İlle de veri

Hiçbirimiz, geçmişi sağlıklı veya gerekli bir netlikte hatırlayacak bir hafızaya sahip değiliz. Geçmiş her zaman bulanıktır, her zaman belli belirsizdir. Tabii ki genel hatlarıyla ona hâkim olmak, hepimizi delirmekten kurtarır; ancak detaylı hatırlama, çok daha bilinçli ve doğru seçimler yapabilmemiz için gereklidir.

“O yaz nasıl hissetmiştik? Sebebi neydi? Bizi harekete geçiren ana duygumuz hangisiydi? Para o günlerde ne ifade ediyordu? Ekonomi nasıl hissettiriyor? Gelecek heyecanlandırıyor muydu? Neden?”

Bunlar detaydır. Ve bugün onlara hâkim olabileceğimiz bir özetimiz olsa, bu yaz daha anlamlı ve etkili olmaz mıydı?

Veri: Sadece pazarlamayı değil, her şeyi değiştirir.

İşin özü

“Bir kilo pamuk mu, bir kilo demir mi?” bir pazarlama sorusudur.

Bu soru, miktara değil, niteliğe odaklanır.

Kaç taneyi kaç paraya sattığınız, pazarlama için sadece bir istatistiktir.

Ne sattığınız ise onun özüyle, yani öyküsüyle ilgilidir.

Yeniden keşfetmek

“Esspressolab başarısız olacak!” derken kastettiğimi az çok biliyorsun. Bunu iş modeli açısından düşündüğünde, türevlerinin neredeyse hepsi aynı kaderi paylaşmaya mahkûm. Ve ticari sebebi çok basit: Starbucks iş modeli yoruldu. Eskidi. Starbucks, Costa veya Blue Bottle ve Tchibo (ki bu ikisi farklı konumlanmıştır) için hâlâ geçerli çünkü öyküleri çok güçlü.

Bu model çalışıyor diye “Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok!” deyip el attığımız her iş elimizde patlıyor. Evet, hayatta kalmak ve büyümek istiyorsan Amerika’yı yeniden keşfetmen lazım.

Hayırlı haftalar.

Geçmiş geçmez

Geçmiş geçmişte kaldı deriz, ama bugün değişimi seçen insanları geçmişleriyle avlarız. Ya da geçmişte yaptıkları hatalarla yargılarız.

Elon Musk, bana göre, Nazi selamı yaptı. Yanlış anlamayın, Elon’u seviyorum. Ve bu hareketi Nazizme inandığı için değil, absürt ve farklı olmayı, provoke etmeyi sevdiği için yaptığını düşünüyorum. Bunu yüzündeki muziplikten anlayabiliyorsunuz. Bunun karşılığında, haklı olarak bazı insanlar ve şirketler tepki gösterdi. Bunlardan en dikkat çekeni BMW oldu. Markanın Birleşik Krallık merkezi, artık X (Twitter)’ı kullanmayacaklarını duyurdu. Ancak bu açıklamanın ardından sosyal medyada markayı eleştirenler, Hitler’in BMW fabrikasını ve fuarlarını ziyaret ettiği fotoğrafları, BMW’nin damalı haç logo çalışmalarını gündeme taşıdı.

Allah aşkına, değişmek ne demek ? Geçmiş geçmişte kaldı ne anlama geliyor?

İnsanlar, başka insanlara hayatlarına devam etmeleri için fırsat tanımıyor. Bu bir arketip. Ve “Geçmişte yaşama!” içi bomboş bir züğürt tesellisinden ibaret: İkiyüzlüyüz.

Gönüllü izolasyon

Neredeyse tam bir yıl önce şunu yazmıştım: “Bilginin size erişimi, bilginin değil sizin probleminizdir.”

Temel savım şuydu: Kendinizi bir fikre, korkuya veya kehanete izole ettiğinizde bilgiye erişiminiz kısıtlanır ve yozlaşır. Bu, kısır bir döngüdür: İzolasyon daha az bilgi, takip eden gerçeklikten uzak kötü kararlarınız ise daha fazla izolasyon getirir.

Yetişkinlik, insana olgunluk getirmesi beklenen bir süreçtir. Ancak, çoğu yetişkin kötü deneyimlerinin sonucunda kendini izole eder.

Bu durum, Boomer ve Z Kuşağı tartışmasının temelini, yani yaşlı-genç çatışmasını oluşturur.

Maalesef, birçok vaka çözümsüzdür.

Konuş

İster işletmeden işletmeye, ister işletmeden tüketiciye olsun, pazarlama her durumda tüketiciyle doğrudan iletişim kurmak zorundadır.

Bu doğrudan iletişim, her zaman ağızdan ağıza yayılan organik pazarlamanın önüne geçmelidir.

Kitlenle konuşmazsan, yok olursun. Ya da hiç var olamazsın.

Çöl kazanır

Dune: Bölüm İki’de Mehdi ve onun en büyük inanlarından biri olan Stilgar arasında şöyle bir diyalog geçer:

Paul Atreides: Tüm bunlar hakkında ne düşündüğümü biliyorsun.

Stilgar: Neye inandığın umurumda değil! Ben inanıyorum!

Paul, inancı hakkında değil, düşüncesi hakkında konuşur. Stilgar ise o kadar derin inanır ki, onu dahi duymazdan gelir.

İnanç, sizin ne düşündüğünüz ya da gerçeklerin ne ifade ettiğiyle ilgili değildir. Hiçbir zaman olmamış ve hiçbir zaman olmayacaktır. İnançla münakaşa, üfleyerek çöl serinletmeye benzer: Sizi tüketir, çöl haklı çıkar.

Tehlikeli teamüller

Bugün bunu hatırlatmak zorundayım:

“Sorumlu kim?”

Bu soru iki durumda sorulur:

Yetki verilme aşamasında ve bir problem yaşandığında.

Birincisinde sesi gür çıkan çoğunluk ikincisinde ekseriyetle gözden kaybolur.

Çünkü bizde yetki; şart ve sınırları ihlal eder. Oysa bu bir görev meselesidir ve en çok sınırlandırılması gereken kişi: Yetkili kişidir.

Sınırsız yetki sorumsuz gelecek demektir.

Teamül ise biz nerede ısrar edersek orada oluşur.

Zorla yüzleş

Kolay olan her şey, kısa vadeli, yetersiz, belki bencil ve kalitesizdir. Zor olan işlerin çoğu ise tam tersidir.

Zor, etrafından dolanılması gereken bir çukur veya aşılması gereken bir engel değil; yüzleşilmesi gereken bir aşamadır.

Ve evet, yüzleşmek yerine zoru pas geçebilirsin. Ama unutma, kolay olanlar hızlı tükenir.

Sıkıcı problemler

İşte o günlerden biri: Türkiye gündemi orucumu bozdu. Daha doğrusu, bir çeşit cheat day diyelim. Pişman mıyım? Evet. Birçok problemimiz var, herkesin var. Ancak herkesinki bizimkiler kadar sıkıcı değil. İşinde yaşadığın problemleri düşün… Diş ağrısı da bir problemdir. Hangisini tercih edersin?

Mesela, Türkiye’nin sokak hayvanı meselesi sıkıcı bir problemdir. Muhatabı ise problemin kendisinden çok daha sıkıcı insanlardan oluşur. Bu kişiler, Türkiye’nin woke kafalarıdır. Asıl problem şu: Türkiye, Mars’a gitmeye çalışmıyor(!) Bize woke fazla gelir.

Türkiye’nin “Türkiye olmak” dışında da birçok problemi var.

Çözebildiğin kadarına el at derim.

Hayırlı haftalar.