Zombilerden sonra

World War Z’de insanların zombi istilasına uğramış Kudüs’ten kalkan son uçağa binip canını kurtarmaya çalıştığı bir sahne vardır:

Herkesin sadece bulunduğu noktadan uzaklaşmaya çalıştığı; business, ekonomi, koridor veya cam kenarı kaygısı olmadan, yanında oturanın zombi değilse sorgulanmadığı bir uçuş ritüeli izleriz.

Uçağa binerken yaşadığımız anksiyete varış noktası ile ilgili değildir. Güvenlik kaygısı dışında bir sınıf meselesidir. Cem Yılmaz’ın meşhur “Bunu içmeden uçamıyorum!” şakası Pazarlama için çok önemli bir meseleyi konseptleştirir. Pazarlamanın en iyi yaptığı ve yapması gereken işlerden biri sınıflandırmaktır. Evet, kompartmanlar birer illüzyondur. Ama yüksek fiyatlanır.

Müşterinin neyi içmeden uçamadığını tespit etmek pazarlamanın işidir.

Eğer körükte zombiler tarafından kovalanmıyorsak, daha iyi hissetmekten başka nasıl bir kaygımız olabilir?

Pazarlama, karşılığında iyi hissettirir.

Kazandırır. Kullan.

"Coğrafya kaderdir..."

Fırsatların eşitliği sağlanması kolay bir adalet değildir. Çok komplekstir.

Anlaşılır da bir bahanedir: Afrika’da doğan bir çocukla bir Amerikalının olanakları bir değildir. Olamaz.

“Coğrafya kaderdir…” klişesini sevmem ama coğrafya, en az sağlıklı doğum kadar belirleyici bir faktördür.

Maalesef, herkes için fırsatları eşitleme şansımız yok. Ve bu yazı bir bahane manifestosu değil, bir açıklamadır. Çünkü açıklamaların aksine bahaneler pek iş görmez. Çünkü bahaneler neredeyse her zaman bir şeyler yapmamak için gerekçe inşa eder.

Coğrafyadan kaçamazsın.

Bahanelerden kaçınabilirsin.

Yeni anayasa

Yeni anayasa üzerine yeniden konuşuyoruz.

Yeni bir anayasaya ihtiyacımız olduğunu düşünmüyorum. Öncelikle yeni bir ülküye ihtiyacımız var. Çünkü aynı vizyonla yeni bir anayasa yazamazsınız. Ama yeni bir bayrak, arma veya meclis tasarlayabilirsiniz. Bunlar kolaydır.

Ülkü; kültürünü, pratiklerini veya markanı yeniden inşa ederken üstüne çalıştığın o bir sonraki şeydir.

Önemli bir şeydir.

Tasarımdan önce gelir.

Geleceği satmak

Türkiye’deki enflasyonun Dünya’da bir benzeri olduğunu düşünmüyorum. Bu sadece bir fazla kâr etme trendi değildir.

Mesela yüksek fiyatlandırmada sınırların korunması bir algı meselesidir. Değeri artan şeylerin fiyatı da artar. Anlaşılırdır. Peki değerin arttığını nasıl anlarız? Arzda sorun vardır, sanatsal değer katlanmıştır, gelecek vaat eden bir start-up’tır vs.

Üstü hava altı toprak bir otoparkın park değeri 1 yılda %400 artamaz. İmkansızdır.

Buradaki içgörüm şu: Geleceği satıyoruz. Gelecekle uğraşmak zorunda bırakıldığınızda ise asla doğru cevap veya bariz bir seçenek yoktur; her şey aşırı pahalıdır. Ta ki, öyle olmadığını anlayana ve çakılana kadar.

İşimiz zor.

Zaruret

Zaruret olan ama dün görmezden geldiklerimiz hep pazarlamanın konusu olmuştur.

Esans, Pazarlama için ince görmek ve önemsemek kavramları etrafında örgülenir.

Getir, dün niş bir konseptken bugün vazgeçilmezdir.

Ve mucitlik, teknolojik gelişimle her zaman korelasyonda değildir.

Yüzyıllık pisuvar son on yıldır sıçratmaz.

Genellikle çözüm basittir.

İnce görmek ve önemsemek gerekir.

Hayırlı haftalar.

Re: Zamanı şimdi

Bu yazı Ağustos 2021’de yazıldı… Sence ne değişti?

Neredeyse her konuya şu iki önermeden biri ile yaklaşırsın:

“Zamanı geldi!” veya “Zamanı şimdi!”

Birincisi seçenek sunmaz. “Zamanı geldi!” dedirten her hadise ve koşul seni olası tek bir aksiyona zorlar ve başka bir çıkış yolu önermez. Yaşadığımız orman yangınları gibi.

İkincisi daha güzel bir alternatif ve daha doğru bir yaklaşım önerir. “Zamanı şimdi” çıkışı; ihtiyat, öngörü, araştırma ve hazırlık gerektirir.

Mesela olası bir İstanbul depremi için önlem alıp hazırlanmanın zamanı şimdidir.

Zamanı geldiğinde çok geç kalmış olabiliriz.

Otantik ambalaj

Otantik ambalaj işe yarar mı?

Bu soru hem satış hem de pazarlamanın konusudur. Çünkü bugün verdiğim örnekteki peynirin kutusu da bir üründür ve satılır. Pazarlamanın ise ilgilendiği meseleler etki, amaç ve gereklilik olarak üçe ayrılabilir.

1- Etki/izlenim dikkat çekmek ile ilgilidir: Önemlidir. Pazarlama dikkat hasat eder. Hep konuşuruz, biliyorsun…

2- Amaç: Orijinallik/otantizm neyi hedefler? İlgili midir? Hedefiniz ürünün doğal olduğunu anlatmaksa, bunun daha anlamlı ve kalıcı yolları olduğunu düşünüyorum. Alaka ise genellike zorlamadır: Siz isterseniz kurulur ve görecedir.

3- Gereklilik: Yan ürün kullanılır mı? Tekrar kullanılır mı? Bu Royal Dansk kurabiye kutusu, içi iplik ve iğne dolu bir levazıma mı dönüşecektir? Yoksa sadece süs müdür?

Bu üç başlık da konuştuğunuz kitleyi ne kadar tanıdığınız ile doğrudan bağlantılıdır.

Kitleniz gelir ve eğitim düzeyi düşük bir platodaysa ürünün cazibesi ‘ekstra parça’, ‘yeniden kullanım’ ve ‘sentetik lüks’ gibi kavramların etrafında şekillenecektir. Eğer orta gelir, iyi eğitim ve yüksek farkındalık düzeyinde tartışacaksak gereklilik ve amaç sorgulanacaktır: Bu durumda muhtemelen konuşma diliniz yadırganacak, atık ve israf gibi nosyonlar ön planda olacaktır.

Ve nihayetinde bu seçimleri yapıp rafları doldurmadan önce şu soruyu cevaplamanız gerekecektir: Müşterimiz, ahalimiz ve çevremiz için mi, yoksa kendimiz için mi?

Tedbir

“İstanbul’da yollar göle döndü!”

Yağmurun geleceğini biliyorduk. Bu manşetin atılacağını da.

Tahmin ve tedbir kısa vadede bağıntı üretebilecek kavramlar değildir.

Güzel ve doğru öngörüler yapmak önemlidir. Ancak tedbir yani önlem, tasarım veya planlama kültürün konusudur. Ve bu dünden çok önce başlar.

Kural dışılık

Çengelköy sahil yolundan 1. Köprü için sabah trafiğine girenler bilir: Yalıboyu’ndan köprüye kadar tek şerit kuralı çalışır. Eğer aldanıp boş görünen şeritten ilerlerseniz köprüye katılım şansınız neredeyse sıfıra düşer. Burada kafadan dalma çalışmaz. Denerseniz büyük tepki görürsünüz. Güçlü bir teamül hakimdir.

Ve eğer konuya yabancıysanız, geçmiş olsun, istisna uygulanmaz.

Aynı bunun gibi, doğru ve güçlü pratikler sosyal için hayatidir.

Mutlaka, istisna yani kural dışılık önemli bir şerhtir. Gereklidir de (Hamile bir kadının X_Ray_ cihazından geçmemesi, doğru bir istisnadır.). Ancak istisnalar teamüllerin önüne geçmemelidir. Geçerse toplum adalette sınıfta kalır.

Sizi bilemem ama bana uzun bir süredir biz böyle bir toplummuşuz gibi geliyor.

  1. Köprü Beylerbeyi girişi hariç.

Pazarlama problemi(?)

Pazarlama problemi diye bir şey olmaz. Olamaz. Pazarlama vardır veya yoktur.

Evet, masaüstü monitörünü hizalamak için altına koyduğun kitap, defter bir problemdir: Pazarlamanın olmadığını gösterir. Pazarlama, masayı dengelemek için altına sıkıştırdığın kağıt parçası değildir. Masadır, zemindir, sandalyedir, monitördür, duruştur.

Pazarlama problemin olmaz.

Olamaz.

Pazarlaman vardır veya yoktur.