Kopyacının kaderi

Daha önce hiç denenmemiş bir şey inşa etmeye çalışırken (Bu yeni bir fikrin dürttüğü bir yazı, bir resim veya bir endüstri ürünü olabilir) risk alırsınız.

Para, sağlık, zaman ve belki de dost kaybettiren bu tehlikeli süreç başarı gösterdiğinde fikri mülkiyet yani telif hakkını doğurur.

Bu özveri rallisine saygısı olmayan kişi veya toplum ise geri dönüşü olmayan kangren bir süreç başlatabilir.

Çünkü özveri görmezden gelinerek yapılan izinsiz her kopyalama sadece ürünü değil üretenin şevkini de öldürür.

Bu cinayet ise nihayetinde klon bir sosyal türetir.

İşte Çin ekosistemi bu kopyacı kültürün ürünüdür.

Ve hataya düşmeyin; özveri pahalı bir emtiadır. Bedelini ödemeyen uzun vadede kaybetmeye mahkûmdur.

Ayak uyduranlar

Nasıl giyindiğimizi, yediğimizi, dans ettiğimizi yani esasen beğenimizi çok sık değiştiririz.

Bunu kitlesel olarak yaptığımızda moda üretiriz. Ancak her kitlesel düşkünlük anlamlı değişimler getirmez.

Bugün moda, 50 yıldır içeriği değişmemiş tahin ve pekmezi pazarlayan bir markaya ürünün protein ve lif kaynağı olduğunu hatırlatır.

Eğer marka bunun üzerine konuşmaya başlarsa -ki başlar- değişmiyor ve değiştirmiyor

ayak uyduruyor demektir.

Modaya ayak uydurmak ise uyuşuk bir haldir ve kendini belli eder.

Mesela bu yüzden artık yeni iPhone veya Oppo’nun mikroskop kameralı akıllı telefonu bizi heyecanlandırmıyor.

Eğer moda olanı konuşuyorsan değiştirmiyorsun ayak uyduruyorsun demektir.

Ve sen karpuza protein koyup satmayı düşünen arkadaşım; unutma ki, moda en hızlı ayak uyduranları eskitir.

Kısaltmalar

Wardogs (2016)’da AEY adlı silah şirketini yeni kurmuş çiçeği burnunda patron Efraim ile satış ekibi toplantıdadır…

Bu sırada ‘Pazarlama Ders: 101’ tadında bir diyalog yaşanır (İzlemek için tıkla).

Her ne kadar hikayenin antagonisti aşırı tepki koymuş ve çirkin davranmış olsa da çok esas olan karşıt bir soru sorar:

-AEY ne anlama gelir ?

-Nasıl yani ahlaki olarak mı (?)

Çünkü gerisi Pazarlama açısından önemli değildir. Çünkü IBM’in ne anlama geldiğinin o aşamada hiçbir önemi yoktur.

Mesela CC’nin açılımı carbon copy dir. Bu e-posta teriminin açılımı connected copy desem itiraz etmezsiniz. Çünkü açılımın işlevselliğe etkisi sıfırdır.

İsimler, sloganlar, kısaltmalar…

Yaygın, anlaşılır ve işlevsel olması yeterlidir. Eşsiz, rakipsiz ve hatta anlamlı değil.

Kendinizi ve işinizi bu konularda hırpalamayın. Önemli olana odaklanın: Teslimat.

İnşa et

Bugün hayranlık duyduğumuz birçok ikonik yapı proje aşamasında yerden yere vurulmuş ve kabul görmemiştir.

Eyfel Kulesi, Golden Gate Köprüsü, Özgürlük Heykeli ve hatta çok sevilmiş Lincoln Anıtı’nın inşa süreci bir arapsaçıdır.

Yarın ne inşa etmeyi planlıyorsan bil ki aynı ayarsız, karşılıksız ve küflenmiş muhalefet sana da dur diyecek.

Durma. İnşa et.

Ben kimseyim

Unilever kozmetik ürünlerinde (Dove, Axe vs.) “Normal” ifadesini kullanmayacağını açıkladı. Bu ifadenin bazı tüketicileri dışlanmış hissettirdiği tespitini yapmışlar. Aferin Unilever.

Lakin artık neyin normal olduğu konusunda uzlaşamıyoruz. Bu çok bariz. Bazılarının normali sizin anormaliniz olabilir çıkışı haklı bir argüman.

Ancak normal ortak standartlar ile alakalı ve standarttan ziyade ‘ortak’ kabile olabilmenin ön koşuludur.

Pazarlama dikkat ve güven döngüsünde başarı sağladıktan sonra statüler oluşturur ve bunlar kabilelere evrilir. “Biz buyuz!” diyebilmek ancak ortak standartlar velhasıl normaller ile mümkün olabilir.

2000’in başında “Ben kimim?” sorusuna cevap arayan pazarlama artık “Ben kimseyim!” söylemi ile test edilecek. “Nasıl kimse olunur?” ise markaların önündeki en kritik sorudur.

Yeni normal yok, artık normal yok ve bu gayet normal(?)

"Biz hep böyle yapıyoruz..."

İyileştirmeden önce değişime ikna etmeniz gerekir. Bu ise işin en zor kısmıdır.

Çünkü “Biz hep böyle yapıyoruz…” bir arketiptir*. İkna olmaz.

Kadından o veya bu olamaz, kadın onu veya şunu yapamaz tipi önermeler “Biz hep böyle yapıyoruz”culara aittir.

Aslında bu tip sadece kadın ile değil kopya hafızasına itaat etmeyen tüm ötekilerle çatışma içindedir.

“Biz hep böyle yapıyoruz…” ile provokatif olmadan mücadele etme şansınız yoktur.

Ancak dikkat edin! İki tür provokasyon vardır: Meydan okuyan ve kışkırtan. İkincisi faydasızdır.

Birincisi değişime ikna etmek için mücadele eder. Sorunun ortak hafıza olduğunu ve güncellenmesi gerektiğini anlar.

Ortak hafızamız ise gelenek ve öyküler ile şekillenir. Dün yapılanlar bizim, bugün yapacaklarımız geleceğin hafızasını şekillendirecektir.

Gelin **“Nasıl daha iyi olur…”**cular yetiştirelim.

8 Mart kutlu olsun!

*Mesela: Geçmiş kolektif deneyimler.

İki söz

Peugeot “Unboring the future”* der ama arabalar yılda 1.3 milyon insan öldürür.

Cosmopolitan (Dergi) obez kadınları kapak yapar ve “Bu sağlıklıdır!” der ama Covid-19 en çok obezleri öldürür.

Pazarlama; isim, logo, slogan ve popülist klişeler tasarlamak/üretmek demek değildir.

Bana gelen 10 sorudan 9’u bu içerikleri kovalar ve bunlardan başlamayı talep eder. Bu tamir edilemez ölçüde hatalıdır.

Arkadaşlar, pazarlama güzel sözler verip tutma sanatıdır ve eğer yeni başlıyorsanız iki alternatif söz vardır:

1- Muadil üründen daha iyiyim.

2- İhtiyaç duyacağın yeni bir fikrim var.

Eğer bu sözlerden birini tuttuysan pazarlama başarılı olmuş demektir.

İsmin “Apple” ve sloganın “Think Different!” olsun; sorun çözmüyorsan, yalancıysan, klişeysen, popülistsen kaybedersin.

*Anlamca: “Gelecek sıkıcı olmasın”

Kötü organik

Amazon mobil uygulaması için seçtiği şu logoyu Hitler’i anımsattığı tepkisiyle geri çekti.

Zihinsel imgelerin dış etkenlere bu kadar tepkili olması durumu normal değildir. Bu ölçüde hassasiyet kişinin problemleri aşmada mesafe kat edemediğini gösterir.

İnsanların herhangi bir konuda hiçbir rasyonel dayanak olmadan uzlaşmaları ise büyük tehlike yaratır. Bu pazarlamayı (Fiyatlama, kalite, menşe vs. bağlamında) derinden ilgilendirir.

Mesela Dragonfish (Asian arowana) balığının 300bin$’a alıcı bulmasının arkasındaki primitif ve imgesel gerekçeler taklit edilemezdir yani organiktir. Ancak her organik olan iyi değildir.

Amazon’a gösterilen organik tepki de ilkeldir ve gerekçeleri absürttür. Tıpkı Dragonfish’e ödenen 300.000$ gibi.

Organik olan dogmatik olsa da kazanır. Direnmemek en iyi seçenektir. Keza Amazon teslim oldu.

Tok git

Homo-Sapiens gelişimi asimetriktir. Birileri Mars’a gitmeye çalışırken birilerinin açlıktan öldüğü bir ekosistem hüküm sürmektedir.

Ancak bu önerme bir tarafa türümüzün hakkını teslim etmek gerekir.

Doğa bizimle dost değil mücadele içindedir ve düne kadar öndeydi. Bugün ise mücadeleyi kaybetmek üzere olduğu vakadır. Bu noktada tür olarak yapacağımız seçimler gelecekte kim olup, nasıl hatırlanacağımızı belirleyecektir.

Son kertede analojimin üstüne çıkıp kendine bakarsan şunu görürsün:

Bazen yaptığın cesur seçimler temel ihtiyaçları görmezden gelir. Bazen kazanımların birilerinin kayıplarıdır.

“Mars’a gitme!” demiyorum. Git tabi ama tok git.

Hile kanserdir

Uyumlu Bol Dakika Paketi’ni 25,50₺’ye satın aldığım ve ilk faturası 34,30₺ gelen hizmet ile ilgili Vodafone müşteri temsilcisiyle aramızda geçen diyalog*:

Ben: Alo, merhaba. Bana sattığınız paket ile ilk faturam arasında 8,80₺ fark vardır. Sebebini öğrenebilir miyim?

Müşteri Temsilcisi: Merhaba, fiyat farkı vergilerden kaynaklanıyor.

Ben: Bu konuda neden paketi alırken bilgilendirilmedim? Neden fiyat etiketiniz 25,50₺?

Müşteri Temsilcisi: Sizi vergiler konusunda bilgilendirmek bizim sorumluluğumuzda değil.

Ben: Teşekkür ederim. İyi günler.

Bugün “Daha az beyaz ol!” diyen Coca-Cola ırkçı otomatları veya Nazilerden uyarlama sloganları için geriye dönük özür dileyebilir ve bu önemli değildir. Çünkü insanlar değişir ve her şeyden öte insanlar unutur; özellikle ortak işledikleri suçları. Ve her hâlükârda popülizmin kaderinde unutulmak vardır.

Ancak insanlar yedikleri kazığı unutmazlar ve sen alışverişte fiyat ile aldatıp sıyrılacağını düşünen arkadaşım: Coca-Cola kadar sevilmeyeceksin!

Metaforum bazısına “O kadar da değil!’” dedirtebilir. Lakin dikkat et; güven tek kullanımlıktır. Güvenen “Bana adil olacağına inanıyorum.” diyen kişidir.

Velhasıl güven kıran adaletsiz yani hilekardır. Hile ise ilişkilerin kanseridir.

*Hat yoğunluğundan dolayı İngilizce bölüme bağlandım. Aktardığım diyalog birebir yaşanmıştır.