Önemli hatırlatma

Yağmura hazırlıksız yakalananlara şemsiye pazarlamak aciliyet satmak demektir. Bu yağmur yağma ihtimalini pazarlamaktan çok farklıdır.

Birinci durumda tüketicinin seçme ve değerlendirme şansı yoktur. Ve kuvvetle muhtemel sizi ve ürününüzü hatırlamayacaktır.

Çünkü acil doğası gereği kalıcı değildir. Anlıktır.

Öte yandan yağmur ihtimaline karşı hazırlıklı olmayı önermek; önemsediğini ve olası bir problemi başlamadan çözmeyi vaat ettiğini gösterir. Bu ise önemli bir hatırlatmadır.

Ara sıra yağmura tutulanların karşısında şemsiye ile belirip unutulmaya oynayabilirsin. Ya da biz ıslanmadan çok önce bize ulaşabilir ve bizi önemsediğini hatırlatabilirsin.

Sana kalmış.

Başlangıç noktası

Sosyal medyada geçirdiğimiz onca zaman ve deneyimlerimize rağmen, insanları profil fotoğrafları ile değerlendirmeye devam ederiz. Çünkü ön yargımız bize bu telkin eder.

Ön yargılar kontrolde hissettirir, bu nedenle kurtulmak çok zordur.

Bir pazarlamacının önündeki en büyük engel: Ön yargıdır. Aynı zamanda en doğru başlangıç noktasıdır. Acildir. O nadir işe yarayan acillerden.

William James’in veciz şekilde ifade ettiği gibi:

“Birçok insan düşündüğünü sanır, aslında yaptıkları sadece önyargılarını yeniden düzenlemektir.”

7 soru ve 1 tüyo

-Ne vaat ediyorsun?

-Neyi değiştirmeyi ümit ediyorsun?

-Ne kazanmayı umuyorsun?

-Ne kaybetmeyi göze alıyorsun?

-Kimin fikirlerini umursuyorsun?

-Kim senin fikirlerini umursuyor?

Son olarak; işinde iyi misin?

Sence Vincent van Gogh iyi bir ressam mıydı?

Dönemin eleştirmenlerine göre kesinlikle hayır.

Mantıklı olan

Önerin mantıklı olabilir ama uygulanabilir mi?

Çünkü mantıklı olan her zaman uygulanabilir değildir.

Çünkü bazen kişi mantıktan çok kabile kimliğine, statükoya veya sembollere önem veriyor olabilir. Belki korku, öfke veya kıskançlık tarafından yönlendiriliyor olabilir.

Evet, söylediğin çok mantıklı ama uygulanabilir mi?

Değilse stratejini gözden geçir.

Sihirli kitaplar

Sihir/büyü sebepleri ortadan kaldırdığı için insanların ilgisini çeker.

Çünkü kim basit bir asa hareketiyle çikolata türetmeyi, aylar sürecek yorucu üretim proseslerine tercih etmez ki?

İnsanlar aynı motivasyonla “7 adımda öğrenip, 8 adımda kurtulmayı” vaad eden “Kişisel Gelişim” sahtekarlarının tuzağına düşerler.

Sihrin gerçek olma olasılığını severiz; bize enerji ve umut verir. Avutur da. Ama işe yaramaz. Tuzağa düşme. Vakit kaybetme. İşe koyul.

Yok saymak

Ameliyat edilen bir hastanın karnında mala unutan ekibin haberini yorum yapması için bir doktor arkadaşımla paylaştım.

“Eskinden çok olurdu, maalesef unutulabiliyor. Tamamen insan hatası.” dedi.

Unutmak olasıdır ve İngilizlerin meşhur tabiri ile “The benefit of the doubt”* muhakkak göz önünde bulundurulmalıdır.

Çünkü değer yaratma çabası içinde olan birinin savunmasını dinlerken hüsnüzan beslememek sadece onlara değil bize de zarar verir.

Ancak, ‘unutmak’ kavramının üzerine gitmeme müsaade ederseniz şunu tartışmak isterim:

Eve girerken anahtarınızı kapının üzerinde unutmak ile evden çıkarken anahtarınızı içeride unutmak arasında motivasyon farkı vardır.

Birincisi hüsnüzannı hak eder ikincisi değil. Çünkü eve geri döneceğinizi hesaba katmamak sadece anahtarı değil evi yok sayar.

Unutmak, yok saymak değildir.

Hastanın karnında 30 santimlik mala unutmak ise insanı yok saymaktır.

*Savunmayı doğru varsaymak, hüsnüzan beslemek.

Rekorun kıyameti

1986 yılında Celeveland (ABD)’de rekor kırmak amacıyla 1.5 milyon adet helyum balon aynı anda gökyüzüne bırakıldı.

Fırtınanın da etkisiyle şehir havaalanı, Erie Gölü ve tarım arazilerini istila eden bu balonlar milyon dolarlık tazminat davalarının konusu oldu.

Burada ilginç olan 6 ay boyunca birileri buna hazırlanırken kimsenin elini kaldırıp “Arkadaşlar, bu inanılmaz aptal bir fikir bence vazgeçelim!” dememiş olmasıdır.

Çünkü rekor kırma, maksimizasyon, kitlesel olma ve herkese ulaşma arzusu -maalesef- birilerine doğrudan ulaşma fikrinden daha itibarlıdır.

Mesela bu blogu ele alalım.

Okuyucumu arttırmak, SEO’mu tavan yaptırmak için yazmıyorum. Fark ettiğim şeylere, fikirlerime ve bana zaman ayırıp okuyanlara hakkını vermek için yazıyorum.

Ve sonuçlarını ölçebiliyorum; çünkü birebir iletişim kuruyorum.

Kitlesel pazarlama, sonuçları belirsiz bir Cleveland balon fiyaskosudur.

Doğrudan pazarlama ise sonuçlara en başından hakimdir.

Seçim senin.

Yanlış değerleme

“Seni yanlış değerlendirdim!” iki anlama gelebilir:

Seni anlamakta fevri veya seni yanlış anlamakta kasıtlı davrandım.

Birincisi düzeltilir ve tolere edilir. İkincisi üstünlük kurma girişiminin başarısız olduğu anlamına gelir.

Görmezden gelebilirsin ama unutma; tekrar edecektir.

İlk bakışta kurtarır

Bir Tolkien hayranı olarak Peter Jackson’un Yüzüklerin Efendisi serisini birçok kez izledim.

Filmleri bir kereden fazla izlediğinizde ilk bakışta dikkatinizi rahatsız etmeyen hatalar göze batmaya başlar.

Çünkü film sektörü diğer birçok sektör gibi “İlk bakışta kurtarıyorsa sevk et gitsin!” modeli/mantığı ile çalışır.

Eğer ürünün veya hizmetin insanların geri dönüp bir daha bakacağı türdense “İlk bakışta kurtarır”dan daha iyisini yapman gerekir.

Çünkü “İlk bakışta kurtarır” tek kullanımlıktır.

Denge meselesi

Forrest Gump (1994) hem öykü hem de kurgusu ile bir başyapıttır. Baş karakter otizmli Forrest’in hikayesi hayatı birçok açıdan derler ve hizaya sokar.

Askerliğe adım atan Forrest’in bir sabah içtimasında çavuş ile arasında şu diyalog yaşanır:

Çavuş: Gump, Ordudaki tek amacın nedir?

Forrest: Söylediğiniz her şeyi yapmak çavuşum!

Çavuş: Vay canına Gump! Sen bir dahisin!

Çavuş: Bu duyduğum en mükemmel cevap! IQ’un 160 falan olmalı!

Çavuş: Çok yeteneklisin Er Gump!

Gerçek IQ’su 75 olan ve bu seviye ile okula kaydı bile yapılmayan Forrest çavuşuna 160 IQ’luk cevabı verir.

Çünkü hayat bir denge meselesidir ve yaratılış dengeyi en olası olmayan koşullarda kurabilir. Forrest eğitim sisteminin gözünde özürlü, ordunun nezaretinde dahi olur.

Bazen denge için uzlaşman, bazen tam rest çekip isyan etmen gerekebilir ve bu çelişki değildir.

Kolay gelsin.