İmkânsız oyun

Ürettiğimiz oyunların ekserisi çözülebilir ve sonuçlanabilirdir çünkü aksi olsa oynanmaz.

İmkansız oyun yoktur. Bu durumda tuzak olur. Binaenaleyh hayat bir oyun değildir çünkü imkansızlık bir olgudur.

“Hiçbir şey imkansız değildir…” tıpkı geri dönüşüm ve benzeri peri masalları gibi özneyi kısır döngü bir oyunun içine hapsetmeyi amaçlar.

Bunu, ‘zor’ olanla ‘imkansızı’ birbirine karıştırarak yapar.

Evet, zor olan zaman alır ve ‘imkânsız’ adı üstünde imkânsızdır.

Hayali Pazarlama

Bugün şöyle bir reklam panosu gördüm:

“Yepyeni bir AirFryer, Karaca Air Pro Cook”

Bu Karaca.

Karaca ürün satmak istiyor.

Ama Karaca Türklere ürün satmak istemiyor.

Çünkü Karaca kendini Cupertino’daki Apple zannediyor.

Karaca gibi olma.

Asla anlamıyoruz

Kült filmin şu meşhur sahnesini hatırlarsın:

Eğer bu sahneyi asla hatırlamıyorsan, bu cümlede kullandığım “Asla”yı yersiz/gereksiz bulmuyorsun demektir.

Etrafımdaki Z’ler bu aralar hep “Asla”lı konuşuyor:

“Asla beni görmüyor…”, “Asla yiyemiyorum…” “Asla bana geri dönüş yapmıyor…” vs.

Acaba Z neslini taşıdığımız bu gelecekte çoğu şey sıfır toplamlı mı?

Sormaya değer.

Çünkü onları ‘asla’ anlamıyoruz gibi…

Anonimin problemi

Borcam, Selpak, Pimapen ürün isimleri değil, birer markadır. iPhone ise bir “Akıllı Telefon” markasıdır. Samsung’tan telefon alırken “Bana bir iPhone lütfen!” demiyoruz.

Bazıları markanın ürün olarak anılması konusu ile övünür ancak anonim olmanın hiçbir şekilde Pazarlamaya faydası yoktur.

Bilinirlik kitleselin ortak algısında dar bir konsepttir. Ve öyle olmalıdır da.

Benim ismim Semih. İnsan değil.

Farkı bil. Ayrış.

Re: Dönmek var

Repost yapmayı sevmiyorum, biliyorsun. Ama bugün, bunun zamanı:

Dönmek Var (24 Şubat, 2022)

“Ölmek var, dönmek yok…” Tehlikeli bir klişedir. Bu cesuru değil, cahili motive eder.

Sıfır toplamlı bir oyun ise hikmetin, bilgenin işi değildir. Yanlıştan dönmek, tekrar gözden geçirmek, mukayese etmek, özür dileyip vazgeçmek güzel alternatiflerdir.

Yaşadığımız çoğu savaş, yokluk ve zulüm dönmek bilmeyen, yanlış otobüse binip inmemekte ısrar edenlerin ürünüdür.

Ne istiyorsun?

Bugün havaalanı Fast Track’te şahit olduğum diyalog:

Görevli: Biniş kartınızı görebilir miyim?

Kadın: Niye, bana güvenmiyor musun?

Görevli: ?

Kadın: Az önce biri geçti, bakmadınız bile (Yalan, ben oradaydım).

Kadın: Çok salakça ya…

Görevli: (Gülüyor).

Bazen insanların probleminin ne olduğunu veya neye yıldığını anlamakta zorlanırsınız.

Olağandır.

Ancak insanların çoğu, aslında ne istediklerini bilmeden bir ömür yaşar.

“Ne istiyorsun?” anahtar bir pazarlama sorusudur. Ve sadece bir soru değil, bir ders temasıdır. Önce anlamı öğretilmeli, sonra cevapları alınmalıdır.

Zor iş lakin güzel bir başlangıç noktasıdır.

Seçim senin

Getir’den koşulları sağladığın müddetçe istediğin kere ürün sipariş edebilirsin.

Sabah sular ve meşrubat. Öğlen biraz atıştırmalık ve ekmek. Akşama doğru yemeklik malzemeler ve diğerleri…

Tüm bunların hepsini bir kerede de Getir’tebilirsin. Bu durumda ortak kaynakları tüketmemiş, sosyalin hakkına girmemiş olursun.

Elindeki akıllı telefonun senin, Starbucks’tan satın aldığın Pumpkin Spice senin. Çöplerin hepimizin.

Kapital bize ekseriyetle buradaki ince farkı telkin etmez. Bu nedenle hayatlarımız keskin ikilemlerin arasında, yorucu bir kısırdöngüdedir.

Mesela Sağlık Bakanlığı kamu spotunda: “Çok uluslu sigara şirketleri her yıl 700 milyar dolar kazanırken, Dünya’da 7 milyon insan ölüyor. Buna dur diyebilirsin…” derken; aynı hükûmetin diğer bakanlığı, kaçak sigara ile mücadele ederek bu şirketlerin telif haklarını korur ve onlardan tahsil ettiği vergiler ile cari dengeye destek olur.

Tezat yorucudur.

Ama aynı zamanda sorunu anlaman adına güzel bir başlangıç noktasıdır: Çünkü nettir.

Açıklamaya ihtiyaç duymaz.

İşte siyah, işte beyaz.

Seçim senin.

Yetki ve sorumluluk

Haber: “Kaza yapıp yolcu koltuğuna geçti”*

Harika bir savunma mekanizması. Bürokrasi ve insanımızın özeti değil mi?

Sorumluluk almak yerine saklanmayı, kaçıp kovalanmayı tercih etmek:

“Ben yolcuydum…” sessizliği “Yetki bende!” derken çıkarttığın gürültüden daha az dikkat çekici değil.

Dünya düşündüğünden daha küçük.

*Okumak için…

Mal ortada

Elon, Twitter bio’sunu “Perfume Salesman” olarak güncelledi.

Elon’dan parfüm satışı ile ilgili öğrenebileceğin hiçbir şey yok. Keza Jobs’tan telefon satışı ile ilgili bir şey öğrenmen mümkün değildi.

Çünkü ikisi de ürünü değil, hikayeyi sattılar.

Bizde ise hikaye anlatma çabası ile öne çıkan kişiler; jenerasyonlar boyunca martavalcı olarak anlatıldı ve okundu. Gandalf’ın asası ile köprü çökertmesi ve Darth Vader’in telekinezisi tabi ki, saçmalıktı! Ancak vahyin konusu ise “Birinin asa ile denizi yarıp, su üstünde yürümesi” harika bir prolog olabilirdi.

Yüzüklerin Efendisi, Star Wars, Harry Potter ve benzeri öcü öyküler üretemedik.

Ama ürün kimliği de üretemedik.

“Türk Malı” ortada kaldı.

Hala ortada.

Burnt Hair Perfume

Elon’un Burnt Hair (Yanık saç kokulu) parfümü aynı Flamethrower (Alev silahı) gibi kısa sürede 10 binler sattı.

Tabi ki, bu alım motivasyonunu ürün özellikleri ve ihtiyaç gibi geçer sebepler değil, maksat/ülkü dürtüyor. Diğer benzer -anlamsız- takaslar ile kıyaslandığında ise karakteri olan, bilinçli bir tercih olarak ortada duruyor.

Bu yüksek bir etkileşimin sonucudur.

İhsan, şeytan tüyü veya karizma, adına ne derseniz…

Ancak atlamayın: Karizma liderlik getirmez, liderlik ediyor olmak sizi karizmatik yapar.