Jules Verne’e gülenler

2001 yapımı Vanilla Sky’da cani pazarlamanın oyuncağı olmuş şöyle hoş bir alıntı vardı:

“Jules Verne’e de gülmüşlerdi…”

Bu pazarlama görünümlü propagandanın çok sık kullandığı bir kalıptır. Bu yolla olası olmayan ihtimallere karşı çıkan aklıselimlerin kafası karıştırılmaya çalışılır. Çünkü insanlar geri dönüş hikayelerine bayılır.

Beyzbolun iş modelini dramatik şekilde değiştirmiş Billy Beane veya Amerikan ipotek piyasasına kafa tutan Michael Burry’nin öyküsü bu nedenle milyonlara ulaşmıştır. Ama genelde geçmiş, geleceğin onu bize paketleyip sattığından daha karmaşıktır.

Propaganda ise aksini iddia edip, ekseriyetle gelecekte yanılma ihtimali ile tehdit eder. Bugün de birileri bizi Jules Verne’e gülenlerin düştüğü duruma düşmek ile korkutuyor. Jules Verne’e gülenlerin elinde onu ciddiye alacak veri yoktu.

Bugün küresel ısınmadan ekonomiye, teknolojiden tarihe, elimizde çok büyük ve güçlü bir data var. Bugün propoganda hiç olmadığı kadar görünür ve belirgin.

Belki de artık doğruları konuşup gerçek pazarlama yapmanın zamanı gelmiş olabilir. Çünkü kimsenin güldüğü yok.

Aşırıcılık

CBS’in kadim The Late Late Show* sunucusu Craig Ferguson’un mizahını çok severdim.

Bu İskoç komedyen 2008’de sahne aldığı Beyaz Saray Muhabirleri Derneği’nin geleneksel yemeğinde harika bir kinaye yapmıştı. El Kaide’nin Glasgow havaalanı sandırısını tiye alarak:

“El Kaide İskoçya’ya din savaşı getirmeye çalıştı(?) Üzgünüm ama bunun için en az bin yıl geciktiniz. Futbol takımınız da yok. Lütfen evinize dönün.”

Dünyada birçok ekstremist grup var ve bunların çoğu insanlığın geldiği noktayı anlamakta güçlük çekiyor. Çünkü aşırılık nihayetinde bir ideoloji değil bir şiddet formuna dönüşüyor.

Şiddetin ise birçok biçimi vardır. Bugün ekonomik bir şiddete maruz kalıyoruz ve görünür tek bir sebebi var: Aşırıcılık.

Herkese bol şans.

*2005-2014

Ferforje

İstanbul’da son günlerde zemin kat evlerde mahsur kalıp ölenlerin haberlerini okuyorum.

Acil durumlarda demir korumalıkları aşamayan bu insanlar feci şekilde hayatlarını kaybediyorlar. Büyük bir haber kanalı ise bu problemin çözümünü ferforjeciler çarşısında arayan bir haber yapmış. Karın tokluğuna çalışan zanaatkarlara “Neden ferforjelerin açılır kapanır yapılmadığı?” soruluyor (!)

Bir acil çıkış regülasyon faciası olan bu sorun; yasa yapıcıya (Belediyeye, meclise vd.) değil de halkanın en son unsuruna yönlendiriliyor.

Sorunun ne olduğunu anlamadan sorunu çözmek olası değildir. En büyük ve en kronik sorunumuz bu.

İnanılmaz bir kısır döngünün içindeyiz.

Huy

Ben kızılötesi teknolojinin hakim olduğu bir uzaktan denetim çağında büyüdüm. Bu nedenle Bluetooth uzaktan kumandayı cihazlara doğrultarak çalıştırıyorum.

Teknolojiler bize kurtulması kolay olmayan garip huylar aktarabilir. Alışkanlık kazanmak ise onu kaybetmekten milyon kere daha kolaydır.*

Dikkat et.

*Bkz. Can çıkmadan huy çıkmaz.

Sıradaki

e-mail’in bir pazarlama ve iletişim aracı olarak yaygın kullanılmayabaşlandığı 90’lardan bugüne çok şey değişti. İnsanları tepki vermeye provoke eden bu internet aracı artık işe yaramıyor. Kullanmakta ısrarcıyız çünkü WhatsApp ve diğerleri alternatif değil.

Peki ne olacak?

Graham Bell’in telefon başarısı telgrafı geliştirme girişiminin bir sonucuydu. Ortaya bambaşka bir ürün çıkarttı.

Cevap buralarda…

Birinci kural

Dövüş Kulübü* birinci ve ısrarlı kuralına rağmen hızla yayılır ve büyür çünkü insanlar konuşmayı sever.

Hoşumuza giden, ilgimizi çeken, bizi özel hissettiren şey konuşulmaya değerdir. Bu organik pazarlamadır. Ve eğer biz, bu kadar uğraşmana rağmen ürününü veya hizmetini konuşmuyorsak yeterince ilginç bulmadığımız için olabilir.

Çünkü Dövüş Kulübü’nün birinci kuralı: Dövüş Kulübü hakkında bolca konuşmaktır.

*Fight Club (1999)

Önemse

Havayolları yolcularını her dilden anonsu dinlemek zorunda bırakır. Eğlence sistemini kullanan bir yolcuyu devamlı gıcık eden bu problem çok basit bir yazılım müdahalesi ile çözülebilir:

Her eğlence sistemi dil seçeneği ile başlar. Dilini seçmiş ve sistemi kullanan yolcuya sadece kendi dilinden anons yapmanız yeterli olabilir.

“Pazarlama nedir?”

Bu sayfadaysan bu soruyu devamlı soruyor olman gerekir. En önemli cevaplardan biri ise: Önemsemektir.

Evet, kısa vadede önemsemek fazla karşılık üretmiyor olabilir ama uzun vadede seni herkesten ayıracak en önemli mülktür. Çünkü önemsemek pahalı bir yatırımdır ve karşılığı sadakattir.

Elini serbest bırak.

Görüntü kurtarır

Dün Milano’daydım. Starbucks Reserve’in kahve kavurma merkezini ziyaret etme şansı elde ettim.

Alışılmışın dışında bir tasarım ve menü seçeneği sunan bu 2300 m² büyüklüğündeki Starbucks eski borsa/posta binası içinde kurulmuş.

Bu yazı bir gezi notuna dönüşmeden önce “Neden bu kadar Starbucks yazıyorsun?” sorusunu cevaplayayım:

Türkiye’de 536 adet Starbucks var. Sıralamada İngiltere’den sonra dünya ikincisiyiz. Üçüncü Fransa’da bizden %65 daha az Starbucks var. Yani ikinciliğimiz sıradan bir ikincilik değil. “Nasıl oldu da bu franchise’ın bu kadar etkisinde kaldık?” sorusu sık düşündüğüm bir mesele.

Her neyse…

Espresso’nun doğum yeri ve belirleyici bir kahve kültürünün hakim olduğu İtalya’ya -ne kadar büyük olursanız olun- burun sokmak kolay iş değildir. Bunu yapacaksanız da şunu göz önünde bulundurmanız gerekir: Bir İtalyana kahveyi fast food konsepti ile paketleyemezsiniz. Starbucks’ın iş modelini bu anlamda değiştirme şansı yok ama dikkat kazanmak için proses yavaşlatılabilir. Bu dükkan ile 2018’deki giriş tam olarak bunu yapmış.

Bazen ürününe istenmediği bir mahallede tezgah açmak durumunda kalabilirsin. Modelle, fiyatla ve ürünle uğraşma. Görüntü ile uğraş.

Öyle bir giriş yap ki, tezgahına bakanların en son göreceği şey satmaya çalıştığın ürün olsun.*

*Türk Havayolları Air Wi-Fi’ye teşekkürlerimle…

“Çünkü orada…”

-Niye Everest dağına tırmanmak istiyorsunuz ki, efendim?

“Çünkü orada…”*

Engelleri aşma arzusu nihayetinde ödül olmasa da fıtratımızın önemli bir parçası. Onları aşmak yerine mızmızlanmak ise bizi biraz daha az insan yapan sürecin başlangıcı.

*George Mallory, 1923

Süreci yok sayma

Zanaate saygı duyulur çünkü zanaat; çoğumuzun yapmak istemediği işlere kendini adamış cesurların meselesidir.

Ancak…

Bize işin ne zaman biteceğini söyle ve sözünde dur. Gecikeceksen de bizi ikaz et.

Çünkü senden sadece yaptığın şeyi değil, süreci de satın alıyoruz.