Boşluk doldurmaca

Bugün Tepe Home’un şu sloganını gördüm: “Biz kaliteye inanıyoruz”

Biz ancak Harry Potter’a, Noel Baba’ya ve diş perisine inanabiliriz.

Kaliteyi ise bilmeli ve anlamalıyız.

Bu şirketin skalasında birçok girişim genellikle boşluk doldurmak için konuşur. İçerik ve sloganları sadece ilgisiz değil, anlam ve fayda üretmekten de yoksundur.

Hedef kitlesi belirsiz olduğu için herkes radarındadır.

Ve herkes, okudukça yorulur.

Yapmayın.

Bir gözlem*

6 gün önce 14 Mayıs’ı pazarlamanın perspektifinden 2 ana başlıkta analiz edeceğiz demiştim. Dün maalesef sağlık sebepleri nedeniyle aktif olamadım. Bugün yakaladığım şu arada sizinle seçim ertesinin taze bir gözlemini paylaşayım istedim:

Hastaneleri bilirsiniz; herkesin işi acildir.

Acil ise bir oldubittidir.

Bu nedenle acili yönetmek zordur.

Çünkü acil ayak uydurmaya izin vermez.

Crocs’lar tarafından istilaya uğramış hastane görevlilerinin ise acile verdikleri karşılık, onların yanlış anlaşılmasına neden olan en önemli etkenlerden biridir. Bu insanlarla diyaloğa girmeden önce, sizi hastaneye düşüren sorunların bir önceki gün onlarca kez yaşanmış olduğu gerçeğini aklınızdan çıkarmamanız gerekir.

Sizin aşağı yukarı neyiniz olduğu bu insanların gözünde yürüyüşünüzden bellidir. Bu sadece gözlemin değil, tıpkı uçaklardaki güvenlik prosedürleri gibi çalışan uzun süreli tecrübe ve pratiğin işidir.

Bu “Acil Durum Müdahale Prosedürü” bir yapılacak işler listesi gibi çalışır.

Hataya düşmeyin, bireyden şirkete ve şirketten devlete her kişi ve kuruluşun bir acil durum müdahale prosedürü olmalıdır.

15 Mayıs’ta öğrendik ki, muhalefetin böyle bir işler listesi yok.

Gözlem bu kadar.

Yarın -söz verdiğim gibi- kapsamlı değerlendirmeleri içeren videomu paylaşacağım.

*imla hatası varsa bugün mazur görün.

Her gün seviyoruz

Annelerimizi kutlamak için her bahane güzel bahanedir.

Bu “Cani Pazarlama”nın bize dayattığı bir tüketim trendi olsa bile yine böyledir.

Yine fırsattır.

Ancak bugün Annemizi ona hediye almak zorunda bırakıldığımız için hatırlamıyoruz.

Her gün aynı, bugün ise bir başka sevmiyoruz.

Ve şunu unutma; yarın ve ondan sonraki herhangi bir gün sen ve annen yine kutlama yapabilirsiniz.

Bugün ve her günün sahibi annelerimiz günü kutlu olsun.

Değişimden yana ol

Yarın iki Pazartesiyi oylayacaksın:

Birincisi 2018’den bugüne kadar geçmiş 254 tane Pazartesi gibi olacak.

Aynı.

255.’yi yaşamak istemiyorsan yarın sayacı sıfırla.

Yeni, ikinci Pazartesiyi seç.

Değişimden yana ol.

Değişimden korkma.

Hayırlı Pazarlar.

Seçim senin

Havuç mu, sopa mı?

Kırmızı hap mı, mavi hap mı?

Cennet mi, cehennem mi?

İstikrar mı, kargaşa mı?

Bu metaforların en büyük özelliği okundukları kadar dobra ve açık olmamalarıdır.

Öyle görünürler evet, ama önerilen tam tersidir.

Çünkü her zaman 108. ve bilmem daha kaç farklı seçeneğin vardır ve seçilmek için müsaittir.

Seçimi değil, seçenekleri kontrol etmek en büyük cambazlıktır.

Hilenin özü buradadır.

İşaret fişeğine ihtiyacın varsa: Sana hep sopa gösterene artık dur de lütfen.

Seçim ancak seçeneklerinin çeşitliliğine hakim olduğunda senin olur.

Seçim yine seçim olsun.

Bu Pazar göster kendini!

Söz sözdür

Nicolas Cage’in çok meşhur olmayan ama neredeyse tamamı gerçek hikayeden esinlenmiş “It Could Happen to You” adlı filminde şöyle vurucu ve harika bir diyalog yaşanır:

Dürüst bir polis memuru bahşiş verecek parası olmadığı için yeni oynadığı piyango biletini; güzel, iyi niyetli ama şans yüzüne gülmemiş garson bir kızla paylaşacağına dair söz verir. Bilete büyük ikramiye çıkar:

Polis: Bu bir şaka değil.

Garson: Değil mi? Bana ne diyorsun!

Polis: Bunu uydurduğumu mu düşünüyorsun? Hayır! Biz kazandık.

Garson: Piyangoyu? Gerçek New York Devlet Piyangosu’nu? Dört milyon doları?

Polis: Dün gece kazandık. Daha fazla kazanabilirdik ama bir Bowling takımı pottan yaklaşık 9 milyon dolar aldı.

Garson: Ve bunu gerçekten benimle paylaşacağını mı söylüyorsun?

Polis: Söz sözdür!

Pazarlama verdiğin sözü tuttuğunda gerçekleşir.

Ne pahasına olursa olsun “Söz sözdür!” diyebiliyorsan başarmışsın demektir.

Süper Seçim

Bu seçimden sonra 2 şey öğreneceksiniz:

1- Ürün her şeydir ve Pazarlama sadece bir kaldıraç.

2- Pazarlama olmadan ürün elmas olsa da görünmezdir.

15 Mayıs’ta bu iki başlığın uzun analizini Blog’ta yapacağız.

Super Bowl’dan farksız bir seçim atmosferi yaşıyoruz.

Garip bir ülkeyiz vesselam!

Hayırdır kardeşim?

Baret, ikaz yeleği ve elinde merdivenle güvenliğe takılmadan neredeyse her binaya girebilirsin.

Bu harika bir sosyal deneydir: Kimliklere ve görünüşe verdiğimiz önemi anlatır. İmajın ne kadar etkili olduğunu gösterir.

İçerik çoğu zaman ilgisizdir.

Söz konusu Politika (Propaganda) ve Cani Pazarlama olduğunda; dikkatini dağıtan, seni kandıran ve asıl önemli olanı görmezden gelmeni sağlayan bu sahte kimliklerdir.

Satır aralarında, sloganlarda, şık tasarlanmış sosyal medya içerikleri ve reklam filmlerinde mütemadiyen işlenir.

Gözüne sokulur.

Kanma.

Elinde merdivenle meskenine selamsız dalana sor:

Hayırdır kardeşim?

Pişman olmazsın.

Peki, ya sen?

Pazarlamacılar ileriye dönük bakmakta, olacak olanı görmekte mahirdirler.

Mutlaka her üç yılda bir, genç kızların çığlıklar ile t-shirt yırttığı bir popçu ortaya çıkar. Belki her yıl erken benimseyenler için eski, toplum için yeni sayılan bir teknoloji raflarda yerini alır. Her hafta sürpriz bir buluş veya yayın bilgisi haberlere düşer. Ve diğerleri…

Tarih tekerrürden ibaret midir bilemem ama kendini aynı eğilimde yenilediği vakadır.

Gazete kağıdıyla başladık, şimdi Twitter’dayız ancak tükettiğimiz içerikler aynı.

14 veya 28 Mayıs’tan sonra da tarihin akış trendi değişmeyecek.

Zaman yine en çok o geçmiyor diye yakınanları tüketecek.

Zaman yine daha çok özgürlük talep edenleri haklı çıkartacak.

Zaman yine çuvaldızı başkasına dokundurandan taraf olacak.

Zaman yine birilerinin yokluğa, yalana, adaletsizliğe ve ayrıştırmaya karşı çıkmasını kutsayacak.

Zaman yine üstüne düşeni yapacak.

Peki, ya sen?

Kitle abartılır

Kitleler er ya da geç sizi yüzüstü bırakır.

Çünkü kalabalık odakta değildir. İlgi ve ciddiyeti geçicidir. Hepsinden kötüsü, çoğu zaman kalabalık kontrolden çıkar ve izdiham üreten avam bir kitleye dönüşür.

Ürettiği çoğu veri değersizdir.

Kararsız kaldığında veya hareket noktan konusuda şüpheye düştüğünde kalabalıkları görmezden gel.

İnsana, bireye konsantre ol.

İnan ki, ölçek (Kitle) abartılır.