Büyük hayal

Özgürlük, genel itibarıyla bir temennidir. Maalesef hiçbirimiz tam anlamıyla özgür değiliz, olamayız. Çünkü öyle ya da böyle hepimiz bir yerlerde bir sistemin parçasıyız.

Diyebilirsin ki: “Düşüncede özgürlük her koşulda mümkündür!” Yanlış. Düşünce ancak ifade ve eylem ile anlam bulur. Eğer düşünceler ifade ve eylemlere dönüşemiyor ve sadece fikirde kalıyorsa, anlamsızdır.

Özgürlük, en büyük hayalimiz olabilir.

Makulleştirme

Rasyonalizasyon (Makulleştirme diyelim), kendimizi iyi hissetmek için söylediğimiz yalanlardan oluşur.

İhtiyaç duymadan satın aldığımız her ürün, aynı makulleştirme süreçlerinden geçer. Çünkü pazarlama, öyle ya da böyle, ihtiyaç duyulmayanı satmak zorundadır. Bunun için de teklifi, ilgilinin aklına uygun hale getirir.

Ama hani güzel pazarlama yalan söylemezdi? İzin ver John Tuld’u alıntılayayım:

“Sadece para; uydurulmuş bir şey. Bir şeyler yemek için birbirimizi öldürmek zorunda kalmayalım diye değiş tokuş yaptığımız, üzerinde resimler olan kâğıt parçaları…”

Eğer değeri yalnızca saati göstermesiyle ölçülmeyen bir saate 20 bin dolar vermek, deri maliyeti 30 dolar olan bir çantayı 4 bin dolara almak veya yarın bir gün Mars’a gitmek istiyorsak; kendimize birkaç yalan söylemek zorundayız.

Yetişkinleri diğerlerinden ayıran, bunun farkında olmaktır.

Yüzeysel

Varoluşsal meseleleri tartışmak her insanı yorar. Bu durum, temel mantıksal çıkarımları yapabilen tüm insanlar için geçerlidir. Yüzeysellik, bizim için sadece bir konfor alanı değil, aynı zamanda fonksiyonel olabilmek için bir zorunluluktur.

Sürekli büyük ve cevapsız sorular etrafında dolanmak, halihazırda kısıtlı olan zamanı verimsiz kullanmak demektir.

Şifre doğrulama için bir güvenlik sorusu: “Fotoğraftaki yaya geçitlerini işaretleyin.”

Herkes için işe yarar. Pazarlama söz konusu olduğunda da bazen ipin ucunu bırakmak gerekir. Şimdi anlaşılır olmak, sonra hayret edilmekten daha gerekli ve verimli olabilir.

Tek yön

Sana, senin onlara güvendiğin kadar, kaç kişi güveniyor?

Bu soruya cevabın rastgele olamaz. Güven, mutlaka gidiş-dönüş yönlü bir yoldur. Karşılıklıdır.Eğer geçtiğin yollar hep tek yönlüyse, muhtemelen yerinde sayıyorsundur.

Yetişkin bir Homo sapiens, yerinde sayamayacak kadar büyük bir yatırımdır.

Yazık olur.

Oldubitti

Kargaşaya yol açıp işi kendince bir sonuca bağlamak, kültürümüzün hakim tavırlarından biridir. Ancak, oldubitti bir strateji değildir. Bu, sürece güvenmeyen ve olgulara değer vermeyen zihinlerin işidir ve %100 başarısızlıkla sonuçlanır. Büyük ölçekte örnek: Anayasa değişikliği. F-35 programından çıkış motivasyonumuz da, aynı Kanal İstanbul gibi, bir oldubitti anlayışının ürünüdür. Kötü kentleşme de bu anlayışın bir yansımasıdır.

Pazarlama ise oldubittiye gelmez. Pazarlama yalnızca bugünün ya da yarının konusu değildir; her günün konusudur.

Sürece güvenmiyorsan, Pazarlama yapamazsın.

Rekabet ihtiyaçtır

Apple bugün hizmetlerini sonlandırma kararı alsa, ne yaparız? X dükkanı kapatsa veya Türk Hava Yolları “Artık uçmuyorum kardeşim!” dese, ne olur?

Farkındayım, bunlar absürt önermeler. Ama Nokia bir noktada bize böyle demedi mi? Nokia gittiğinde, ihtiyacımızın karşılığı geldiği için panik yapmadık.

Yerine yenisi gelene kadar dımdızlak kaldığımız her senaryo, kapitalizmin başarısız olduğunu gösterir. Rekabet sadece bir fiyat ve daha iyi hizmet yarışı değildir. Rekabet, insanları muhtaç bırakmaz.

Hepimizin rekabete ihtiyacı var.

Kaç? Nerden?

Ne zaman rakamları ve sayıları birbirine karıştırsam, buna neyin sebep olduğunu olaydan sonra düşünmeye devam ederim. Covid miydi, stres mi, yaş mı, dikkatsizlik mi, yoksa fazla bilmişlik mi?

Bu akşamki olaya, Türkiye’nin yaşadığı fiyat/değer aks kaymasının sebep olduğuna inanıyorum. Paranın gerçekten ne ifade ettiğini artık bilmiyoruz. 30 bin de tamam, 3 bin de.

Bu, dostlar, rasyonel zeminini kaybetmiş bir ekonominin özetidir.

Kimseyi suçlamıyorum; açıkçası umurumda değil. Ama olguları birbirine karıştırmak canımı sıkıyor. Her neyse, hâlâ emin olamıyorum: 30 bin miydi, 3 bin mi?

Daha çok

Yıldızlar arasında yer almak ve Mars’a ulaşmak için çalışıyoruz. Ay’da bir üs kurmamıza çok az kaldı. Peki, neden?

Kapsamlı bir sorudur. İçinde birçok motivasyon barındırır. Ancak bu heves, yalın ve sarsılmaz bir gerçek etrafında şekillenir: Daha çok bilme arzusu!

Homo sapiens için birçok şey ziyade olsundur: Bilgi dışında.

Bizi diğerlerinden ve kendi aramızda ayıran en belirgin özellik budur.

Bu hafta bilgiye odaklan.

Hayırlı haftalar.

Yalan kaşif

Yapabileceğin en büyük hata, pazarlamayı ‘yaratıcı’ işlerin gölgesine düşürmektir. Pazarlama için ‘Çatı bir kavramdır!’ demiyorum, ama ‘Ajans işleri…’ dediğin şey, Pazarlama sanatının yan ürünleridir. Bunu şöyle düşünebilirsin: Pazarlama bir keşiftir, kreatifler ise bu keşfin bulgularından bazılarıdır.

Kaşif olmadan keşif yaptığını iddia edenlerden uzak dur. Ya hiçbir yere varamazsın ya da hiç istemediğin bir yere gidersin.

Bize güven

Pazarlamaya güvenebilir miyiz?

Tabii ki.

Çünkü pazarlama, neyin yolunda gitmeyeceğini kendi aleyhine bile olsa açıklıkla söyleyebilen nadir prensiplerden biridir.

Gerçek pazarlamaya güven.