Koşulsuz ithalat

Dün bir okuyucu arkadaşım okul saldırılarını kastederek şunu söylemiş veya sormuş –o kısmını anlamadım–: “Biz bunu nasıl ithal ettik?”

Kısa cevap: globalizasyon.

Instagram’ı ve TikTok’u yan etkileriyle beraber satın alıyoruz.

Geçen ay bağımsız bir araştırma kuruluşunun şöyle bir tespitine denk geldim: Çin TikTok’unun algoritması, Amerika ve Türkiye versiyonlarının aksine, genç yaştaki kullanıcıların önerilerini katı biçimde temiz tutuyor. Yani önünüze bir kavga videosu çıktı ve izlediniz. Algoritma dakikalar boyunca sizi benzer boş içeriklere boğmuyor. Aksine özellikle matematik ve diğer bilimsel konuları ilgi çekici konseptlerle –bakın, deyim %100 yerinde- dayatıyor.

İthalat yasalarında Türk Gıda Kodeksi’ne gösterdiğimiz özeni bu dijital ürünlere de göstermemiz lazım. Bu konuda inanın ki “domuz eti ye, daha iyi” noktasındayız.

Bakan ama görmeyen

Bakan Çiftçi: “Okul güvenliği konusunda son derece hassas olacaksınız. Tehlike okul kapısına gelmeden tedbir alacaksınız.”

Burada bu bakan kendi kendiyle aynada konuşmuyor. Başkalarına konuşuyor. Müdürlere, güvenliklere laf atıyor.

Akıl alır gibi değil.

İşte bu bakan ama görmeyen zihniyet yüzünden benzer olaylar maalesef yeniden yaşanacak. Bunu yazmak bana kolay değil. Ama bu olacak. Kendi güvenliğinizi kendiniz sağlayın. Bu sisteme güvenmeyin.

Çift yönlü

Beş yıl önce şunu yazmıştım, hatırlamamız lazım:

Irak’ta pazar yerinde gerçekleştirilen intihar saldırısı şu şekilde planlanır: Birinci bombacı hasta taklidi yapar, insanları etrafına toplar ve fitili ateşler. İkinci bombacı panik halinde yaralılara yardım edenlerin bir araya gelmelerini bekler ve kendini havaya uçurur.

Eğer iyi taraftaysan ve dibe doğru kıyasıya bir yarış olmadığını düşünüyorsan, yanılıyorsun.

Yarış her zaman, her koşulda çift yönlüdür.

Bugün bunu hatırla.

Limitsiz zekâ

Yanıldığımı veya en azından abarttığımı kanıtlamak için çok uğraşıyorum. Ancak olmuyor. AI her şeyi altüst edecek.

Bir tane film vardı Limitless diye. Konsept olarak AI’ın şu anda insanlara sağladığı tam olarak bu. Hem de bireysel düzeyde NZT gibi hiçbir yan etkisi yok.

Trump isim önerileri yapmış. Yapay zekânın insanları korkuttuğunu düşünüyorlar. Süper Intelligence vs. öneriler var. Bence Limitless Intelligence şu anda en uygunu.

Acelenin dozu kaçtı

Yeni Yıl ve Noel alışverişine kasımdan önce başlayan tüketicilerin oranının yıllara göre değişimi:

2017 - %19*
2018 - %27*
2019 - %39
2022 - %46
2024 - %45
2025 - %42

2017 ve 2018 oranlarını ben uydurdum. Diğer oranlar NRF’nin ABD araştırmalarından.

Bu veriler şunu gösteriyor… Noel ve Yeni Yıl alışverişi aylar öncesinden başlıyor. Peki, neden daha içinde bulunduğumuz sezon bitmeden bir sonrakine yetişmeye çalışıyoruz? Neler oluyor?

  • Şirketler daha çok satmak için acelenin dozunu kaçırdılar.

  • Bugünün stresinden kaçıp geleceğe sığınıyoruz.

  • Sosyal medya bizi sürekli yeni bir şey istemeye itiyor.

  • Beklersek pahalanır ya da tükenir diye korkuyoruz.

  • Başkaları başlayınca geç kaldığımızı sanıyoruz.

Ve şimdi AI ile birlikte otomasyon geliyor. Sadece sezonlar değil, her şey birbirinin içine girecek. Bu bir kehanet değil, tam bir tüketim distopyasının içinde yaşıyoruz.

Boktan işler

Boktan işlerin kokusu gelir, arkadaşım.

Üstünü ört, ifadeni değiştir, “Ben hiç farkında değildim” de, “Aa, öyle mi olmuş?” diye şaşır…

Yemezler. Türkiye şu anda iki modda yaşıyor:

Boktan işler ve üst seviye gerginlik.

Boktan işlerin sebebi belli, yıllardır yazıyorum: Dünyada Müslümanlardan başka üç asırdır aynı şeyleri yaparak farklı sonuçlar elde etmeye çalışan bir medeniyet yok.

Olağanüstü gerginlik ise “Galiba bizde bir terslik var” diye hafiften sezmeye başlamamızdan kaynaklanıyor.

Kokuyor. Geriyor. Patlayacak.

Az kaldı.

Pis Çin

Çin temiz görünmeye çalışarak kirli oynuyor ve oynamaya devam edecek.

Komünist rejimlerin âdetidir; dinler, çok dinler.

Meşhur Washington-Moskova casusluk hikâyeleri arasında en sevdiğim, Rusların büyükelçiye hediye olarak verdikleri ahşap armanın içine dinleme cihazı yerleştirip odasını aylarca dinlemiş olmalarıdır.

Düşünsene, adam sana hediye veriyor ama trojan.

Uzun yıllardır yazdığım, ufaktan dokunduğum bir konu: Çin’in etik, ahlak ve töre olarak dünyaya katacağı hiçbir şey yoktur.

Zarar verir, fayda vermez.

Yakından takip etmemiz gereken bir çekişme bu.

Çünkü ucu hepimize dokunacak.

Problemli problem

Problemler çözülür. Bu gerçektir. Yani mutlaka maliyet vardır ve her zaman, her koşulda maliyet olacaktır ama problemler çözülür.

Maliyet bazen ucuz bir yara bandı kadar zararsız, bazen insan kaybı kadar yıkıcı olabilir ama problemler çözülür.

Kidlin Kanunu’nun önerdiği şekliyle: Bir problemi açık ve net bir şekilde kâğıda dökebilirseniz, o mesele yarı yarıya çözülmüş demektir.

Problem bunu yapamadığımızda ortaya çıkar.

Şu anda yapay zekânın nasıl bir problem oluşturabileceğini Kidlin sadeliğinde kâğıda dökebilen yok.

İşte bu, maliyeti yüksek bir problem olabilir.

Normal kasap

Bulunabilirlik, yani görünürlük, daha da zor hâle gelecek.

Aslında şu aşamada burada bir paradoksla karşı karşıyayız.

Görünür olmak için araçlar çoğalmış ve çeşitlenmişken görünür olmanın zorlaşmasının arkasında, yapay zekânın sarsması beklenen ekonomik modele ilişkin tedirginlik yatıyor.

Yani?

Yani herkesin her şeyi yapabildiği bir ortamda “değer” nerede olacak?

Bu kalabalığın içinde nasıl görünür olabilirsin?

Benim için şu aşamada cevap çok açık: Kalabalığa karışmayarak. Mahallenin kasabı olarak. Nusret olmaya çalışmayarak.

Valla sen delisin

Anthropic’in bir çalışanı çıkıp “AI hepimizi öldürecek” dedi.

Whistleblower dedikleri bu karakter tam anlamıyla Amerikan iç siyasetinin bir ürünü. Monica Lewinsky gibi birini düşün. Demokratlar kafayı yemiş durumdalar. Ellerinden gelse iç savaş başlatacaklar; o seviyedeler.

Yine tüm bu tartışmayı genel insani didişmelerimiz üzerinden okuyacağım.

Geldiğimiz noktada şunu görüyoruz:

Çok tanımlı bir dünyada yaşıyoruz. Bu tanımlamaların içinde neyin rasyonel, neyin akıl dışı olduğunu anlamak bazen çok zorlaşıyor. Bazen empati bu okumaları yapmamızı engelliyor. Empati bir tuzağa dönüşmüş durumda. Yasanın üç evladını öldüren bir anne için siyah ve beyaz kadar net olması gerekirken biz empati dezenformasyonunda boğuluyoruz. Bu örneğin benim için bir dönüm noktası olduğunu söyleyebilirim. Artık aklı başında gibi görünen deli insanların aramızda bolca dolandığını kabul etmemiz lazım.

Deliliğin adını koymamız ve deli olana deli dememiz lazım.