Potansiyel ve akıbet

Şirketin ürünü, sermayesi, iş modeli ve ticari aklı çalışırsa iş başarılı olur. Şüphesiz. İş modelinin önemli bir parçası olan pazarlama ise başarının seviyesini belirler.

Pazarlama bazen kendi akışında çalışasa da* konu bir potansiyel/akıbet dengesidir. Kurukahveci Mehmet Efendi’nin Starbucks’a dönüşebilme potansiyeli heba olmamalıdır.

Evet, yıldızlı bir gecenin Van Gogh’a ihtiyacı yoktur (?)

Ya da vardır…

*Kurukahveci Mehmet Efendi’nin Mısır Çarşısı’ndaki organik kuyruğu gibi…

Dinamik pazarlama

Öyküleriniz, dünya görüşünüz, beklentileriniz ve kaçınılmaz sona yaklaşımınız bir ürün olarak sizi şekillendirir.

Ancak hepsinden öte eğer bir mağarada yaşamıyorsanız; öyküleriniz değiştikçe görüş, beklenti ve yaklaşımlarınız da değişir. Siz değiştikçe ise size ulaşmaya çalışan pazarlama aynı kalamaz. Dün açık tezgahtan simit sattığın kişi bugün laktoz intolerant.

Pazarlamanın birçok çıkış noktası olabilir ancak en hayati olanı; ulaşmaya çalıştığı kişilerin dünya görüşlerini anlama gayretidir.

Bu onlarla birlikte değişmeyi gerektirir.

Etraflı düşün

“Her şey zaman alır.”

İstisnalar ise kaideyi bozmaz. Peki kaide* nedir? Klişe midir?

Hayır.

Güzel kurallar doğru istatistik ile inşa edilir. Mesela ABD’de yıldırım çarpması sonucu ölme ihtimalin 11 milyonda birdir. Bu bir kaidedir.

Senin ölmek için yıldırım kovalaman kaideyi bozmaz.

“Her şey zaman alır…” güçlü bir kaidedir.

Kısayollar peşinde koşmak seni belki 11 milyonda 2 yapar.

Etraflı düşün…

*Kural.

Anlama

İnsanı anlamak zor zanaattir.

Biraz felsefe kasmam gerekirse anlamak; tam bilgi, güçlü sezgi, ve eş değer deneyim gerektirir. Bu üçlünün bir araya gelmesi neredeyse imkansızdır.

Telefonun diğer ucunda hatalı işlem ve faturalandırma için aradığım çağrı merkezi temsilcisine: “Sizi anlıyorum efendim de ve yatıştır” modeli tembih edilmiş.

Yanlış.

Hayır, beni anlamıyorsun. Hiçbirimizi anlayamazsın. Esasen anlamana değil sorun çözmene ihtiyacımız var.

Bırak tıraşı.

Gelecek yazılmadı

İki gün önce “Geleceğe Dönüş: Müzikal”i izleme fırsatı elde ettim.* Müthiş bir sahne şovu.

Bu kült film ise zamanı işleme yöntemi ile değil, onu farklı noktalardan gözlemleyenleri ele alış biçimi ile öne çıkmıştı. Öykü bu bakımdan çok özgündü. Çünkü “100 yıl sonra Dünya böyle görünecek…” manşeti hep yanılır; türümüz geleceği tahmin etme konusunda ekseriyetle başarısızdır.

Filmin lll. bölümünde gelecekten gelen Marty ile doktor arasında şöyle bir diyalog yaşanmıştı.

Doktor: Devrenin yanmasına şaşmamalı. Üstünde “Japon Malı” yazıyor.

Marty: Ne demek istiyorsun doktor? En iyi elektronik Japonya’da üretilir.

Doktor: (Şaşkınlıkla) İnanılmaz…

Japonlar 30 seneden kısa bir sürede Amerikalıların ürünlerine bakış açısını kökten değiştirmişti. Artık “Japon olmaz”dan “Japonsa iyidir!” e geçilmişti. Tıpkı Dünya’da Çin’e; balkanlarda Türk ürünlerine olduğu ve olmaya devam ettiği gibi…

Geliştirmeyi ve bunu anlatabilmeyi (Pazarlamayı) başarabilirsen çılgın doktorun dediği gibi:

“Geleceğin henüz yazılmadı, kimsenin yazılmadı. Gelecek sen ne yaparsan odur. Güzel işler yap.”

*Adelphi Theatre, Londra. Özellikle Roger Bart ve Hugh Coles’ın performansları inanılmazdı.

Form ver

“Pilim zayif ve hava kararıyor.”*

Opportuninity’nin Mars’tan Nasa’ya iletiği son mesaj buydu. Bu mesajı milyonlar paylaştı; rover hatırladı, tanıtıldı ve sevildi.

İnsanlık duygusuz bir algoritmayı bağrına bastı. Çünkü mesaja form veren: Pazarlamaydı.

*Şu anda yolda ve aynı durumdayım.

Babil kalesi

Nebukadnezar’ın ölçekten haberi olsaydı cennete ulaşmaya çalışan kule fikrinden vazgeçerdi.

Ölçek bilmek çok hayati bir perspektif kazandırır; geliştirir ve öne taşır.

“Ne kadar büyük olmasını istiyorsun?” sorusundan “Ne kadar iyi olmasını istiyorsun?” sorusuna geçiş ‘ölçeği’ talim etmeyi gerektirir.

Bunu inanç besler, bilim besler, sanat besler.

Yetersiz etki

Popeye (Temel Reis) güçlü bir öyküyle çocukların ıspanak yemesini sağladı. Ancak çocuklar ıspanak yemeyi değil, olası etkilerini sevdi.

Çünkü ıspanağın tadı vaka. Öykü bunu değiştiremez. Vaad edilen etkinin de kendini göstermemesi ile damak tadından verilen taviz geri çekilir.

Pazarlama ise kol verir, tat veya kalite değil.

Nasıl çalışır?

Atanmış işi ele alış biçimi kişiden kişiye özellik gösterir. Ancak uzun vadede kazandıran tek bir tutum vardır:

“Bana ne yapacağımı söyle, nasıl yapacağıma karışma!”

İş veren ve görenin ihtiyaç duydukları karşılıklı güven ve cesaret bu beyanda gizlidir.

Az bulunur.

Güzel isim

Victoria’s Secret harika bir marka ismidir. Adidas ise aynı ölçüde çok kötü bir seçim.

Ancak bu tespit hiçbir şeyi değiştirmez. İkisi de milyar dolarlık şirketlerdir.

Odağını değiştir.