyalog:

Temsilci: Balatalarınızda bir problem gözükmüyor.

Ben: Sesin sebebi ne peki?

Temsilci: Gayet normal, A7’lerde bile çıkıyor (“Senin arabandan hayli hayli çıkar!” demek istiyor herhalde).

Ben: (Şaşırıyorum) Garip!

Temsilci: Audi, balataların içeriğindeki kanserojen maddeleri çıkardı. Bu daha çevreci bir ürün.

Ben: Çok gürültülü, tam çevreci sayılmaz ama…

Temsilci: Nasıl?

Ben: Aha…

Pratikte bir satışçının (Veya kapsamda pazarlamanın) önüne problem düştüğünde ona iki gözlükle bakabilir: Fırsat veya mazeret.

Çözülürse fırsattır. İletişimi, verilmiş sözü güçlendirir.

Lakin mazeret; gizlenmekle ilgilidir. Ve kolaydır. Bir çocuk bunu sadece perdenin arkasına geçerek yapabilir. Mesele görünmez olmak değildir.

Niyettir.

Yetişkinler ise bazen gizleneni üzmek istemedikleri ve bazen bir başka ihtilafa enerji bulamadıkları için olanı görmezden geleceklerdir.

Gizlenmek, bir strateji değildir.

Hayal kırıklığı devam ediyor...

Bu yazıyı yazdığım 22 Şubat’tan bugüne -maalesef- iyileşemedik. Daha kötüyüz:

Eleştirip, öfkeyle gündem konuştuğum zaman beni takip edenlerle etkileşim oranım %80’lere ulaşıyor.

Kızgınız. Ve hedef arıyoruz. Maalesef bu durumdayız.

Millenials ve Gen Z için sebepler aşağı yukarı tek bir başlığa sıkıştırılabilir: Hayal kırıklığı.

Hayal çok önemli bir aktiftir. Öykünün vaat ettiği vahadır. Tahammülün ödülüdür. Bu su birikintisi ulaşılamasa bile kurutulmamalıdır.

Kurutuldu.

Bugün sormamız gereken 3 soru şu:

Hayal kırıklığına yol açan bu süreç, dün doğru hissettirse bile, bugün devam etmeye değer mi? Unutma, yaptığımız neredeyse her şey yaptığımız o anda doğru hissettirir.

Yarın neyin önemli olacağına bugün kim karar verecek? Dün bizi hayal kırıklığına uğratanlar mı?

Zararın ölçeği

Herkes hata yapar, kısa vadeli düşünür, üşenir, öfkelenir, erteler, yargılar, kötü kararlar verir ve basiretsiz davranır.

Herkes.

Herkesin içinde ise mentorun, hocan, o çok sevdiğin liderin, patronun, canın baban, Süpermen ve sen* de varsın.

Eğer bu ‘herkes’ konusunda uzlaşıyorsak geriye sadece zararın ölçeği kalır.

*Kendin dahil kimseyi koşulsuz savunma.

"Sokak Hayvanları"

Nasıl evsiz veya yuvasız insan kavramına etik olarak karşı duruyorsak ve “Sokak İnsanı” kavramını kutsamıyorsak; aynısı evcil hayvanlar için de geçerli olmalıdır.

Nasıl “Sokak İnsanı” olmuyorsa “Sokak Hayvanı” da olmamalıdır.

Bu hayvanlar bu şekilde aşağılanmamalı, bu koşullarda yaşamalarına göz yumulmamalıdır.

Kendi ve çevreleri için oluşturdukları birçok tehlikeden bağımsız, bunun etik olarak doğru olmadığı konusunda uzlaşmamız gerekiyor.

New York’un Central Park’ında kır kurdundan rakuna, kızıl tilkiden sincaba kadar birçok vahşi hayvanla burun buruna gelebilirsiniz. Ancak asla başıboş evcil bir hayvan ile karşılaşmazsınız.

Her ne kadar evsizlik bazı gelişmiş ülkelerde bir yaşam biçimi olarak ortaya çıksa da genel itibariyle onur kırıcıdır.

Eğer hayvan sevginiz “Hangi koşulda olursa olsun hayatta kalsın!” evresini geçemiyor ve onurlarını kapsama almıyorsa; sevginizi gözden geçirmenizde fayda vardır.

Evet, Los Angeles’ın “Sokak İnsanları” krizi ve Türkiye’nin de akut bir “Sokak Hayvanları” problemi mevcuttur.

Eşit ölçüde onur kırıcıdır.

Çözülmesi gerekir.

Problem çok

“Problemlerden problem beğen…” çok doğru bir önermedir. Milyonlarca çözülmeyi bekleyen problem vardır.

Problem söz konusu olduğunda ise mesele zorluk veya çokluk değil, talip olmaktır. “Çözümsüz problem” diye bir şey de yoktur. Çünkü çözümsüzse problem değildir: Durumdur, sonuçtur.

Ve problemleri görmezden gelemezsin.

Problemler kendilerini göstermekte, göze sokmakta ve hatırlatmakta mahirdirler.

Ya çözersin ya da tükenirsin.

Seçim senin.

Orijinal olmak

Orijinal olmak ile orijinali takdir etmek, beğenmek ve anlamak arasında büyük fark vardır.

İkincisi olmadan birincisi yaşayamaz.

Birincisi olmadan ikincisi üretemez.

İkincisini birincisiyle karıştıranlar ise ucuz bir taklit kültürü üretir.

Zaman kaybeder ve kaybettirir.

Anlamak ve yapabilmek aynı şeyler değildir.

İşine odaklan.

Neofiller

IKEA sorun çözer. Zara ve Apple gibi. Ama Dua Lipa da öyle.

Çünkü bu isimler/markalar sadece temel ihtiyaçlarını gidermek için çalışmaz. İnovasyon yapar. Sen ise etrafındaki birçok kişi gibi bir neofilsin: Yani yenilik bağımlısısın.

O yüzden soğuk baklava diye bir ürün var.

O yüzden Dua Lipa’nın 43 adet Single’ı var.

Pazarlama sorun çözer.

Ve belki bugün en büyük sorun neofillerdir.

Önerecek yeni bir şeylerin yoksa geride kalırsın.

Kim iş başında?

Geliştirdiğin hünerlerin nedeniyle mi, yoksa sorumluluk almaktan kaçmadığın için mi iş başındasın?

Eğer hüner yani ustalıksa, öğrenmişsin demektir.

İkincisiyse yetenektir.

Birincisini herkes ikame edebilir. Çünkü herkes öğrenebilir.

İkincisi, genetik piyangodur.

Hangisinin iş başında olduğundan emin ol.

Kendini ucuza satma.