Rekabeti tanımla

Önemli olan kime karşı rekabet ettiğin değil, nasıl rekabet etmeyi seçtiğindir.

İsterse karşındaki Koç olsun…

Kaliteyle mi? Fiyatla mı? Hızla mı?

Dibe doğru mu? Yoksa yukarıya mı?

Nasıl rekabet etmek istediğin iş modelinin kilit noktasıdır.

Henry Ford arabayı, Ray Kroc hamburgeri ve Mark Zuckerberg sosyal medyayı icat etmediler.

Ama rekabeti dolayısıyla pazarı yeniden tanımladılar.

Kuralların paradoksu

Kurallara uymamak yorar.

Türkiye’yi çok yordu.

Trafikte yorgunuz. Ekonomide yorgunuz. Tepeden tırnağa yorgunuz.

Kural, ilke, kaide veya usul adına ne derseniz işe yarar. Yazılı veya değil, bu ilkeler fevri olana zül gelse de aksi yönde davranmanın olumsuz etkileri kendini uzun vadede gösterir.

Bana göre bugün, o uzun vadeyi deneyimliyoruz.

Bencil zorbaların ilkeleri yıktığı ve uysallara bu trendi takip etmekten başka çare bırakmadığı bir sosyal habitatın içindeyiz.

Doğru kuralların ise ilginç bir paradoksal huyu vardır: Bir müddet konfor için kurallara uymamak, sizi daha katı kurallara uymaya zorlayacak koşullara taşır. Ilımlı kurallara karşı düşük olan toleransınızın ise katı kuralların karşısında şansı kalmayacaktır.

Ekonomide geç uyguladığımız faiz/para politikası meselesini düşün: Kuralları çiğnedik ve bugün artık dünden daha katısı bile işimize yaramıyor. Ve bizim sabrımız tükenmiş durumda.

Bürokrasimiz zorba bir azınlığa ön verdiği için pişman mıdır? Bilemem.

Ama artık çok geç. Kuralların paradoksu iş başında.

Sınırları zorlamak

Sabiha Gökçen havalimanı 6 Ağustos’ta yolcu sayısında bir rekor daha kırdı.

Bir günde 131.052 yolcu uçurdu.

Bu havalimanında son uçuşum 28 Temmuz’daydı. Hem bina girişi hem de körük öncesi güvenlikten çantamdan MacBook’umu çıkarmadan geçtim.

Hatta 2. güvenlikte elimde Starbucks kahvem ve sırt çantamda 0.75 L suyum vardı.

Güvenlik beni durdurmadı veya uyarmadı. Çünkü Sabiha Gökçen; 131 bin 52 yolcuyu hassas güvenlik denetimlerinden geçirebilecek kapasitede bir havaalanı değildir. Yapmaya kalkarsa çoğu yolcu uçuşunu kaçırır.

Kapasitenizin üstünde iş yapmak bir özveri meselesidir. Ancak taviz veriyorsanız özveriniz tehlikeli ihmallere dönüşür.

Sınırları zorlamak güzeldir.

Motive eder.

Büyümeyi teşvik eder.

Ancak ne pahasına?

"Ağzı olan konuşuyor..."

Mete Gazoz Olimpiyat altın madalyasından sonra Dünya Okçuluk Şampiyonası’nda da birinci oldu.

3 yıl içinde 2 önemli birincilik elde etti.

TV ekranlarımızda bu sporla ilgili konuşan, saatlerce tartışan ve eş zamanlı canlı yayın yapan hiçbir programa denk gelmedim. Buna karşın, son 3 yıl değil, son 100 yıldır milli takımın hiçbir Dünya şampiyonluğu elde edemediği ‘futbol’ neredeyse her hafta 200 saatten fazla tartışılır.

Okçuluk ile ilgili hiçbir şey bilmiyorum. Bilmiyoruz. Ama şampiyonuz.

“Ağzı olan konuşuyor…” ne güzel bir slogandı.

Tebrikler Mete. Var ol!

Kusurlu müşteri

Havaalanında uçtuğunuz kapının son dakika değişikliği bir sürpriz değildir.

Olağandır. Beklenendir. Değişebilir. Havalimanları bu şekilde çalışır.

Uçuşunu bu ihtimale hazır olmadığın için kaçırmış olman işletmenin değil, senin problemindir. Ama yine de işletme senin mızmızlanmanı dinlemek ve uygun tonda cevap vermek zorundadır. Çünkü bu da onun problemidir. Sen binaya adım attığın andan itibaren onun sorumluluğudur.

Evet, kusurlu müşteri zor profildir. Lakin tezgah açmak bunu göze almayı gerektirir.

Bu bir “Müşteri her zaman haklıdır” lakırdısı da değildir. Çünkü bu ifade meseleyi kişiselleştirir. Ürünü, hizmeti ve iletişimi kişiselleştirebilirsin. Ancak sorunları değil.

Sorun söz konusu olduğunda sen bir taştan farksızsın: Öfkelenmezsin, kırılmazsın, alınmazsın…

Hayırlı haftalar.

Kulağı tersten tutmak

Kulağı tersten tutmak veya göstermek…

Bu ifadeyi duymuşsundur. Bunu sandığından çok daha sık yaparız. Zor veya pratik olmayan yolu seçiyormuşuz gibi görünse de aslında olan tam tersidir. Kolayı seçeriz. Hataya düşme, bu deyim bir tariftir ve kısa değil, uzun vadeyi tanımlar.

Mesela, bugün arabaları oto pilota bağlama çabası içindeyiz. Oysa zaten oto pilotta çalışan harika bir vasıtayı arabadan çok önce icat etmiştik: Tren. Şehirlerimizi bu aracı en efektif şekilde nasıl kullanabiliriz üzerine düzenlemek yerine her yeri arabalarla doldurmayı seçtik. Yani kulağı tersten tuttuk. Ve şimdi; hareket edemiyoruz, öfkeliyiz ve çok çirkiniz.

Bugün trafikteki öfke ve cinnet halimiz, şehirlerimizi kötü şoförler istila ettiği için değil, şehir tasarımlarımız tam bir fiyasko olduğu içindir.

Ve kulağı zeki olmadığımız için değil; kolayı sevdiğimiz, doğru olanı göz ardı ettiğimiz ve uzun vadede kendi yarattığımız problemleri çözmeye bayıldığımız için tersten tutarız.

Bu bir olgudan fazlasıdır.

Bizim tabiatımızdır.

Ötekileştirme

“Narsistliğiyle öne çıkan 3 burç sıralandı” -Sözcü

Sözcü aynı başlığı burç yerine 3 ülke, 3 millet, 3 ırk veya 3 cinsel yönelim olarak verse Dünya ayağa kalkar.

Ancak burç kimliğine saldırmak çoğunluğu gücendirmeyecektir. Her ırkçı eğilim ise azınlığı kutuplaştıran ve infaz eden benzer genellemelerle başlar.

Bu bir “Sizi beğenmiyoruz!” kritiği değildir. “Siz kötüsünüz!” stereotipini kurumsallaştırma çabasıdır.

Bunu özgün bir gruba yapan herkese yapar.

Bu bir ötekileştirme kültürüdür.

Dikkat etmeniz gerekir.

Artık

“Artık çok geç!”

Geç olup olmadığı artığı nereden başlattığınla çok ilgilidir.

Dünse bugün denemedin demektir.

Kastettiğin bugünden itibaren ise yarının ne getireceği meçhul.

Artık yani geriye kalan; geç olanı tanımlamak için uygun bir ek değildir.

Afaki

“Kredi Kartı Geçersizdir!”

Okunacak bir ikaz değildir. Çünkü umulan, yani olası değildir.

Bu kadar geri kalmış veya hareket etmemeyi tercih etmiş olman bizim beklentilerimizin çok ötesinde kalır.

Enfüsi olmayan beklentilerimizi karşılamak istemeyebilirsin. Ve bu hakkındır.

Ancak afaki davranan sensin.

Bu durumda tabela asarak yırtamazsın.

Konuşmalısın.

Sistemler

McDonald’s’ta şikayet edeceğiniz veya övebileceğiniz bir şef yoktur.

Şef, sistemdir. Eğer sorun varsa sistem çalışmıyor demektir.

Sistemler standartlar getirir. Sürprize yer yoktur.

“Büyük farklar yaratacak küçük dokunuşlar…” ise sistemlerin değil, kişilerin işidir.

Hangi yoldan gideceğin sana kalmış.