Yığın

Sorunlar çözülemez gibi göründüğünde, genellikle onlarla başa çıkmak çok zor olduğu için değil, zamanında ele alınmadıkları için böyle hissettirirler.

Yığın, başlı başına bir problemdir. Önce yer açmak ve sınıflandırmak gerekir. Çünkü problemler bir kapasite meselesine dönüştüyse -Türkiye örneğinde olduğu gibi- çözüm ciddi zaman alır.

Üzgünüm, işimiz dün olduğundan çok daha zor.

Bağımsızlık

Etrafımızda çalışan sistemlerin çoğu bizden bağımsızdır. Ve sadece bağımsızlık değil, birçoğu anlama kapsamımızın da dışındadırlar. Elektrik gelir, Internet çalışır, sular akar ve tuşa bastığınızda robotunuz temizlik yapar.

Bizi diğer türlerden -ve muhtemelen bundan birkaç bin yıl sonra kendi türümüzün devamı olacak post Homo sapiens’ten- ayıran en dokunaklı özelliğimiz varlıklarını fark etmediğimiz ama ortadan kalktıklarında bizi dımdızlak bırakan tüm kolaylıklar, standartlar ve araçlara olan bağımlılığımızdır.

Bağımlılık hafife almamamız gereken, takas ettiğimiz önemli bir aktifimizdir.

Bu hafta anlamlı takaslara konu olsun. Kolaylıklar dilerim.

Sınırsızlar

Bill Gates AI (Yapay Zeka) için şunu demiş: “Sınırı olmayan ilk teknoloji!”

Sınırları olmayan bir şey daha var: İnsanın hayal gücü.

Bu ikisi bir araya geldikçe harika işlere tanık olacağız.

Ve unutma, Jules Verne’e de gülmüşlerdi.

Tutarlı ol

Eğer bu bloga uzun bir süredir aboneysen bugün aşağı yukarı nasıl bir yazı okuyacağını kestirebiliyorsun demektir. Beklentiniz tedirgin değildir: Buna tutarlılık denir.

Pazarlama için çok önemlidir.

“Ya, bu fuarda da böyle olsun…”, “Hmm evet, kalite olmadı ama bu seferlik idare edelim!”, “Onu bir ara düzeltiriz.” ve diğerleri…

Tutarsızların bahanesi istisnai durumdur. Ancak atlama, neredeyse her durum kendine hastır ve her şey tutarsızlık için can atar. Tutarsızlık için koşullar hep elverişlidir. Yola koşullar elverişli olacak diye çıksaydık hayat çok daha basit ama çok daha sıkıcı olurdu.

Tutarlı ol.

Pazarlamanın son ve belki en önemli aşaması budur.

Yöntem ve zaman

Geçmişi anlamak önemlidir. Onu anlamak için diğer her şeyde olduğu gibi katı bir objektiflik elzemdir. Üzerine fazla zaman harcamadan ve mümkünse bir gün daha düşünmeden sonsuza kadar rafa kaldırmak gerekir.

Şimdi, bize -yani Türkiye- geçmişte kullandığımız yönetemlerin ne kadar kusurlu olduğunu öğretiyor. Gelecek ise o geçmişten taşınan ve bu yöntemlerle iş yapan bizlerin değil, artık yeni bir nesilin konusudur. Eğer onlara ihanet etmek ve vasıfsız bir miras bırakmak istemiyorsak, bugün, zaman kaybetmeden dünün yöntemlerinden kurtulmamız şarttır.

Bizim problemimiz zaman, çocuklarımızınki yöntemdir. Bizimkine çare yok, onlar için ise hala umut var.

Artakalan

İşinde gayet başarılı olan bir arkadaşım, AI’ın en fazla 2 yıl içinde iş alanını %100 dönüştüreceğini söyledi.

Bu şu demek yapay zekâ bugün yaptığı işlerin çoğunu yapmaya başlayacak.

Önemli soru ise şu: Yarın, kazandığı zamanı yapay zekânın yapamayacağı işleri yapmak için kullanacak mı?

İlgi alanı

İntihar ile ilgili katı bir tutumum var, bilirsin. Yıllar önce şunu yazmıştım:

“Kalp krizinden ölme ihtimalin 6’da 1, araba kazasında 106’da 1, yaya geçidinde 543’te 1, yangında 1547’de 1’dir. Yani ölmenin çok olağan olduğu bir gerçeklikte yaşıyoruz. Bu durumda bilerek ölümü tercih etmek normal değildir.”

Bugün bir “Fenomen”in intihar ettiği haberi paylaşıldı. Haberi okuyan ve kişiyi tanımayan birçoğunuz gibi ben de aynı şeyi yaptım: Sosyal medya hesaplarına baktım. IG’sinde “TikTok 1 Milyon” yazıyordu. Kim bu 1 milyon bilmiyoruz. Rahmetliyi tanımıyordum. Böyle tanımadığımız binlerce “Fenomen” var. Bazısı 10 milyon üzerinde takip ediliyor. Bu rakamlar siz kandırmasın. Şöyle ki:

Pazarlama için bu çok önemli bir tema. Neden bu kişiler Internet’in sağladığı tüm bu imkanlara rağmen Pop Kek kadar bilinir olamıyorlar? Cevabı ilgi alanında arayın. Bu alanda spektrum çok geniş. Milyonlarca ilgi alanı var. Nişi ne kadar daraltırsanız kitleniz de o kadar küçülür. Pazarlama ilgi/dikkat çekmek için icat edilmiştir. İşin özü budur. Ancak her şeyden önce onun ne demek olduğunu iyi kavramanız gerekir.

Klasik güç

Metrodaki küçük bir reklam panosu yüzbinlerce dolara mal olmuş bir kampanyanın reklam filminden daha çok dikkat çekebilir. Ve her şeye rağmen basılı medyanın tüketici üzerindeki etkisi sosyal medyanın virallerinden çok daha efektif ve kalıcı olabilir.

Bunun iki sebebi var:

1- Sosyal Medya ile aramızdaki ilişki -ilk günden beri- bir nefret ve sevgi sarmalından ibaret. İvme özellikle pandemiyle birlikte nefrete doğru ağır basmaya başladı. Tüketiyoruz ama tükettiğimiz aşırı bir kalori pişmanlığına dönüşüyor.

2- Yüksek gürültü ve karmaşa. Özellikle basılı medya tüm bu kaosun içinde bir sanat galerisi dingilliğinde iş görüyor. Bu afişleri okurken kendimizi zihni bir sükûnet ve solo bir münazaranın içinde buluyoruz.

Sosyal medyayı eksik bırakmayın, para harcayın. Ama şunu asla atlamayın; klasik sadece alışılmış olan değil, üzerinden çok zaman geçmiş olmasına rağmen değerini yitirmeyendir. Yarın IG ve TikTok burada olmayacak, eminim.

Deneyim

Caramel Macchiato yapmak veya güzel/sağlam bir termos üretmek zor işler değildir. Biraz merak ve biraz zanaatla çözülebilir. iPhone üretmek ise imkansıza yakındır. Bu durumda şöyle bir çıkarım yapabiliriz: Starbucks ve Stanley ürün değil, deneyim/öykü satarlar ve Apple her ikisini.

İkinci gruba bulaşma. Birinci gruptan birini uyarlamak istersen Latte’ye değil, deneyime ve öyküye odaklan. Espressolab’ın düştüğü kuyuya düşme. Bu arada evet, hala büyük bir fiyasko ile batacaklarını düşünüyorum.

İtibar meselesi

Bazı markalar var ki, ne yaparsanız yapın itibarlarını sarsamazsınız. En aptalca hatalar bile onların özüne dokunamaz- Porsche, Rolex, McDonald’s veya Starbucks gibi.

Sırları ne mi? Yaptıkları işten çok, anlattıkları öyküler ve zihinlerimizde gasp ettikleri yerdir. Harry Potter ya da Aşil’in topuğu gibi öyküleri zamansız ve unutulmazdır.

İtibar, işi iyi yapmakla inşa edilir. Onun kalıcı olmasını sağlayan şey ise öykünün gücüdür.