Bilanço

“Bayram tatili bilançosu: 48 can kaybı, 6184 yaralı.”

Bugün konvansiyonel birçok savaşta 4 günde bu rakamlara ulaşılamıyor.

Trafik dünya genelinde yılda 1.35 milyon kişinin ölümüne sebep olur (Saate yaklaşık 154 kişi). En yaygın kanser türü olan göğüs kanseri saate 200 kişiyi öldürür.

Araba endüstrisine yöneltilen -yıllardır söylüyorum- “Çevre Kirliliği” kritiği buz dağının sadece görünen tarafıdır.

Ve bu ölümcül makineler pandemisi de -maalesef- bir Pazarlama ürünüdür.

Pazarlama öğretir

Bazen nadir de olsa pazar bizi eğitir. Ancak genellikle; herkesten biraz fazla önemseyenler ve o tek bir şeye odaklananlar hepimize öğretir.

Steve Jobs olmasa, bugün fotoğrafları çimdikleyerek büyütüyor olmazdık. Artık çimdikleme bir ihtiyaç. Çimdikledin, fotoğraf büyümedi: Öfkelenirsin.

Pazarlama, öğretir.

Bunun için önce önemser. Sonra kalite metriklerini belirler. Odaklanır. İnşa eder. Bozar. Tekrar inşa eder. Tekrar bozar. Bir daha inşa eder. Tatmin olur. Öğretir. Israr eder. İkna eder. Kolaylaştırır. Güzelleştirir.

Dün Bayram arasıydı. Blog’ta bu 1497. yazım*.

*Ben 10bin saatimi tamamladım. Emin olabilirsin.

Asgari

Bir açılışta uzun bir konuşma yapması beklenen Lincoln şunları söyler:

“Bana verilen görev, bayrağı göğe çekmek. Mekanizmada sorun olmazsa bunu yapacağım. Bayrak göğe çekildikten sonra onu orada tutma görevi halka düşecek. Konuşmam bu kadar (Gülüşmeler ve alkış).

Yarın bayram…

Bizden beklenen asgari mutlu olmak.

Bir fazlasını yapamıyorsan, bu bile yeter.

Mutlu Bayramlar.

Hurafeler

Hurafeler açıklaması gecikmiş olayların ürünüdür.

Bir bebeğin ateşlenmesinin nedenini çözemeyen hekim diş çıkarmasını bahane eder… Ve güneş tutulmasında kafası karışan Antik Mısırlılar; bunu yılan Apep’in Güneş Tanrısı’na saldırısı olarak yorumlar…

Her hurafenin mumu birileri çıkıp akıl ile yön gösterene kadar yanar.

Hurafeye bel bağlama: Üzülürsün.

Gündelik hatalar

Ölümcül hataları, diğer hatalardan ayırmak gerekir. Diğer hatalar her günün konusu ve insan olmanın gerekliliğidir.

Ölümcül hatalar ise bir gün veya anın değil, uzun müddet hüküm sürmüş sorunlu bir zihniyetin ürünüdür.

Sağlıklı bir işleyiş için ikisini birbirinden ayırmak gerekir.

Gündelik hatalardan çekinen mükemmelliği kovalamak ise büyük bir tuzak ve sonu mutlak hüsrandır.

Bu sefer

“Bu sefer farklı olacak!”

Neden?

Yeni bir yaklaşım, yeni bir buluş, yeni bir kültür mü söz konusu?

Yoksa sadece yeniden başlamak için fırsat mı doğdu?

T-shirt katlama

“LC Waikiki herkes tişörtlerini katlasın diye…” şöyle bir şey yapmış:

Bu haberi paylaşan bir gönderinin altında ilk ve en çok beğenilen yorum şu: “Hastasıyız böyle inovatif düşüncelerin…”

Bu bir inovasyon değil; aksine kağıt, kartuş, işçilik ve emek israfı. LCW ölçeğinde bir şirket için bu doğru bir Pazarlama sayılmaz.

Tişört katlamanın birçok kolay yöntemi var. Yetişkin birinin böyle bir kutuya ihtiyacı olduğunu düşünmüyorum.

Eğer gerçekten böyle bir talep varsa, bu durumda LCW için güzel Pazarlama: Tüketicisine nasıl yapılacağını öğretecek eğitici deneyimler inşa etmesi olur.

Size bir örnek: 2 saniyede T-shirt nasıl katlanır (İzle)

Tercihli sorumluluk

Cem Yılmaz’ın meşhur “Bizde sanatçı sürünsün isterler…” sözü çok anlamlıdır ancak kullanıldığı kontekst bakımından hatalıdır. Evet, genellikle yaratıcı beyinlerin kompleks hayatları olur. İlişkileri çalkantılı ve çıktıları genellikle sorunludur. Ancak bu doğal bir prosestir. Yaratıcılık bu kaostan beslenir. Bu onların yaşamayı tercih ettiği değil, mecbur kaldıkları bir haldir.

Daha önemlisi: Sanat van Gogh’un veya Dostoyevski’nin sorumluluk bilinciyle seçtiği bir yol değildir. Varlıklarına anlam katan tek yol odur.

Sorumluluk devralmak ise -seçimlere giren siyasiler gibi- bilinçli bir tercihtir. Yetkiyi, karşılığında hayatlarımızı daha iyi duruma getirmek için talep ederler. Ve evet, beklentimiz onların 7/24 sorumluluk bilinci ile çalışıp sürünüp gitmeleridir.

Biz sanatçı sürünsün istemeyiz, bu sanatçının kendi tercihidir.

Siyasileri ise gün yüzü görmemeleri için seçeriz.

Aksini düşünüyorsan; II. Mehmed, Napolyon, Churchill, Lincoln ve Atatürk okumamışsın demektir.

Ne zaman değişti?

Değişim genellikle kademeli gerçekleşir. Ve hakimiyet kurduğunda sanki anlıkmış ve hep buradaymış gibi hissettirir*.

Ancak asla öyle değildir.

Bir politikayı, işleyişi ve hatta saç stilimizi değiştirmeyi düşündüğümüzde; herkesin bunu fark edeceğini ummak kolaydır. Oysa insanların değişime adaptasyonu ve onu fark edişleri zannettiğinden daha çok zaman alır.

Evet, belki Internet on dakika önce ne olduğuna fokuslanmanı istiyor olabilir, iş gören değişim ise en az on yıl önce başlamıştır.

Birkaç adım geri at ve bir daha bak!

Bugün konuştukların kaç gün önce değişti?

*Bkz. yeni seçim sonuçları sendromu.

Niyetin ne?

İlginç gelebilir ama niyet güçlü bir öykü örücüdür ve parçası olduğun öyküden daha belirleyici hale gelebilir.

AKP pazarlamasının son fiyaskosu bu niyet-öykü çatışmasının bir ürünüdür.

Gözden kaçırdığımızı düşünüyorum: Biz pazarlamacılar “Öykün ne veya ne olsun istersin?“den önce “Niyetin ne?“yi sormamız ve anlamamız gerekiyor.