Toparla
İnsanlar neredeyse hiçbir zaman “Keşke o zaman daha çok üzülseydim, daha fazla panikleseydim veya durmadan ağlasaydım!” demez.
Eğer şu anda bunlardan birini yapıyorsan zamanın sana hep askini öğrettiğini unutma.
Toparla kendini.
İnsanlar neredeyse hiçbir zaman “Keşke o zaman daha çok üzülseydim, daha fazla panikleseydim veya durmadan ağlasaydım!” demez.
Eğer şu anda bunlardan birini yapıyorsan zamanın sana hep askini öğrettiğini unutma.
Toparla kendini.
Belki inanmazsın ama düğünüm 2 kere ertelendi, 3-4 kere tarihi ve yeri değişti ve sonunda belirlenen tarihe 4 gün kala her şey organize edildi.
“Hayatta yer bulamazsın!”, “Yetişmez o işler…” diyen acilciler yanıldı. İstanbul’da neredeyse aradığımız her otel ve organizasyoncu o pazar günü için müsaitti.
Şanslımıydık? Zannetmiyorum. Yetişti çünkü bize satılan aciller sahteydi.
Yetişmez çünkü acildir. Acildir çünkü satışın doğasında beklemek yoktur.
Satış, son kullanma tarihi olmasa bir yıl sonra yiyeceğin yoğurdu bugünden satar.
Bir yıl önceki acillerinin hepsi ortadan kayboldu. Ya çözüldüler yada birlikte yaşanacak hale geldiler.
Acilin buharlaşacağını, yaşam süresinin çok kısa ve çoğunlukla uyduruk olduğunu bilmek; asıl probleme odaklanmanı ve paniği göz ardı etmeni sağlamıyor mu?
Geçen hafta bir dostumdan hediye aldım.
Hediyeler iki formda gelir: Talip olmadığınız sorumluluklar yükler (Çiçekler gibi) veya çözüm üretir (Kitaplar gibi). Evet, kitap harika bir hediyedir.
Gerçek hediye, iyilik ve bedava olandan çok farklıdır.
Mesela bir iyilik karşılığında denk veya daha büyük bir iyilik umarak yapılabilir.
Bedava ise ücret ile ilgilidir ve gerçek bir pazarlamacı bedavanın palavra olduğunu bilir.
Gerçek bir hediye ise hem vereni hem de alıcıyı değiştiren içten bir bağdır. Fedakarlık, belki risk ve kesinlikle duygusal bir takastır.
Bu profil sadece “Biri bana bunu hediye etse mutlu olurdum…” diye düşünür.
Bir pazarlamacı olarak bedavaya, karşılık gerektiren iyiliklere değil gerçek hediyelere odaklan. Bu takas seni ve müşterini değiştirecektir.
Sevgili dostumun hediyesine gelince; çok beğenerek alıp giydiği T-Shirt’ün aynısını hediye etti.
“İzleyicinin ne istediğini anlamaya çalışmıyorlar, sadece kendi istediklerini, başkalarının yapmasını istedikleri şeyi yapmaya çalışıyorlar. İzlemek istedikleri film bu.”
1999 yılında özel efekt ekibi liderinin Wachowski kardeşler hakkındaki yorumu…
Olağandışı, vasatın karşıtı işin tanımı budur. Bu motivasyonla çalışır. Başkaları “Ne düşünür, ne der?” diye dert yapmaz. Kamufle olmaya çalışmaz.
Ve İşte The Matrix Resurrections (2021) bunu unuttuğu için başarısız olacak.
Sadece birkaç yıl önce yapmaktan şiddetle kaçınıp bugün normal karşıladığınız birçok şey vardır.
Çünkü konumunuz devamlı değişir ve dolayısıyla perspektifiniz de öyle.
Seçim, perspektifin illüzyonudur. Seçenekler duruşun değiştikçe çeşitlenir ve hiçbir zaman sadece sade veya şekerli değildir.
Size sunulan seçenekler bazen kolaylama veya çözümmüş gibi satılabilir. Ekseriyetle dayatmadır.
Konumundan dolayı göremediğin sayısız seçenek var.
Hareket et.
Perspektifini değiştir ki, seçeneklerin çeşitlensin.
Otellerin kalıplaşmış bir dili vardır. Resepsiyonu hararetli bir Pakistanlı, şaşkın bir Çinli veya kızgın bir Rus da arasa cevaplar oto pilottur.
Yedek havlu, dikiş takımı, diş macunu, terlik ve benzeri taleplerin hazır cevapları vardır.
Gelen herkes lobide değerlenir ve lobiyi geçtikten sonra aynı tezgahın ürünüdür.
Bu model otellerin çoğuna şunu unutturur: Herkes aynı değildir.
Mesela 49. katta kalmanın bir elektrik kesintisi durumunda risk oluşturacağını düşünen müşterileriniz olabilir.
Pazarlamacıların tornadan sözler vermek için daha az, çeşitlilik için daha fazla zaman harcaması gerekir.
Bugün Afrika’nın ismini Valinor olarak değiştirsek kıtanın kaderi değişmez ama sizin kıta algınız değişir.
Dubai. Bir isim. Bir marka. Bir pazarlama makinesi:Lüks, rekor, aşırılık, zıtlık, ve petrol.
1968 yılında sadece 13 arabanın kayıtlı olduğu bu ‘hiçbir yer’ şu anda 3 milyon araçlık lüks bir trafik canavarı. Bundan tam 30 yıl önce yalnızca bir tane gökdelene ev sahipliği yapan bu kum yığını bugün itibariyle 215 tane gökdeleniyle bir dijital vaha.
Petrolü 1966 yılında keşf eden bu ahalinin gelir vergisi yok, suç oranları dünya ortalamasına kıyasla neredeyse sıfır.
Bu bir başarıdır. Daha önemlisi, kaldıracınız ne olursa olsun -ki bu vakada petroldür- hiç yoktan bir öykü üretmek ve bu öykü ile milyar dolarlık markalara prestij kovalatmak büyük başarıdır ve bu başarıda Pazarlama konuşur.
İstanbul’u ele alın. Eşsizdir. Coğrafyası ve kültürü ile şehirlerin kraliçesidir. Ama bugün İstanbul’da ne uluslararası üne kavuşmuş ticari bir fuar ne de ölçeği yüksek sportif bir aktivite yoktur.
Kıta atlatan İstanbul’a karşılık bu yaşama elverişsiz kum yığınının zaferi düşündürmelidir.
Pazarlama Dubai’de iyisi ve kötüsü ile görevini yapmıştır. Belki daha önce tartıştığım gibi bu lüzumsuz limitlerin şehri bir gün kaynaklarını tüketecek ve doğaya karşı yenilecektir.
Bir gün suyun Dünya’nın en büyük dönme dolabını inşa etmekten daha önemli olduğu anlaşılacaktır. Ama o güne kadar Pazarlama bu vahada nöbettedir.
İş yapmanın birçok etik kuralı vardır ve bunlar farklı formlarda tartışılır.
Ancak bir işin başarılı olup olamayacağını söyleyen en önemli girdi: Açıklıktır.
Kaynaklarınızda, iş modelinizde, hedeflerinizde ve vaat ettiklerinizde; aynaya konuşur gibi açık olmanız gerekir.
Çünkü ortada bir kutlama yokken beliren sürprizler sevilmez.
Açıklık ise bulaşıcıdır. Daha fazla açıklığa sebep olur. Bu güven, hakikat, coşku, sabır ve olasılık gibi kavramları gün yüzüne çıkarır.
Açıklık tek kelimeyle; bir iş modeli, bir yaklaşım ve belki büyümek için bir platformdur.
Umduğunuzdan daha fazla çaba gerektirebilir, doğru…
Ama değmez mi?
Navigasyon kullanışlıdır, işe yarar ve fakat sonuç itibariyle bir oryantasyondur.
Ve her yönlendirme aracı gibi manipülasyona teşnedir.
Ancak bundan da önemlisi, navigasyon ile yol alan çevresine, yola ve sürüşe değil yönlendirmeye odaklıdır.
Yolu bilip yol almak ile yönlendirilerek yol almak arasında çok ciddi fark vardır.
Yolu bil. İşini bil. Öyle yola çık.
Dün bir arkadaşım beni Amerikancı olmakla suçladı. Bu sevgili dostumun üstünde Levi’s, cebinde iPhone, kolunda iWatch ve izleme listesinde Marvel Serisi var. Marvel film serisi ise uzun metrajlı bir Amerika reklamıdır.
Her neyse…
Öncelikle Amerikancı, Atlantisçi veya başka bir ‘bişey-ci’ değilim. Gerçekçiyim. Süreç bize şunu gösteriyor: Bizim, çocuklarımızın ve kuvvetle muhtemel onların torunlarının yaşayacağı bir Dünyada ABD lider kalacaktır. Burada en az 100 yıllık bir zaman diliminden bahsediyorum.
Bunun iki sebebi vardır: ABD vizyonu ve enstitüleri.
Etrafına şöyle bir bak… Yemek yediğin masadan eğlendiğin konsollara kadar hepsi Amerikan kültürünün ürünüdür. Bu ürün çok güçlü bir vizyon ve onu devamlı besleyen sağlam enstitüler ile temellendirilmiştir.
Dünyada önümüzdeki 100 yıl içinde bu vizyonu devirecek yeni bir söylem ve buna bağlı olarak bir hazırlık gözlemlemiyorum.
Durakla ve hatırla: Gerçekle savaşırsan her seferinde kaybedersin. Durumu, olmasını istediğin gibi değil, gerçekte olduğu gibi kabul ettiğinde, ilerlemekte özgür olursun. - Jennifer Young