Ne yaptı?

“Kim yaptı?” kitle için neredeyse her zaman “Ne yaptı?“dan daha önemlidir. Sıradan* bir vatandaşın skandalı olmaz.

Bu arena tutkusu ve statları dolduran coşkunun arkasında genellikle ‘gerekçe’ yoktur. “O mu demiş!” o zaman doğru, “O mu giymiş?” o zaman aynısını alalım: İyi çalışan bir Pazarlama kaldıracıdır.

Ama pazarlamanın yapmak için yola çıktığı, belki de varlığının en temel sebebini görmezden gelir: Kimlik inşa etmek.

Kimlik “Kim yaptı?“dan ziyade “Ne yaptı?” sorusuna odaklanır.

Mesela Harley-Davidson böyle bir markadır. Ve Kim Kardashian tam tersi.

*Sıradan, herhangi bir özelliği olmayan demek: Bu kalıbı hiç sevmem, çünkü herkesin mutlaka kendine has bir özelliği vardır. Sıradan vatandaş yoktur.

Mükemmel logo

London’un metro logosu* mükemmeldir. Apple’ınki güzel.

Birincisi mükemmeldir çünkü bir ikona dönüşmüştür. Böyle olması için ise birçok faktör vardır: Öncelikle bir metro işletmesinden beklenmeyen incelikte bir yaklaşım söz konusudur. Tamamiyle yenidir. Ondan sonra; güçlü tipografiyle, orijinal bir perspektifin hayat verdiği sağlam bir ilinti inşa edilmiştir. Okunur ve okunan sadece anlaşılır değil, estetik ve görünürdür.

Pazarlamanın logoyu değil, logonun pazarlamayı taşıdığı -motamot- nadir işlerden biridir.

Bir kuyruklu yıldız kadar az görünür.

Üretmek için peşine düşmemek gerekir.

Zaman kaybıdır.

*Tasarımcı: Edward Johnston (1872-1944).

En sağlıklı bağlantı

“Ben bunu yapacağım, sen de bunu yapacaksın.” her sözleşmenin en açık noktası olmak zorundadır. Bu kadar kısa ve kalın. Bu bağlantı, her sağlıklı ekonomide insanların birbirlerinden ne bekleyeceklerini anladıklarında gelişir.

Aksi, öncelikle verimsizlik: Devamında ise tatmin olmamış tarafların inşa ettiği bıkkın bir ekosistem olur.

Net olun. Şunun gibi:

Ben yazıyorum, siz okuyorsunuz.

Bu kadar basit.

Zamanı anlamadan gitme

Zamanla aramızın iyi olmadığı kesin.

Onu kullanmakta tam manasıyla ustalaşmış hiç kimseyi tanımadım ve okumadım. Çünkü hiç kimse son kertede, ona verilmiş zamanın yeterli olduğuna kani değildir.

Zaman yetersizdir. Kıttır.

Bolmuş gibi kullananlardan kaç. Aranı boz.

Senden çalanlardan -zamanın varsa- intikam al.

Kazandıranlara ise ömür boyu minnet duy.

Motivasyon satanlar

Bugün ekran temizleme mendili satın aldım.

İhtiyacım var mıydı? Hayır. Nasıl derler, herkesin evindeki malzemelerle çözülebilecek bir sorundu. İhtiyacım olan şey, asıl satın aldığım sebepti. İşim yoğun ve ekranım bir müddettir kirli. Ancak çalışma alanımda silecek motivasyonu bulamadım: Para verip aldım.

Bazen, ürünü değil sebebi satın alırız. Bu spora başlamaya hazır değilken, spor salonuna üye olmaya benzer. “İhtiyaç mı, arzu mu?” sorusunun ortasında duran kritik bir konumdur.

Sebep veya motivasyon sattığında bunu bil ve “Ürünüm gerçek bir ihtiyaca nasıl dönüşebilir?” üzerine kafa yor. Ve ucuz ol.

Çünkü unutma ürüne para vermiyoruz, gerekçe satın alıyoruz.

Karşılıklı ol

Beklenti öldürür.

Tahminden/öngörüden çok farklıdır.

Bir sefer, karşılıksızdır. Bir sözleşmenin değil, tek taraflı -ekseriyetle bencil- arzuların ürünüdür.

Tek yönlüdür. Kurgulayıp kendini kapana kısılmış hissediyorsan 3 tavsiye:

-Kısa yolların sana kolay çıkışlar inşa edeceğine yönelik beklentilerini azalt. Uzun, meşakkatli ve fakat doğru olan yola sağlayacağın katkıların üzerine beklentilerini artır.

-Sana cömert davranan insanlardan daha fazlasını koparmak için oluşturduğun beklentilerini imha et. Ben nasıl denk veririm üzerine beklentiler yükselt.

-Seni bir peri masalına inandırmış ve tükettiğin o öykülerden beklentilerini azalt. Gerçek, somut hedeflerin gücüne dair beklentilerini güçlendir.

Başarı olmaz

Yaratıcı işlerde başarı ölçü birimi yoktur. Çünkü yaratıcılık çerçevesizdir: Ne başı ne de sonu vardır. Da Vinci için Mona Lisa belki bir kontrol noktasıdır, bir başarı değil. Başarı ancak hayallerinle gerçek eşleştiğinde kutlanabilir ki, bu meslek için böyle bir münasip düşme mümkün değildir.

Başarı? Podyumda bir üst basamakta durma veya o son çizgiyi geçme hissi?

Bunun için bu meslekteysen, vakit varken geri dön.

Değilsen, Outfit’ten Leonard’ın şu sözlerini hatırla:

“Mükemmel değil. Bununla barışık olman gerekir. Nasıl? Şöyle: Tezgahın başına oturursun, aletlerini ortaya dökersin ve yeniden başlarsın!”

Gündem

Çoğunlukla gündem yazmıyorum. Çünkü gündem genellikle viral olanla ilgildir. Viral olan ise -biliyorsun, hep konuşuruz- anlıktır. Tekrarı yoktur. Viral üzerine öykü inşa edemezsin, tutmaz.

Öykü tam bir “Roma bir günde inşa edilmedi…” metaforunun merkezinde durur.

Ticaretin yolunda gidebilir ve sosyal medya bir kaldıraç gibi seni viral yapabilir. Bu durumda “Marka oldum!” yanılgısına kapılma. Etrafta bu tiplerden çok var. Ve yine hatırlatayım, bu bir ölçek meselesi değildir. Lokal kalıp da markalaşabilirsin, şaşırmam. Evet üzer ama olağandır: “Kurukahveci Mehmet Efendi” gibi.

Bu Blog’u takip etmen için birçok nedenin olabilir. Hepsine hakim olamam ama küçük bir tavsiye: Gündeme düşmeden günü anlamak istiyorsan okumaya devam et.

Mutlu bir pazar olsun.

Aynışım

Apple’ın yeni iPad Pro’nun inceliğine vurgu yapmak için hazırladığı reklam filmi; beğenildi, tiye alındı ve nihayetinde işi bilen herkese “Apple prodüksiyon yapıyor abi!” dedirtti.

Ta ki…

Apple’ın bu fikri 2008’de yapılmış LG’nin telefon reklamından arakladığı öğrenilene kadar.

LG’nin reklamını izlediğimde ben de hatırladım. O dönemde de -rastlantı- LG kullanıyordum, iPhone kasırgası ise yeni kopuyordu. Kendime LG adına şunu dediğimi hatırlıyorum: “Bu işler reklamla olmaz abi, iPhone geliyor…”

Gerçekten olmaz. Ancak reklamsız da olmaz. Olacaksa da otantik/orijinal olmak zorundadır.

Benzeşim, mutlaka olur kaçamazsınız. Ancak aynışım öldürür.

Ve unutma sadece Apple’ı değil, seni, küçük işletmeni de bulurlar.

Yapma.

Motivasyonun babası

The Adjustment Bureau’nun hikayesini çok otantik bulmuştum. Her ne kadar gişede o yıl Rango’yla birlikte hüsran yaşasalarda sorun öyküde değil, senaryo ve işleyişteydi.

Otantikti çünkü New York’u bilenler bilir: “Burada bir şeyler dönüyor…” hissi uyandıran nadir şehirlerden biridir. Bu his hakimse olağanüstü hiçbir yakıştırma sırıtmaz.

Filmin ana karakteri irtibatını kaybettiği ve çok hoşlandığı o kız ile tekrar karşılaşma ihtimali için her gün aynı otobüse biner. Bunun gerçekleşmesine engel olmaya çalışan öykünün antagonisti, nihayetinde kahramanımızın kıza denk gelmeyi başardığını duyduğunda iş arkadaşıyla şu diyalog yaşanır:

+Bir sorunumuz var…

-Ne?

+David Norris planın dışına çıktı.

  • [Küfür] Kızı nasıl buldu?

+Şans, sokakta karşılaştılar.

-En başında karşılaşmalarına izin vermemeliydik.

+Protokolü harfiyen uyguladık.

-Adam aynı otobüsü üç yıldır, her gün kullanıyor! Bunu kim yapar ki?

Aşık olan yapar. Bu bir romantizm meselesi değildir.

Aşk -işine, idealine, evine, eşine- her neyse, motivasyonların babasıdır.

İşe yarar.

Varsa şanslısın.

Yoksa sen de gör.