Azami

11 Kasım indirimleri, Black Friday ve diğerleri… Hepsi büyük bir satış dümenidir. Ve bu dümen ‘yeterli’ karşısında ‘azami’ anlayışının tahakküm etmesi için çalışır.

Pazarlamacılar ve kapitali maksimize etmek peşinde olan diğer elementler tarafından tek tatmin edici durumun ‘azami’ olduğuna ikna edildik. Sadece tükettiklerimiz değil, sosyal ilişkilerimiz ve varoluş sorunsalımız bile bu temada düğümlendi.

Azami, en çok, en fazla veya maksimum olan; yeterli, uygun, elverişli ve optimum kadar konforlu değildir. Dayatılan bu maksimizasyon ‘mutlak’ (absolute) ile ilintilidir. Saltçılık ise bir gizlenme formudur.

Dümene gelme!

Tuhaf

“Havuza işemeyin!” güvenebileceğiniz bir uyarı değildir ve işe yaramaz.

Büyüklük algımız bize içinde yüzdüğümüz gerçeğini unutturur. Nesiller boyu tükettiğimiz denizlerimiz gibi; atıklarımızın eninde sonunda bize musallat olacağı gerçeğini kavramak ise bazen mümkün olmayabilir. Ve bazen çözüm uyarı veya eğitim de değildir. Çünkü tuhaf olanla akıl ile başa çıkılmaz ve evet, bu çok tuhaf bir tutumdur.

Bindiği dalı kesme eğilimi açık bir tercihtir ve tarihte sayısız aklıselim örneği vardır. Tuhaf ile belki ancak tuhaf olarak başa çıkılabilir.

Amerika’da yapılan bir araştırmaya göre nüfusun yarısı havuzlarda idrar inidakör boyası kullanıldığına inanıyor. Böyle bir ürün olmamasına rağmen bunu çocuklarına telkin eden ebeveynlerde, bu yöntemi birilerini mahçup etmek için kullanan muziplere kadar herkes bu tuhaf antidota katkı sağlıyor.

Ve bir pazarlamacı düğer tüm kimliklerinin yanında tuhaf olmalıdır. Hem de bol kepçe. Çünkü onun tuhafı dikkatimizi avlayan oltadır.

Tuhaf; acayip, garip ve Arapça kökeni itibariyle nadir ve emsalsiz bir hediye demektir.

Empati

Yarın haftanın ilk günü ve çoğumuz tersi olmasını tercih ederdik.

İşte bu bezmişlerin arasında; ilk uyanan, ilk gönüllü olan ve istenmeden yardım eli uzatan sen ol. Yarın diğerinin neye ihtiyaç duyduğunu hayal et…

Empati de diğer her şey gibi ancak alıştırma ile alışkanlığa dönüşebilir.

Hayırlı haftalar.

Hile meselesi

Almanlar İkinci Dünya Savaşı’nda denizaltılar ile sahneye çıktıklarında İngilizler buna “Korkakların Silahı” adını vermişti. Burada da aynı bizim “Tüfek icat oldu mertlik bozuldu” arabesk zırvasındaki gibi yenilgiyi kabul etmeme ve hileye ima vardır.

Evet; inovasyonun, daha çok çalışıp daha pratik düşünenin eşitliği bozduğu durumlarda yenilgiyi kabul etmek zordur. Ancak hile aynı ihanet gibi ihsas edilmeden önce iki, üç ve belki dört kere düşünülmelidir. Çünkü hile rekabetten kaçmanın diğer adıdır.

Oysa daha iyi bir silah icat etmek için ortaya emek koymak hile peşinde koşmak demek değil, rekabet etme arzusunun ta kendisidir. Rekabet hilenin aksine mücadele için yeni platformlar doğurur. Hile ise statükocudur.

Bu nedenle, bu senaryoda, asıl hilekar durduğu yerde sayıp mertlik kasandır.

Yürüten hata

Önünde iki hata formu var:

Statükoyu korumak için gereğinden fazla zaman ve efor harcarken yapılan hatalar…

veya;

Yeni bir şeyler denerken yapılan acemi hatalar…

Ben ikinci cins hatada ısrar edenlerin başarısız olduğuna şahit olmadım.

Birinciler; isimlerini hatırlamıyorum.

Kolay çıkış

“Küresel ısınmanın çözümü balinalar mı?” Hayır.

Bu bir haber başlığı ve ima ettiği şey kısa yollar ve kolay çıkışlardır.

Kolay çıkış yok. Olsaydı herkes başarırdı.

Ve unutma; güçlükler diğer herkesten çok adanmış olanlar için harika bir avantajdır.

Çünkü herkes vazgeçtiğinde onlar devam eder.

Kimlik bariyeri

Eğer Apple bugün AirPods’ları bünyesinden ayırsa sadece bu ürünün oluşturacağı yeni kuruluş 175 milyar dolar ile Amerika’nın 32. en büyük şirketi olur.

Bunun ne demek olduğunu anlaman için:

Bu segmentte yüzlerce ürün sahibi Logitech 14 milyar dolar büyüklüğündedir. PlayStation ve diğer birçok dijital ürün yanında sinema filmleri de üreten Sony’nin pazar büyüklüğü 150 milyar dolardır.

AirPods’lar segmentinde birçok profesyonele göre en iyi ürün bile değildir. Peki bu başarının kaynağı nedir? Apple ekosistemi. Bu ürün bu mahallenin cazibesine kapılmak isteyenler için bir tuzak vazifesi görür. Kolay ulaşılabilirdir. Apple ekosistemi ise kadın, erkek, çocuk, genç ve ihtiyar fark etmeden ortak kimlik üretir.

Cinsiyet ve yaş gözetmeden kimlik oluşturmak atlatması çok zor bir bariyerdir.

Gerçek mucize

Mucize satmak kolaydır çünkü var olmayanın alıcısının eli tutulmaz. Aynı çocuklara sattığımız ışın kılıçları veya sihirli asalar gibi.

İşe yaramadığını bildiğimiz halde satın aldığımız ürünler iade edilmez.

Mucize, sihir veya keramet diye birşey yoktur ama maalesef yok satar. Coca-Cola bunun farkına varmış olacak ki, her yanımızı yeni ürettiği “Gerçek Mucize” sloganı ile donatmış.

Hem mucize, hem gerçek.

Sakının derim.

İnancı işle

İnanmayı seviyoruz, inanmak istiyoruz ve aslında inançtan faydalanıyoruz. Ve belki bir noktada birey olarak fonksiyonel olmak için inanmak zorundayız.

Ama yanılmaktan nefret ederiz.

Yanılma konusunun alternatifi ise inançsızlık, skeptisizm veya komplo çılgınlığı değildir. Çünkü hiçbir toplum ‘güven’ ve öyküye duyulan inancın sağladığı ‘iyimserlik’ olmadan hayatta kalamaz.

Dolayısıyla hayır, inancı denklemden çıkartamazsın. Belki maliyeti biraz özgürlük ve sık burun sürtmek olabilir ama sorumluluğun da bedeli budur.

Pazarlamacı olarak senin işin; inandığımız yanlışlardan bizi vazgeçirmek, onun yerine daha iyi ve daha çok işe yarayan şeylere* inanmamız sağlamandır.

Kurnazlığın lüzumu yok.

*Küresel ısınma paniği gibi.

İstisna yok

Yarın bu yılın 44. haftası başlıyor. Geriye 8 hafta kaldı.

Geri kalan sayımda işlerin sakinleşeceği, biraz daha düzene gireceği veya normalin -her ne demekse- geleceği falan yok.

Bu hep böyle oldu ve sen istisna değilsin. Hazır ol!

Hayırlı haftalar.