Kervan yolda düzülür

Kervan yolda düzülür.

Evet, doğrudur ve boş laf değildir.

Çünkü bir kervan saatte ancak 3-5 km hız ile hareket edebilir ve günde en fazla 8 ila 14 saat yol kat edebilir. Bu hızda düzülür de dinlenir de.

Senin analoji kasıp bahsini ettiğin o kervan artık bu kervan değil.

Cebindeki iPhone’un işlemci gücü 52 yıl önce astronotları aya indiren bilgisayardan 100.000 kat daha hızlıdır.

Artık yolda düzülecek kervan, konaklanacak kervansaray kalmadı.

Hazırsın veya değilsin. Seçeneklerin bu kadar.

Risk ve korku

Verimliliğin, yaratıcılığın düşmanı korkudur ve vice versa.

Ancak korku ve endişe bazen ‘risk’ ile karıştırılır. Hatalıdır.

Risk Morpheus’un Matrix’i gibidir. Her yerdedir. Etrafımızdadır.

Korkun riske karşı ortaya koyduğun reaksiyon ve endişelerin onun sonucudur.

Riski ikisinden ayır. Riskle yaşamayı öğren. Yaşamayı öğren.

Öncelikler

Bizde Martı ve benzeri mobil taşıt girişimleri var çünkü şehir düzenlememiz yok. Bu araçların oluşturduğu görüntü kirliliği bizi kaygılandırmıyor çünkü önceliklerimiz farklı.

Geçenlerde Summoning Salt isimli bir Youtube kanalında Süper Mario Bros’u en hızlı ancak 4 dakika 54 saniye 26 salisede bitirmenin mümkün olabileceğini -inanılmaz- detaylı anlatan 44 dakika 59 saniyelik bir video izledim.

Bu konu hakkında bu kadar kafa yormuş olmak bir tarafa oyunu kare kare inceleyip en hızlı olma çabası bir tarafa.

Diğer bir çok konu gibi hız bir seçim meselesi.

Belki şu anda 100 yıl öncesinden daha hızlıyız ama kaldırımlarımız, yaya geçitlerimiz, bisiklet yollarımız yok.

Evet Martı’mız var ama artık daha çirkiniz.

Enteresan

Su ile şişen ıslak mendil ilk görüşte herkese “Vay be!” dedirtmiştir.

Kritik bir sorun çözmeyen, oldukça anlaşılır ve basit bir mantıkla çalışan bu ürün: Enteresandır.

Bu kavram zerafet ile birebir bağlantılıdır. Bazen çok kritik bir problemin cevabı olan bir ürün aleladedir. İşlevseldir ama zarif değildir.

Tüketiciyi ise ancak pratik zerafet mest edebilir.

Dünün delisi

İlk defa eş zamanlı yazıyorum.

Şu anda Kahire’den Amman’a giden uçağa binmeye çalışıyorum. Ama büyük ihtimalle testim yetersiz görüleceği için uçuşu kaçıracağım.

Her neyse konumuz bu değil.

Bu sırada hararetle kulağımda airpod’lar telefonda konuşurken yaşlı bir grubun meraklı bakışları dikkatimi çekti. Belli ki, kendi kendime konuştuğumu düşündüler.

Şöyle düşündüm “20 yıl önce neredeyse hepiniz bana bu koşulda deli demez miydiniz?”

“Ona asla inandıramazsın veya onu asla ikna edemezsin (?)”

Ne zaman? Dün mü?

Hız yanılgısı

Uçakla yolculuk yaparken hızı hissetmeyiz.

Ancak görüş alanımıza başka bir uçak girerse yaptığımız süratin şiddetini kavrayabiliriz.

Çünkü uçak belli bir hız seviyesine ulaştıktan sonra vücudumuz kuvvete maruz kalmaz.

Diğer bir ifadeyle kuvvetler ancak kütleler hızlandırıldığında ortaya çıkar (Bu Newton’un ikinci yasasının tersidir).

Bazen ne kadar yol katettiğini fark etmede sorun yaşayabilirsin.

Güzel bir hızda hareket ediyor olmana rağmen yerinde sayıyormuş yanılgısına düşebilirsin.

Bunun nedeni hızlanırken maruz kaldığın zorlukları/kuvvetleri unutmuş olman olabilir.

Bazen konu sadece fiziktir.

Düşündüğünden daha hızlı hareket ediyorsun.

Bozma. Devam et.

Müşterinizi tanıyın

2016 yapımlı Cardboard Boxer’da başrol karakterimiz evsiz boksör ile misyoner kadın arasında şöyle bir diyalog geçer:

Kadın: Bugün ölürsen cennete gideceğinin garantisi yok biliyorsun değil mi? Bunu garantilemenin tek yolunun ne olduğunu öğrenmek ister misin?

Erkek: Ben cennete gitmek istemiyorum. Ben cehenneme gitmek istiyorum.

Kadın: …?

Kim cennete gitmek istemezki? Belli ki, Willie istemiyor.

İyi bir satış konuşması (Sales pitch) için birçok taktik vardır. Soru sorarak veya öykü ile başlamak, özellikleri değil faydaları anlatmak, kısa kesmek vs.

Ancak çoğu satışçı ve belki pazarlamacı bu taktiklerde boğulur ve bazen en önemli unsuru atlar: Kim?

Kim cennete gitmek istemez? Willie. Willie kimdir?

Kadın misyoner kahramanımız Willie’yi tanımak, onun neye ihtiyacı olduğunu anlamak ve ona yardımcı olmak istemiyor. Bu yüzden Willie’ye satamıyor.

Önce müşterinizi tanıyın.

Korku satmak

İnsanlar genellikle üç duygudan birine dayanarak harekete geçer: Aşk (sevgi), umut ve korku. Pazarlama bunun farkındadır ve bu duyguları kaldıraç olarak kullanılır.

Apple sevgi, Elon Musk umut ve check-up satan bir doktor korku satar.

Bu üç duygunun içinde cani pazarlamanın en mahir olduğu alan korkudur.

Mesela ABD’nin Virginia eyaletind. e beyaz bir erkeğin siyah bir kadınla evlenmesi 1967 yılına kadar yasaklanmıştır. Bu yasak pazarlanmış bir korkunun ürünüdür.

Korkular ise iki formda gelir:

Fobi üreten hayal ürünü korkular (Pazarlama üretir) ve mücadele ruhunu kamçılayan, gerçek tehditlerden doğan korkular.

Türkiye -maalesef- cani pazarlamanın da katkısıyla bir fobi cehennemine dönüşmüş durumda.

Evet, bir marka yaratmanın en kolay yolu korku satmak olabilir ama en iyi yol umut aşılarken sevgi pazarlamaktır.

Eş zamanlı

Senkronize olmak için zaman dilimlerini icat ettik ve nihayet teknolojinin de desteğiyle artık saniye farkla eş zamanlıyız.

Ama tüm bu eşleşme ve ölçme gayretine rağmen zaman o kadar değişken ve o kadar deneyime bağlı ki, tam anlamıyla uyum sağlamak imkansız.

Zaman; doğumu bekleyen bir baba için farklı, pasaport sırasındaki bir yolcu için farklı akıyor.

Saatler senkron olsa da uyum sağlanamıyor. Çünkü bazen uyum eş zamanlı olmaktan değil karşıdakini anlama gayretinden geçiyor.

Tanımak

Bir biyografiden, Wikipedia sayfasından ya da herhangi bir sosyal medya profilinden insan tanımak imkansızdır.

Çünkü tıpkı diğer tüm nesnel ve özneller gibi tecrübe esastır.

Tanımak bilmek ile ilintili olabilir ama bilmek ne kadar yeterlidir?

Çok bilen o profesyoneller ilk bakışta Harry Potter’ı ve Beatles’ı reddetmediler mi?

Evet, ‘tanımak’ bilmek olabilir ama özellikle insan söz konusu olduğunda bilmek yetmez.

Anlama, sezme ve tahmin gibi değerli olgular tanımak ile değil tecrübe ile gelir.

İnsanı tecrübe etmeden insanı tanıdığını iddia eden müsriflerden sakının.