Koşullanma

Önünde kalıcı olduğunu düşündüğün ama aslında geçici olan 3 koşul (koşullanma) var:

Korku, tembellik ve bilgisizlik.

Bunlarla yaşamamayı seçebilirsin. Adım adım…

Yarın başla.

Dar görüş

Dün 1985 yılında çekilmiş bir kayak sporları haberi izledim.

Snowboard’un daha yeni yayılmaya başladığı tarihlerde kayak merkezlerinin bu garip icadı çarmıha germe çabalarını özetliyordu. Pist yöneticisi kayakçı ile muhabir arasında şöyle bir diyalog geçiyordu:

Kayakçı: Olaya diğer açıdan bakmamakta ısrarcıler. Çok dar görüşlüler.*

Muhabir: Peki orta yolu bulamaz mısınız? Taviz verilemez mi?

Kayakçı: Hayır, onları burada istemiyoruz.

Tanıdık geliyor mu? Gelir.

Çünkü mütemadiyen bunu yaparız. Yeniye, konfor alanımızı tehlikeye atacak girişimlere karşı çıkarız. Ve mutlaka yeniliriz.

Bugün pistlerin %30’u board’cuların elinde.

İyi ki de öyle.**

*Board’culara diyor.

**Ben bir kayakçıyım.

Tükendin

Tüketimin varoluş meselesi haline getirdiği bir pazar ve gündem içinde yaşıyoruz.

Büyümek; ölçüsüz ve koşulsuz büyümek…

Araç sayısının 5 milyona dayandığı bir trafiğe* daha fazla araç sokma gayretini manşet yapmak. Bu üreticileri; övmek, yüceltmek ve teşvik etmek…

Kanadalı kaşif Vilhjamur Stefansson’a atfedilen şöyle harika bir pazarlama tespiti var:

“Etik olmayan ve etik pazarlama arasındaki fark nedir? Etik olmayan pazarlama halkı aldatmak için yalanlar söyler. Etik pazarlama halkı aldatmak için gerçeği kullanır.”

Çünkü usta demagogların** dilindeki gerçekler bazen en çirkin sahtekarları kamufle edebilir.

Dikkat edin.

*2022 itibarıyla İstanbul trafiği.

**Laf cambazları.

Kusursuz olma

Haftanın ortasındayız, geri kalanı için birkaç tavsiye:

-Ümidini kaybetme

-Yardım iste

-Doğruyu söyle

-Hatalarını gizlemeye çalışma

-Yanındakilere fırsat tanı

-İşin sahibini değil işi eleştir

-Güzel sözler ver, bunları tut

ve…

Ortaya çıkan ürünün kalitesinde ısrarcı ol ama kusursuzluğa takılma.

Mükemmeliyetçilik tüketir.

Dönmek var

“Ölmek var, dönmek yok…” Tehlikeli bir klişedir. Bu cesuru değil, cahili motive eder.

Sıfır toplamlı bir oyun ise hikmetin, bilgenin işi değildir. Yanlıştan dönmek, tekrar gözden geçirmek, mukayese etmek, özür dileyip vazgeçmek güzel alternatiflerdir.

Yaşadığımız çoğu savaş, yokluk ve zulüm dönmek bilmeyen, yanlış otobüse binip inmemekte ısrar edenlerin ürünüdür.

Kahve lütfen

Bir bar veya lobide söylenmiş birçok söz Lincoln’e atfedilir. Zira bu gibi isimler alıntıya değer katar, söz yayılır. Abraham Lincoln’ün ise çaycı değil kahveci olduğu biyografilerinden bilinir ve güzel bir anektod aktarılır…

Kelime oyunları meraklısı Abraham ona çay getiren bir otel görevlisine şu cümleyi kurar:

“Eğer bu kahveyse bana lütfen çay getir. Yok eğer bu çaysa bana lütfen kahve getir.”

Her halükarda kahve getir.

Ben de kahveciyim ve yıllardır Türkiye’de “Çay iç!” baskısına maruz kalıyorum.

“Ben istemiyorum!” derseniz güçlü ve kuşkulu bir “Niye ki?” tepkisi yersiniz.*

“Biz içiyoruz sen niye içmiyorsun!” ise verimli bir “Niye?” değildir.

Ve maalesef birçok “Niye?” karşı tarafın menfaatini soruşturmak için değil, kendi avantajını korumak için sorulur.**

Bu empatiden yoksun “Niye?”lerin cevabı ekseriyetle kupkuru bir “Çünkü öyle!”dir.

Bu kaldıraç ile iletişim kurma şansın yoktur.

*Bugün yine yedim.

**”Sen niye oy vermiyorsun?”, “Sen niye tepki koymuyorsun?”, “Sen niye konuşmuyorsun?” gibi…

Fıtrat meselesi

İngiltere Kraliyet Muhafızı’nın önüne çıkanı yere yığması arada sırada gündem oluyor. Oysa konu çok gösterişsiz. Hayret edilecek bir tarafı yok. Çünkü bu bir fıtrat meselesi.

Kuş uçar, aslan geyiği parçalar ve evet, bu Kraliyet Muhafızı da önünde duranı ezer.

Asıl soru şu: Neden önünde duruyorsun?

Fıtratın önüne geçme çabası bir protesto formudur. Başkalarının nasıl hissettiği, kültürel normların neler olduğu veya nasıl bir etki yaratmaya çalıştığımız meselesi ise sadece protestonun konusu olamayacak kadar kapsamlıdır.

Vehasıl; önüne çocuk atıp test etmeden önce o muhafıza neden durmamayı telkin ettiğimizi tartışmamız gerekir. Ve bu daha anlamlı bir başlangıç noktası olabilir.

Farz-etmeyiz

Trafikteyiz…

Muhtemelen hepimiz eve dönmeye çalışıyoruz. Yorgunuz. Ve aramızda ısrarla kornaya basan bir arkadaş var… Ne demek istediğini anlamıyoruz çünkü hiçbirimiz kornaca konuşmuyoruz.

Birkaç tahminim var:

“Geç kaldım çünkü 15 dakika fazla uyumak istedim…”

“Arabanı kıskanıyorum çünkü daha iyisi için çaba gösterecek cesaretim yok…”

“Hepinizden nefret ediyorum çünkü sevgilimle kavga ettim…”

İletişim için seçtiğin araçlar anahtardır. Eğer yeteri kadar açık ve yerinde olmazsan farzetmemize sebep olursun. Varsayıma kapı aralamak ise tehlikeli bir oyuna dönüşebilir. Çünkü bazen farzetmeye tenezzül bile etmeyiz.

Bu yıl ne istediğin konusunda açık ol ve anladığımız dilden konuş.

Yeni anlıktır

‘Yeni’ abartılır.

‘Yeni’ anlıktır.

Kutusu açılmış her ürün iade şansını kaybeder ve yarından sonraki gün; 2022 artık yeni sayılmayacaktır. Çünkü yeni her zaman geçicidir. Asıl kalıcı olan değişimdir. Ve eğer değişime katkı sağlamak istiyorsan bu yıl “Yeni”den ziyade “Etkin” olanı kovala.

Mutlu yıllar!

Al sat

Bazı ürünler alınır, bazısı satılır.

Ekmek almak için fırına sen yürürsün, sağlık sigortan için ise senin ayağına gelinir. Erikli seni “Su iç lütfen!” diye ikaz etmek için aramaz ama Türk Telekom ikna için ısrarcıdır.

Bu ihtiyaç/arzu ikilemi için yapılmış bir başka çıkarımdır. İki motivasyon da -ihtiyaç da arzu da- pazarlama için önemlidir. Bazen ürünün bir ihtiyaç değilken arzulanabilir veya tam tersi.

Önemli olan hangi isteğe yatırım yaptığındır.

Ürünün satılıyor mu, alınıyor mu?