top of page

Teşekkürler!

SARIDJE

Kendime notlar #5

  • Apr 14, 2020
  • 2 min read

”Küresel krizin boyutu ne olur?” sorusu derin bir tartışma konusu. Türkiye olarak 2008 krizinin ardından ilk çeyrekte yaklaşık %14 küçülmüştük. Bana göre 2008 ile bugünün en temel farkı çözümün merkezileştirilememesi konusudur. Herkes kendi başına...

Bugün Türkiye’nin kısa vade borcu 170 milyar dolar seviyelerindedir. Bir GOÜ (Gelişmekte Olan Ülke) olarak dolar kazanma kabiliyetimiz ciddi risktedir. Biz iyileşsek bile bize dolar kazandıran piyasaların durumu hem yatırım hem de ihracat pazarları noktasında meçhuldür. Hükümetin global finansal sistem tartışmasını tekrar gündeme getirmesi TL ile borçlanamama durumu ile ilintilidir.

Gelişmiş ülkelerin borcun peşine düşeceği bir maraton gelişmekte olan dünyada domino etkisiyle iflaslar başlatabilir. Bu kabusu yaşamamak adına Trump’ın -tüm uyarılara rağmen- ülkeyi Mayıs ayının başında açma girişimi ise ürkütücüdür. Aşının en erken 18 ayda çıkacak olması, %95 oranında işe yarayacak bir ilacın kısa vadede üretilememesi ve gribin mevsimselliği durumunun belirsizliği cesaretleri kırıyor. Saniyen aşının bugün bulunma olasılığı karşısında; milyarlarca insanın aşılanması operasyonu, yaşlıların aşılara karşı negatif direnci ve aşı karşıtlığı konuları da göz ardı edilebilecek komplikasyonlar değildir. Bu soruların hepsi sürecin uzayacağına dair göstergelerdir.

Türkiye’nin elindeki ekonomik opsiyonlar ise limitlidir. Bu bağlamda Prof. Dr. Nevzat Saygılıoğlu’nun tıpkı sağlıkta yapıldığı gibi "Ekonomik Bilim Kurulu" önerisini çok önemsiyorum. Eğer bu kriz bazı çevrelerin öngördüğü şekilde 3 çeyrek boyunca devam edecekse Türkiye’nin olağanüstü çıkış stratejileri üretmesi gerekecektir. Çünkü resesyon eşi görülmemiş seviyelere ulaşabilir. Bu çerçevede ‘Mitigating the COVID Economic Crisis: Act Fast and Do Whatever It Takes‘ çok faydalı bir derlemedir.

Tabi ekonomistler karamsar tablolar çizmeyi severler. Çoğu zaman da yanılırlar. Çünkü ekonomi bilimi bu drama tutkusuyla teori üretirken ölçemediği veya göreceli ölçtüğü birçok girdi vardır. Mesela Türkiye’nin bir GOÜ olması konusu gibi. Hans Rosling meşhur kitabında bunu anlamlı şekilde tartışmıştır. “Türkiye hangi koşullarda ‘emerging market’tir?” sorusunun cevabı bana göre meçhuldür. Bugün Türk sağlık sisteminin işleyişi ve altyapısı gelişmiş ülkelerin tamamını geride bırakmıştır. Bu çok çok önemli bir faktördür ve orta/uzun vadede ekonomiye psikolojik yansımaları hafife alınamayacak kadar kıymetlidir.

Ekonomide belirsizlik hiç bu formda tecrübe edilmemişti ve evet; olasılıklar her geçen gün anlamını yitirmektedir. Ümitsiz olmak için çok fazla nedenin olduğu bu süreçte ise şu iki olgu arasında mütemadiyen tercih yapmak durumunda kalacağımıza inanıyorum: Bilim ve Komplo. İkinciyi seçtiğimizde başımıza neler geldiği tecrübeyle sabittir.

 
 
 
Öğrenmeyi seçmek

Öğrenmeyi seçmemiz lazım. “Aynı hatayı nasıl yaparsın, anlamakta zorlanıyorum!” ifadesi, anlamaya hiç çalışmayan bir refleksin ürünüdür. Şöyle ki: Bir insan aynı hatayı ancak yaptığı hatadan öğrenmeyi

 
 
 
Günah keçisi

Böyle olaylar olduğunda ABD’de insanlar silahlanma yasalarını suçlar. Biz kimi suçlayacağız? Bizim günah keçimiz ne olacak? Çünkü nihayetinde hepimiz biliyoruz ki sorunun kökenine inemeyeceğiz. Benim

 
 
 
Cüret

Bugün size cüreti konuşmak istiyorum. Önce Aristoteles’in sözünü araklayarak şöyle formüle edeyim: Cüret, terbiye edilmiş bir küstahlıktır. Cüretle ilgili en kritik nokta, tabii ki yapılabilirlik deği

 
 
 

Comments


Commenting on this post isn't available anymore. Contact the site owner for more info.
bottom of page