Yarı noktası

Gün 160.

Yarı noktasına 22 gün kaldı.

Hâlihazırda bir geri veya ileri sayımın yoksa bugün başlayabilir.

İkisi de taahhütle ilgilidir.

200’e ulaştığımda şunu başarmış olacağım, 300’de diğerini.

365 bir sayı, Pi de öyle.

Anlam üretmek senin elinde.

Prensipler

Bugün Mısır’da kaynağı belirsiz Dolar’la polis kontrolüne yakalansanız uyuşturucu ile yakalanmış olmaktan çok daha kötü muamele görürsünüz.

Bu devletin suça yaklaşımındaki ikiyüzlülüğüne verilebilecek en güzel örneklerden biridir.

Bu nedenle güçlü devletler değil, güçlü prensipler inşa etmeniz gerekir.

İkisi arasındaki farkı kavrayamayanlara karşı, toleransım düşüktür.

Veda

Bugün bu Blog’ta ‘veda’ kelimesi ilk defa yazılıyor.

Anlamını tam kavrayanlar için zor bir konsepttir.

Uzun yıllardır sürdürdüğüm önemli bir iş ilişkim için bugün, veda zamanı.

Çok üzgünüm.

Ama aynı zamanda mutluyum. Çünkü ilk merhabayı çok iyi hatırlıyorum.

Ve eğer veda ile yüz göz olmak zorunda kalacaksanız, bana öyle geliyor ki, bunu merhaba derken ortaya koyduğunuz özveri, dürüstlük ve dikkat ile eşdeğer tutmanız gerekir.

Çünkü samimi bir veda yeni ve güçlü bir merhabadır.

Ne zaman geri döneceğinizi asla bilemezsiniz.

Anlaşamıyoruz

Çok normaldir.

Anlaşabiliyor olmamız şaşırtıcıdır.

Aksi değil.

Bu olası sözleşme durumu da ekseriyetle bir denge meselesidir.

Ve neredeyse hiçbir zaman %100 değildir.

Biriyle anlaşıyor olmamız ile ona karşı duyduğumuz saygı ve sevgi arasında ise korelasyon yoktur.

Saymak ve sevmek için ön koşulun anlaşmaksa samimi değilsin demektir.

Bir etiketin öyküsü

Bir arkadaşım pahalı bir şarap etiketini ucuz bir şarap şişesine yapıştırıp, şarap gurmelerinin kandırıldığı bir vaka anlattı.

“Pahalı olan şişe daha iyi mi değil, yoksa gurmeler mi fos?” diye sordu.

İkisi de değil.

Pahalı şişenin öyküsü çok daha iyi ve çok daha güçlü.

Ve eğer öykünün damak tadından, gözünle görüp kulağınla işittiklerinden daha az önemli olduğunu düşünüyorsan fena yanılıyorsun.

Rasyonellik üzerine

Bazen insanlar akıl dışı olmakta inat edebilir. Ve irrasyonellik diğer birçok şey gibi bir davranış biçimine dönüşebilir.

Bu durumda davranışı anlamayı ve onu değiştirmeyi istiyorsan mantığa değil, arkasındaki hikayeye odaklan.

Neye inanıyorlar, ne arzuluyorlar ve neden korkuyorlar?

Evet, insandan beklenen rasyonel olmasıdır.

Ama kabul edelim; tutku, akıl dışında hükmeder.

İrade ve yargıları aşan bu güçlü çoşkunun yakıtı ise öyküdür.

Köpük

Araba reklamlarının çoğu; parlak fikir, inovasyon, değişim veya gelecek temalıdır.

Oysa araba endüstrisi neredeyse 70 yıldır köklü bir değişim gerçekleştirememiştir.

Arabalar hala şehirler için en büyük sorunlardan biridir. Dünya’da hala yılda 1 milyon kişi trafikte hayatını kaybetmektedir. Bu endüstri ne enerji ne de etkinlik gibi problemlere anlamlı çözümler üretememiştir.

Pazarlama da diğer birçok konu gibi konuştuklarınızla değil, yaptıklarınızla anlam kazanır.

Yakışıklı logolar, sloganlar, klişeler, reklamlar…

Ürünsüz; sadece köpüktür.

Limitler

Limitler gerçektir.

Dolayısıyla harekete geçiren ve gaza getiren klişelerin/kampanyaların çoğu gerçek hayatta işe yaramaz (“Yes, we can” veya “Just Do It” gibi).

Zaman bir limittir.

İnsanın kendisi; hevesleri, beklentileri, hayal kırıklıkları ve tüm gerçeklik algısıya birlikte bir limittir.

Okul bölgesi hız limiti 30 km/s’tir. Ve anlaşılırdır. Çünkü zıt bir davranış çok yüksek maliyetler getirebilir.

Her limit, karşılığında bir masraf hesabı yapar.

Aksini iddia edenlere karşı temkinli ol.

Limitlerini bil.

Hayırlı hafta sonları.

UFO'lar

Dün NASA ilgi çeken bir UFO bilgilendirmesi yaptı.

Sence hangisi daha şok edici olurdu:

Kainatta yalnız olmadığımızı öğrenmek mi, yoksa ucu bucağı olmayan bu evrende fark edilmiş olmak mı?

Yalnız olmadığımızı biliyoruz. Hayret ettiğimiz ve bizi heyecana gark eden fark edilmiş olmaktır.

Bu kadar karmaşanın ve sonsuzluğun içinde -hakkını verelim- zor meseledir.

Zor ihtimaldir.

İşte Pazarlama, mütemadiyen bunu yapar. Fark edilmeni sağlar.

Umarım barış için gelmişlerdir.

3 soru

George Washington 1797 yılında başkanlık görevinden ayrıldığında Avrupa’nın büyük çoğunluğu hala monarşiyle yönetiliyordu. Bu tarihten Osmanlı’nın dağılmasına kadar geçen 125 yılda ise ABD seçimle tam 29 adet başkan değiştirdi.

4 yılda bir seçim ve en fazla 2 dönem kuralı bir teamül olarak, yani anayasada yazılı bir kural olmaksızın 1945 yılına (Franklin D. Roosevelt’e) kadar gitti. Roosevelt II. Dünya Savaş’ı koşullarından istifade bir dönem fazla başkanlık yapmış oldu. Bu hadiseden sonra Anayasa’ya zorunlu 2 dönem kuralı işlendi.

3 soru:

-Washington neden monark olmayı seçmedi?

-İki dönem kuralı kanun olmamasına rağmen 136 yıl nasıl korundu?

-Ve bugün ABD neden hala 2 dönemde ısrarcı?

Bu soruların cevaplarını teknik olarak kelimelere dökemesen de biliyorsun.

Çünkü doğrunun farkındasın.

Çünkü yanlışı asırlardır tecrübe ediyorsun.

Üzgünüm.