Yalan ve sorumluluk

Haberin başlığı şu: “Fransız tenisçiye şikeden 20 yıl men.”

Bahse konu tenisçi Fransız Quentin Folliot. Haberin tam sayfa boy fotoğrafında ise Amerikalı tenisçi Taylor Fritz var. Haberin içeriğindeki en vurucu cümle şu: “Karşılaşmaları manipüle etmek için diğer oyunculara para teklifinde bulunmak.”

Manipüle etmek, yani “seçme, ekleme ve çıkarma yoluyla bilgileri değiştirmek.”

Haberi geçen Reuters. Kopyala-yapıştır yapan Anadolu Ajansı. Hiç arkasına bakmadan olduğu gibi araklayan NTV.

Bu haberi, şu sorunun cevabını vermek için alıntıladım: Neden?

Burada iki şey görüyoruz:

Birincisi, manipülasyon tıpkı yalan gibi, yıkıcı sonuçları milyonlarca kez kanıtlanmış olsa da insanlığın büyük bir bölümü için hâlâ maalesef sıradan bir kusur. İkincisi ise sorumluluk kavramı; burada “işini doğru yapmak” başlığı altında örneklenmiştir. Birçok insan için hâlâ kolayca üzeri çizilebilir bir yükümlülük.

Yalan ve manipülasyon gerçeği küf gibi kademe kademe tüketir.

Sorumsuzluk ise, üzerine inşa edilebilecek yalın herhangi bir gerçeklik için olası zemini ortadan kaldırır.

İkisi bir arada organizasyonlar, hükûmetler, milletler çökertir.

Hayatta veya değil

Hayatta olmak veya olmamak, iki en kritik durumdur. Diğer her durum, bu iki hâl karşısında anlamsızlaşabilir veya önemini büyük ölçüde yitirebilir. Hayatta olmak bize üzerinde çalışabileceğimiz birçok alternatif sunar. Hayatta olmamak ise en fazla bir “uğurlar olsun”dan ibarettir.

Hayatta: devam.

Değilse: tamamdır.

Hayatta: belki.

Değilse: hayırdır.

Hayatta: mümkün.

Değilse: imkânsızdır.

Hayatta olan, anlamlandırılabilir; yeniden konuşulabilir; bir sonrakinde yeniden denenebilir. Değilse, hiçbiridir.

Dolayısıyla hayatta olanlar olarak seçeneklerimiz çok.

Olmayanların tarafına geçmeden onlar gibi davranmayı bırak.

İşin tutkunu

Pazarlamanın müdahalesi olmadan bir kişinin bir şeyin tutkunu olması, pazarlama için gerçek bir altın madenidir. Tutkun, ilgili ürünü bir ritüel, hobi ve kimlik unsuru olarak konumlandırır. Bu kişiler sürekliliği, çeşitliliği, kaliteyi, bilgiyi ve deneyimi kovalar.

Eğer pazarlamanız ürününüzün tutkunlarına ulaşmıyor, onlarla konuşmuyor ve etkileşim kurmuyorsa büyük ihtimalle başarısız olacaktır.

Rastlantı olmaktan çık

Eğer rekabet senin için rafta ve tüketicinin zihninde değil de fabrikada başlıyorsa, bu işi yürütemezsin demektir.

Pazarlamanın en çarpıcı tarafı, rastlantı gibi görüneni rastlantı olmaktan çıkarmasıdır.

Markanı arayan değil, aranan yapar.

Ama her Pazarlama, ilk kullanıcısı için o yeni kiraladığın arabaya benzer; belki ilk birkaç saat içinde yer edemezsin.

Pazarlamayı önce anlaman, sonra da ona zaman tanıman gerekir.

Bekleme

Sadece bize elverişli görünen seçenekleri seçmek ve seçilmeyi beklemek…

Bu hafta ve bundan sonraki her hafta yapabileceğin en kötü tercihlerden olacaktır.

Birincisi, diğer adıyla kolayı ya da dayatılanı seçmektir. Oysa her zaman 3 hatta 183. seçenek mümkündür. İkincisi ise pasifizmi körüklerken kişiyi yetkisiz bırakır.

Sen seç ve bekleme; el kaldır, öne çık, sesini yükselt.

Kazanırsın.

Aksiyon öndedir

Aksiyonlarımız mı inançlarımızı, yoksa inançlarımız mı aksiyonlarımızı belirler?

Birçoğunun gözünde ihtilaflıdır.

Ancak veriler, birçok inancın önce davranıştan doğduğunu gösterir. Pew’e göre Hinduların %96’sı Hindu bir ailede doğmuştur; yani çocuk çoğunlukla ailesinin günlük pratiklerini “yaşayarak” inanca dönüştürür. Benzer biçimde, spor yapmaya başlayan kişinin zamanla sağlıklı yaşama daha çok inanması, davranıştan kimlik üretildiğinin en klasik örneğidir. Internet maruziyeti, özellikle 55+ yaş grubunda bazı sosyal ve siyasi tutumların değişmesine yol açabilmektedir.

Yani pasif bir aksiyon olan “maruz kalma” bile inancı değiştirebilir.

Aksiyon öğle veya böyle, her anlamda inancın önünde gider.

Onu belirler.

Aksiyonu neyin beslediği ise bu okumadan çok daha komplekstir.

Bildiklerimiz

“Bildiğimizi aslında yanlışmış” çağında yaşıyoruz.

Her gün, bir bilgimiz başkaları tarafından çürütülüyor. Bu debunking dedikleri kancalama yöntemlerinin çoğunun içi boş. Birçoğu seviyeli ve güvenilir kaynakların desteğinden yoksun.

İnsanın fikrini değiştirmesinde elbette hiçbir sorun yok. Ama önce bilmediğini öğrenmesi, doğru veya yanlış bildiğini de test etmesi lazım. Sosyal medya buna pek izin vermiyor. Ciddi bir aciliyet ve hassasiyet duygusu yaratılarak insanlar etkileşim uğruna yanlış yönlendiriliyor.

AI’ın orta vadede kökten çözeceğini düşündüğüm meselelerden biri de bu. Influencer olarak konumlandırılan birçok karakterin işsiz kalacağını ön görüyorum.

"Kıyamet senaryosu"

Türkiye’de gözlemlediğim ve başka ülkelerde birebir kıyaslama fırsatı bulduğum meseleler hakkında yıllardır yazıyorum. Özellikle son 10 yıldır savunduğum temel husus, ülkenin bir bütün olarak batmakta olan bir şirketi çağrıştırdığı yönündedir.

Kulağa absürt gelebilir; safsata bir kıyamet senaryosu olarak da okunabilir, itiraz etmem.

Çünkü bu, büyük ölçüde bir içgörüdür; ciddi şekilde yanılabilirim.

Ve nihayetinde yanılmamın bana hiçbir maliyeti olmaz. Ama haklı çıkarsam, büyük bir yıkımla karşılaşabiliriz.

2040’da dönüp buraya bakalım.

Büyük bir dönüşümün eşğindeyiz

Dünya ile rabıtasını koparmamış herkes bunu hissediyor. İyi okuyan, günceli sıkı takip eden ve insani ilişkileri güçlü olanlar ise bunu birebir görüyor.

Geçen biri IG’de şöyle yazmış: “Herkes nerede?” Ardından da “Farkında mısınız, Instagram boşaldı” demiş. Haklı. İçeride olanlar artık eskisi gibi iletişim kurmuyor, konuşmuyor. Veriler de bunu doğruluyor.

İnsanların içine çekilme ve sadece gözlem yapma süreci, aslında önemli bir göstergedir.

Peki bu ne anlama geliyor?

Artık sürecin bir parçası olmak istemeyişimizin arkasında, beklentilerimizin küçüldüğü ve anlamsızlaştığı gerçeği var. Ve sıkı dur: insanlar beklemediğin kadar AI ile zaman geçirmeye başladı.

AI bir araç olmaktan çıkıp bir entiteye dönüştüğünde kendimizi tamamen farklı bir dünyanın içinde bulacağız. O dünya da sandığımız kadar uzakta değil. 2035, beklentilerimizin aksine, yeni bir Homo sapiens’e ev sahipliği yapacak.

Devam etmez

The Matrix Revolutions (2003), Indiana Jones (2008), Terminator (2015) ve Gladiator (2024): Hepsi birer fiyasko oldu. Bu arada The Matrix Resurrections (2021) gibi “devamın devamı” işleri hiç konuşmuyorum bile.

İyi bir öykünün devamı çok ama çok nadiren anlam üretir.

Tekrar ise başkadır; aynı öykü nesiller boyunca ninelerimizin defalarca anlattığı masallar gibi yeniden ve yeniden aktarılabilir.

Pazarlama bu ikisini kesinlikle birbirinden ayırmalıdır.

Eğer elinizde “Top Gun: Maverick” gibi istisnai bir şans yoksa bir öyküyü bittiği yerden devam ettirmek büyük ihtimalle başarısız olacaktır.