Utanç üzerine

Dün akşam biri hareket halindeyken arabasının camından pet şişe ve anlayabildiğim kadarıyla bebek bezi fırlattı.

Belli ki, bu arkadaşımızın mülkiyete bakışı çok ilkel:

Eşya, ona ait olanlar ve olmayanlar olarak ikiye ayrılıyor.

Yollar ona ait değil, dolayısıyla pisletebilir.

“Parçası olduğu bu şehre ve topluluğa ait hissetmemek onun mu, yoksa telkin etmemiş otoritenin problemi mi?” sorusu uzun ve farklı bir konu.

Çekince ise “Bunu yapmaktan utanırım…” değil “Yaparsam diğer insanlar benim adıma mahcup olur…” noktasında konulursa fayda sağlayabilir.

Çünkü senin utanç hissetmiş olman bir şey ifade etmez. Bu sadece bir günah çıkarma refleksidir. Ancak; madara olduğun için biz aşağılanmış hissediyorsak işler değişebilir.

Çünkü burası bizim şehrimiz, bizim mahallemiz ve biz çöp istemiyoruz.

Aklında bulunsun.

Kusur değil

“Benim hatam, kusura bakma…” neredeyse herkes için (Müşterin, eşin, patronun vs.) dile dökmesi çok zordur.

Ve neredeyse birçoğu kusurlu değil bilgisizdir.

Hiçbir zaman kusurda direnen ile mücadeleye hazır olamazsın. Mümkün değildir.

Bilgisizlik ile mücadele ise sandığından daha kolaydır.

İletişim kanallarını açık tut.

Patron çıldırdı

Bu çıkışa neden güvenmemiz gerektiğini bilemiyorum.

Akıllanmasını bekleriz.

Aynı şekilde; daha az ödeyip daha azına razı olmaktansa, daha çok ödeyip biraz fazlasına sahip olmayı tercih ettiğimiz gibi.

“Patron işi biliyor…” daha çok güven veriyor.

Baştan çıkarma

Baştan çıkarma bir hile türü olarak sınıflandırılabilir ve belki de İngilizce tabiri -seduction- gibi; daha ileri gidip ihanet olarak da okunabilir.

Ancak değildir.

Pazarlama bu kavramı dikkatli ve sınırları hileye varmayacak seviyede kullanmaya ve işlemeye devam etmelidir.

Çünkü cazibeye kapılma ve ayartılmaya kapı aralanır ve yan etkileri rıza ile sineye çekilir.

Çünkü köken bilim her ne kadar aksini öne sürse de baştan çıkarılmak, hile ile kandırılmanın aksine bir tercihtir.

Komplo teorilerinin cazibesine kapılanlardan, lüks ürünler ile baştan çıkarılmaya “Hayır!” diyemeyen kitlelere kadar örnekleri saymakla bitmez. Bir markayı kimileri tamamen görmezden gelirken, kimileri ayartılmayı tercih edebilir.

Hile ile baştan çıkarılma arasında tatlı bir çizgi vardır.

Usta Pazarlamacılar bunu bilir. İşler.

Sistem çıkmazı

“Lütfen el bagajlarınızı yerleştirirken koridordaki geçişe müsade ediniz…”

Mümkün değildir. Fiziksel değil tinsel bir varlık olmanız gerekir.

Bu tipik bir sistem çıkmazı semptomudur.

Ve ne zaman sistem benzer aksamalar yaşasa yolsuz tertipler hüküm sürer (Örnekleri için; gümrükler, adalet sarayları ve şehir planlamalarında yapılan usulsüzlüklere bakabilirsin).

İstisnalar ve belli bir acilin üstesinden gelmek için ürettiğimiz kısa yollar sistemin kendisini tüketir.

Bazen problem, problemin kendisi değil: Problemin üstesinden gelemeyen sistemdir.

Aklı yok saymak

İnsana acı veren bir çok olgu vardır ama aklın yok sayılması farklı acıtır.

Çünkü bu eylem kişinin sadece zekası değil, niyeti ve geçmişi hakkında da en kötüsünü varsayar.

Ve bu profil genellikle önemli gördüğü her bilgiyi tıpkı yüzsüz ve hırsız Pazarlamacıların yaptıkları gibi; en küçük puntoyla sayfanın dibinde yayımlar.

Senin problemin: Kendini insanlardan daha zeki görmen değil, insanların senden daha zeki olduklarını anlayamayacak kadar aptal olmandadır.

Geçmiş olsun.

Öz güven meselesi

Öz güven çok amaçlı bir el aleti değildir.

Ticari pilot olmak için gerekli öz güven, topluluğa konuşma yapmak için talim etmen gereken öz güvenden farklıdır.

Dün akşam kokpitten konuşan yardımcı pilotumuz belli ki, bu işi ilk defa yapıyordu. Türkçe’de sesi titredi. İngilizce’de sözlerini bitiremedi.

Öz güveninin zıttı anksiyete, endişe veya kaygı değil, kararsızlıktır.

Bilgi ve tecrübenin işlenmesiyle giderilir.

Ve evet, diğer bir çok şey gibi öz güven de bir pratik meselesidir.

Sözden başla

Pazarlama hedef kitlesine derdini ve kendini binlerce farklı araç kullanarak anlatabilir.

Bu araçları çalıştırabilecek ise tek bir model vardır: Söz verip tutmak.

“Verdiğin sözleri tutuyor musun?”

Cevaplaması çok zor bir sorudur. İmaların, mimiklerin, oturuşun ve kalkışın sözün bir parçasıdır. Sloganında, komik/eğlenceli olduğunu düşündüğün bilboard mesajların ve Tweet’lerinde sözün hissesi vardır.

Başarılı Pazarlama yapmak çok zordur.

Çünkü söz verip tutmak çok zordur.

Hangi aşamada olduğunun bir önemi yok. Eğer tökezlediğini hissediyorsan: Sözden başla.

Tekrar.

Cesaretin bedeli

Ray Kroc, McDonald kardeşlerden bir şirket değil bir icat satın almıştır.

Çünkü McDonalds’ı icat etmek ile McDonalds’ı kurmak arasında hatırı sayılır bir fark vardır.

Ray’in McDonalds’ı icat edecek zekası, birikimi ve vizyonu yoktu. Bu çok açık.

Uslanmaz bu girişimcinin ise mucit kardeşlerde olmayan belirgin bir aktifi vardı: Cesaret.

Ray 1961 yılında, 59 yaşındayken -ödemesi gerektiğinden belki biraz fazla ödeyerek- 2.7 milyon* dolarlık bir yatırım ile bugün değeri 200 milyar dolara dayanacak bir şirket kurdu.

Mac ve Dick kardeşler ise patentlerini değerinin hayli üzerinde satmış oldular.

Çünkü bulmak başka, başa çıkmak başkadır.

Ve bu ikisi ekseriyetle aynı kefeye koyulur.

Cesaretin üzerinde ise fiyat etiketi yoktur.

*Bugün yaklaşık olarak 24 milyon $.

Hangi gelecek

Bu yıl üniversitelerin billboard reklamlarının ortak bir teması var: Gelecek.

“Gelecek senin…”, “Geleceği sen aydınlat!”, “Gelecek sensin!”, “Geleceği burada yaz…” ve benzerleri.

Hangi gelecekten bahsettikleri ise muamma.

Yarın veya bir hafta sonra mı? Ya da belki bir yıl sonrası…

Norveç’in şimdiki zamanı bizim geleceğimizin konusu olabilir ama bizim şimdiki zamanımız kimin meselesi olacak?

Çünkü önemsediğimiz budur.

Bizimle dosdoğru konuşun.

Özellikle aklına, enerjisine ve cesaretine ihtiyaç duyduğunuz gençlerle…

Çünkü gelecek burada.

Bugün ve yarın.