Deneyim

“Bu hayatımda izlediğim en iyi film!” veya “Bu yediğim en güzel dondurma!” ifadeleri deneyimle alakalıdır.

Ve bu koşulda kimse yönetmenlik veya gurmelik kabiliyetlerinizi sorgulamaz.

Çünkü deneyim tartışmaya açık değildir. Keza ne kadar veya kaç tane olduğunun da hiçbir önemi yoktur. “Bu yediğim ikinci dondurma ve birinciden daha lezzetli!” diyebilmek tüketicinin en tabi özgürlüğü ve senin önündeki en büyük zorluktur.

Çünkü deneyim kıyasla elde edilir.

Birileri seni kıyaslamadan önce kendini objektif şekilde kıyasla. Sonra tezgah aç.

Yada tam tersini yap ve en iyi 2. dondurma ol.

Erteleyenler

Bugün geciktim ve özür dilerim. Ancak geciktim çünkü karar vermesi gereken kişi kararsızlığı seçti.

İki tür insan vardır: Eylemciler ve erteleyenler.

Memleketim Makedonya yıllar önce çok başarılı bir pazarlama sloganına imza atmıştı: “Makedonya’nın bekeleyecek zamanı yok!”

Aslında hiçbirimizin yok. Ve sen hep erteleyen arkadaşım; tek geçerli akçeni çöpe atıyorsun. Pişman olacaksın.

Hizmette sınır yok

Bugün bir diyalog esnasında “Hizmette sınır yok abi”yi üç-dört kere duydum.

Bu da bir Türk jargonu, bir refleks. Özellikle beklenmedik bir hizmet karşısında şaşkınlığını gizleyemeyen tüketiciye; biraz mecaz, biraz da mizahla söylenir.

“Türkiye’yi makarnaya boğarız!” gibi paniği yatıştırmayı hedefleyen çıkışlar bazen “Aha tam da ihtiyacımız olan bu!” dedirtse de söz verip tutmamak sükutu hayale teşnedir.

Çünkü pazarlamanın hassas karnı sözün karşılığıdır. Tutamayacağınız sözler vermemeniz gerekir.

Tabi ki, hizmette sınır vardır ve bazen perspektif sonsuzluk aynaları gibi çalışır.

Bugün şansın yaver gitmiş olabilir. Gaza gelme.

Başla

Az önce biri “Abi nasıl iyi yazar olunur?” diye sordu…

Yazarak kardeşim.

Nasıl iyi öğretmen olunur? Öğreterek. Nasıl iyi konuşmacı olunur? Konuşarak.

Yani başlayarak. Gizlenerek değil. Yaz, öğret veya konuş. Başla, bugün hatta şimdi.

Kör bahis

Milli Takım’ın turnuva hezimetine pazarlama hezimeti eşlik etti. Hep eleştirdiğim popülizm bu sefer hiç hedef tutturamadı ve elinde kolpa duygusu ile kaldı.

“Galler öyle yenmez, böyle yenir!” diyen bir market zinciri, küfür ve hakaret seviyesindeki tüm gorilla kafalar elde patladı.

Çünkü işleri hızlandırdığını ve seni öne çıkardığını düşündüğün hırs; açıklık ve dikkat eksikliğine sebep olur. Hırs bir kör bahistir.

Değiştirmeyi uman ve daha iyisi için çaba gösteren pazarlama ise eline bakmadan bahis oynamaz.

Üç koşul

Bir girişim şu üç koşuldan birine sahipse hayatta kalabilir:

İlk, hızlı ve kusursuz.

İlk ol; daha önce hiç yapılmamış olanı tasarla, icat et vs. Ya da hızlı ol; işi etkin ve kimsenin başaramayacağı süratte teslim et. Ya da kusursuz ol; hataya mahal verme.

Birinci olmak cesaret, hızlı olmak pratik ve kusursuzluk özen gerektirir.

Üçünü bir arada yapman çok zordur. Böyle bir beklentimiz yok. Bol şans.

Babalar Günü

Babalar Günü ne zaman?

Saçma bir sorudur. Çünkü sen ve baban bunu istediğiniz gün kutlayabilirsiniz. Birilerinin bunu size dikte etmesine gerek yoktur.

Pazarlamanın işi ise dikte etmektir.

Pazarlama, sosyal onay isteyen bir duygu arar. Çünkü bu duygunun anlatılması kolaydır. Onu sattığı veya ürettiği bir şeye bağlar. Eşlerini bulur (Diğer ilgili organizasyonlar) ve bum: Sevgililer Günü, Anneler Günü vs.

Neredeyse hatırlayabildiğimiz tüm dini bayramlar sosyal bir ihtiyacı karşılayan seküler girişimler olarak başlamıştır. Çünkü kabile olmanın ön koşullarından biri budur. Pazarlamanın ön koşulu ise kabile oluşturmaktır.

Bugün Pazarlama istediği için Babalar Günü, yarın Uluslararası Yoga Günü. Kutlu olsun.

Yeni fikrin problemi

Web akıl almaz bir iletişim makinesi. Bizi hayal edebileceğimizin çok ötesinde birbirimize bağladı.

“İnsanlar artık daha yalnız…” büyük bir yalan ve eskimiş bir klişe. Çünkü dün iletişim kurma şansı bulamayacağımız insanlar, hayatları ile artık burnumuzun dibinde.

Ve biz buna çok alıştık.

Bugün yeni bir fikrin varsa ve bu fikir kurduğumuz bağ ve iletişime bir katkı yapmayacaksa; hiç zahmet etme.

Son deneyim

Bundan yaklaşık 15 yıl önce bir gün; CD çalarını farkında olmadan son kez kullandın.

Son deneyimi kestirmek çok zor hatta imkansızdır. Çünkü yeni ekseriyetle sürpriz gelir ve bir anda hayatımıza girer.

Bundan tam 10 yıl önce hayatımızda 4G telefonlar, Airbnb, Netflix Originals veya Getir yoktu. iPad ve ucuz led lambalar piyasaya sürülmemişti.

Ve bunların hepsi, varlığına alıştığımız birçok ürünü hatırlanmamak üzere tarihe gömdü.

Bugün ürettiğin hizmet veya ürününü birileri farkında olmadan son kez kullanıyor olabilir. Çünkü birileri senin unuttuklarını hatırlıyor olabilir.

Hatırla. Güncelle.

Cüret ve çaba

Yapamadığımız, elimize yüzümüze bulaştırdığımız heykeller ile ilgili her gün yeni bir haber çıkıyor.

Ortaya konan cüreti övüp, eksik olan pratiği telkin etmek yerine; yetenek yerden yere vuruluyor. Bu doğru bir yaklaşım değil.

Çünkü belli ki, heykeli öyle veya böyle bir araya getirmeyi başarmış bir yetenek var. Şansını deneyen ve evet, biraz cüret budalası bir yetenek ama yetenek.

Problem ise pratiktedir. Çünkü bazen bizi satmaya, çizmeye veya tenis oynamaya iten içgüdü yetersiz kalır.

Bu yetersizlik ancak sık pratiğin üreteceği teknikler ile aşılabilir.

Teknik keşfedildiğinde; amatörü hayrete düşüren, en başında aşikar olmayan çözümler üretilir.

Evet şu an için ortaya çıkan ürünlerin çirkin olduğu aşikar. Ama cüret de aşikar, çaba da. Ve bunlar beğenmeseniz de kolay bulunmuyor.

Denemeye devam.