Dikizleme

Trafikte dikiz aynasına baktığında insanların seni takip ettiği yanılsamasına kapılabilirsin. Öyle de gözükür ancak bu müşterek istikamet bir noktada mutlaka sapacaktır. Yollar elbette ayrılır, takip biter.

Çünkü en önde olmak seni lider yapmaz.

Bu bir metafordur, mecazdır.

Kendini lider zanneden birçok yönetici benzer metaforların kurbanı olur.

Hâlbuki yol sürmekle yol yapmak aynı şeyler değildir.

Öncülük etmek, en önde olmak demek değildir.

Dikizlemek, hiç değildir.

Aşırıcılık

Aşırılık büyük ölçüde bir tercih değil, bir “Denize düşen yılana sarılır” sendromudur.

Ve evet, denize düşen yılana sarılabilir. Bunda hayret edilecek hiçbir şey yoktur. Amerika Trump’a sarıldı ve Almanlar vakti zamanında Hitler’e bel bağlamışlardı.

Bugün, İtalyanların resmi iç yazışmalarda İngilizce terimlerin kullanımını sert bir şekilde yasaklaması gibi, her aşırılık belki bir son çırpınıştır.

Nerede aşırıcılar görürsen bil ki: Bazı haklar tehdit altında demektir.

Aşırıcılık sadece bir belirgedir.

Kiminle tartışıyorsun?

“Açık Görüş”ün tarifi zordur. Koşullar görüş açınıza şekil verir ve mutlaka değişkendir. Türkiye’de “Açık Görüş” genellikle “Benim gibi düşün!” olarak okunur, hatalıdır. Kast edilen, tartışmaya açık olmaktır.

Masif bir bakış açısına sahip olmak tartışmaya kapalı olmayı gerektirmez. Hem bakış açısından ödün vermeyen, hem de tartışmaya açık olmayan insanlar tabi ki, vardır: Ancak azdır.

Bir insanı tartışmaya açık kondisyona getirmek, bakış açısını değiştirmeye çalışmaktan çok daha kolaydır.

Birincisi biraz cesaret gerektirir ve evet, her şey gibi cesaret de zamanla inşa edilir. İkincisi ise öykülerin değişmesine ihtiyaç duyar. Çok zordur.

Münazaraya başlamadan karşındakinin hangi gruba düştüğünü tespit etmek önemlidir.

Tartışmaya açık olmayan kişinin üzerine oynayabilirsin.

Bakış açısından taviz vermeyene ise zaman tanımalısın.

Ne istiyorsun?

“Ne istiyorsun?” sorması cevaplamasından çok daha kolay bir sorudur.

Çünkü istekler veya arzular ihtiyaçlar kadar belirgin değildir. Kendini ortaya çıkarma noktasında çekingendir.

Pazarlama, arzuları ifşa etme sanatıdır. Sahibini bu anlamda cesaretlendirme ustalığıdır.

“Ne istiyorsun?” sorusuna verilmiş doğru cevaplar ise birçok problemi çözecektir.

Not: 30 Sayfa; bizi tanımlayan, görünür kılan pazarlamayı tanımlama gayretinde olan bir kitaptır. Keşfetmek istiyorsan link burada: 30 Sayfa

Samanlık meselesi

Samanlıkta iğne aranmaz. Küçük olduğu için değil, efora değmeyecek değerde olduğu için. Yoksa samanlıkta hayli hayli pırlanta aranır. Bulunur da.

Modern insanın, girişimcinin problemi samanlıkla veya samanla değildir.

Bugün ortaya çıkmak, fark yaratmak istiyorsan o samanlığa girmek zorundasın.

Dua edelim ki, bulduğun iğne olmasın.

Hayırlı haftalar.

Uzun vade

Paramız az çalıştığımız, zeki olmadığımız, risk sevmediğimiz veya girişmediğimiz için değersizleşmedi. Türkiye bugün; dünden daha çok üretiyor, daha çok biliyor, daha ulaşılabilir ve daha azimli.

Paramız değersizleşti çünkü etik varlıklarımızı korumadık, geliştirmedik ve ucuza sattık.

Dün (2007) bir gram altın parasına, bugün ancak 1.5 kilogram soğan alabiliyorsak bu ancak sistematik bir hırsızlığın ve ahlaki bir çöküşün sonucu olabilir.

Ve kısa vadeye oynamanın, “Benden çıksın da nasıl çıkarsa çıksın!” kafası ile iş yapmanın, “İş yapıyor ya, bu ahlaksızlığı da görmezden gelelim…” demenin sonuçları, kendini genellikle uzun vadede gösterir.

Uzun vade, sen ne güzel bir konseptsin.

Sözün doğası

Mayıs 17, 2021’de şunu yazdım:

Yarından itibaren yeni bir dil öğrenmeye başlasanız ve sonunu getirmeseniz, kimse sizi suçlayamaz.

Çünkü kendinize verdiğiniz sözlerin doğasında başlamak hakim kuraldır ve fakat bitirmek değil.

Yarın birilerine buluşma sözü vermek ise başlatmak zorunda olmadığınız ama mutlaka sonunu getirmeniz gereken bir taahhüttür. Çünkü kimse sizin ağzınızdan zorla söz alamaz.

Bu hafta tutamayacağınız sözler vermeyin.


O hafta değil ama takip eden yılın Ağustos ayında tutamadığım bir söz verdim.

Söz borcum olan okuyucularım bilir: “30 Sayfa” basıldı ama 30 sayfa olarak değil.

Yeni çıkan kitabım ile ilgili tüm detaylar yarın Instagram hesabımda!

Kusursuz

Gillette’nin her yeni bıçağı ‘kusursuz’ bir tıraş deneyimi sunduğunu iddia eder.

Bu marka, niye ürünü kusursuz olmasına rağmen, her defasında aynı işi yapan farklı modelleri üretmeyi sürdürür?

Kusursuz, neden tamamlanmaya ihtiyaç duyar?

Çünkü ya kusursuz değildir ya da Pazarlama tamamlanmış, eksiksiz veya mükemmel olmanın ne anlama geldiğinden habersizdir.

Bazı tanımları sık kullanmak sizi sadece sıkıcı değil, anlamsız yapar.

Kusursuz bir anlamsızlık.

Yapılanları dinle

Oy vermek bir gönüllülük meselesidir.

Ve mutlaka, göreve talip olanı dinlemeyi gerektirir.

Elbette siyasetçinin ne dediğini dinleyebilirsin.

Ancak unutma: Konuşulanlardan ziyade yapılanları dinlemek, daha etkin bir dinleme yöntemidir.

Akli tutarsızlık

Birçok garip inanç vardır ancak hiçbiri “Dünya düzdür” önermesine inanan kitle ve benzerleri kadar tehlikeli değildir.

Evet, tehlikeli.

Çünkü bu ve benzeri akli tutarsızlıklar somut problemlere neden olabilir.

Diyebilirsin ki, “İnanç zaten ekseriyetle tutarsızdır.”.

Hayır.

İnanç, aklın ve gözün gördüğünü inkar etmek demek değildir. İnanç bir ihtiyaçtır. Bu kültürel fenomen diğer her şey gibi bilgiyle beslenir, gelişir ve değişir. Bugün, Antik Mısır’daki gibi ölülerimizi mumyalamıyor ya da Orta Çağ’daki gibi kadınları “Cadı” yaftası ile ateşe vermiyoruz.

Bilgi mütemadiyen güncellenir. Ona adapte olamayan inanç ise hurafeye dönüşür.

Bugün, kendine sor: Neden “Dünya düzdür!” önermesine inanmayı seçelim?

Neden siyah kedileri yakalım?

Neden düello ile yargılanalım?

Neden egzorsizm veya lobotomi ile iyileşmeye çalışalım?

Niçin monarşilerin kutsal varlıklar olduğunu savunalım?

Bu inançlara neden ihtiyaç duyalım?