Son seçim

Bugün ABD’de seçimler var. Yine “Yüzyılın en önemli seçimi…” ve mutlaka “Bir dönüm noktası!” veya “Köprüden önce son çıkış!”.

Tabi ki, durum bunlardan hiçbiri değil. Ancak güç savaşlarının dili böyledir. Ve pazarlamanın önemli bir aracı olan propaganda böyle çalışır. Kıyamet ve mesih sendromu olağan araçlardır. Satın alanı da çoktur. Türkiye’nin bu kafayla ne hale geldiğini hepimiz görüyoruz.

Her neyse…

Mutlaka ABD’nin bu seçim süreci önemli olaylara gebedir. Dünya daha önce hiç olmadığı kadar nükleer bir tehdidin eşiğinde. Bu şaka/komplo değil, gerçek. Bu noktalara nasıl gelindiği bu yazının kapsamı dışında, ancak bugün Özgür Dünya’da iki uç düşüncenin güreşine tanık oluyoruz. Sol tüm agresifliğiyle yeni dünya idealini irrasyonel saiklerle dayatmaya çalışıyor. Sağ ise bu durumdan sinsi bir makul gibi aşırıcılıcık devşiriyor.

Akıl dışını akıl dışıyla terbiye edemezsin.

Kıyamet ve cennet satana karşı sebeple rakip olamazsın.

Ödül de ceza da çok büyük.

Zor işler.

Baştan

Baştan başlamak, bir fikirdir. “Bu işe yaramadı!” veya “Bu galiba doğru değil…” demekle başlar. Ve diğer benzer aksiyonlar gibi geçmişi temize çıkarma kaidesi veya sorumluluğu yoktur. O “Kafama takıldı”cıların işidir.

“Baştan başlıyoruz!” gelecekle ilgilidir.

Baştan başla, sık sık. Çünkü bu önemli bir Pazarlama göreneğidir.

Fıstık Sincap

Dün Peanut the Squirrel (Fıstık Sincap) New York’ta ötanazi ile öldürüldü. ABD -özellikle sağ kesim- ayağa kalktı. Sosyal medya kaynadı. Kimileri “Seçimin sonucunu bu sincap belirleyecek!” başlıkları attı.

Sağlık ve diğer siyasal sebepleri bir tarafa bırakarak şunu görmek çok önemli: Pazarlama nasıl bir kaldıraç kullanırsa kullansın, hiçbiri ortak bir merhamet girişiminden daha etkili değildir. Bu koruma duygusunu güçlü bir hesap sorma veya intikam hissi takip eder. Yani pasif görünen bu hal aslında çok agresif ve aktif bir tutuma dönüşür.

Nadir olaylardandır. Pazarlama için güçlü malzemedir: Yakalandı mı işletilmesi gerekir.

Göz bağı

Türkiye’de son 10 yıldır yaşadığımız her şey nihayetinde kontrolü kaybetme sürecinin bir parçasıdır. Kontrolü kaybettik. Bitti.

“Kontrol bir illüzyondur!” diyebilirsin, itiraz etmem. Ancak Churchill’in şu lafını alıntılamama izin ver: “Hükûmeti kontrol eden halktır; halkı kontrol eden hükûmet değildir.”

Hayırlı haftalar.

Havalı

İngilizce, ABD’nin global etkisi/entelijansiyası ve Birleşik Krallığın koloniciliği yüzünden mi yaygındır ve havalı hissettirir, yoksa havalı ve aşırı kolay bir dil olduğu için mi çok konuşulur?

Mutlaka iki koşulun sebepleri iç içe geçmiştir. Ancak İngilizce şüphesiz çok havalı bir dildir. Bunu her kademede hissedersiniz ve inkar edemezsiniz.

Havalı…

Adidas’ın “You got this!” veya Nike’ın “Just do it!” sloganlarını düşün. Türkçe veya Arapça tercümeleri kulağa oturmaz. Çünkü bunlar zor dillerdir: Yüksek karakterlidirler. Herkes/her şey havalı olacak diye de bir kaide yoktur. Bu çoğunlukla doğal bir durumdur. İş modelin çalışıyor ve organik olarak pazarlaman iş yapıyor olabilir. Lakin dışardan alacağın profesyonel Pazarlama hiçbir şey yapmasa da sana hava katar.

Bir şans ver derim. Çünkü havalı: Herkes olmak zorunda değildir, ama kim olmak istemez ki?

Para

Pazarlama her zaman o lezzetli üçgen dilim kaşara labirent yollardan koşturmaz. Bazen sonuçları eliyle koymuş gibidir ve adı: Paradır.

Nike’a milyar dolarlar kazandıran ve belki de Adidas’a karşı elini yükselten en doğrudan yatırımı Michael Jordan’ı kapatmasıdır.

“Bas parayı!” bir Pazarlama stratejisi değildir. Ancak mutlaka güçlü bir kısa yoldur. Bu nedenle parayla çözebileceğin işlere fazla kafa yorma derim.

Seyyar

İnsanın cevaplayamayıp öyküde çare bulduğu birçok soru vardır. Evet, öykü bazımız için bu bilinmezlere anlam katar. Bazımız için yetersizdir. Yetersizliğin antidotu ise ilerlemeye devam etmektir.

Bakın, Elon Musk’ın çabasını çılgınca bulabilirsiniz: Ancak onun Mars hayali bilinmezden yorulmuş insanların ilerleme gayretinden ibarettir.

Çünkü nihayetinde Homo sapiens’in yola devam etmekten başka çaresi yoktur.

Tüm bilinmezlere rağmen devam etmek zorundayız.

Alaka

Yüzüklerin Efendisi: Yüzük Kardeşliği’ni 2001 yılında projeksiyonlu küçük bir salonda izlediğimde -kendi kendime- “Bu film eskimez!” demiştim. Eskidi. Peter Jackson, Hobbit serisini 3D çekince ise bunu bir Tarantino refleksiyle gerçek sinemaya ihanet olarak okumuştum. Bugün, Jackson’un eskiye çare bulma çabası olarak görüyorum.

Peki bu çaba yeterli oldu mu? Hayır.

Jackson’un eskiyi canlandırmaya dönük yaklaşımı tekniktir. Mesele teknikte değil, öykünün akışındadır. Ürettiği elementler, görsel ve ilintilerdir. Birçok LOTR tutkunu Amazon’un WOKE diye tanımlanan, siyah Elf’li yeni Yüzüklerin Efendisi’ne tepki koymuştu. Hoşunuza gitmeyebilir ve evet, bu sizde öykü tahrip edilmiş hissiyatı uyandırabilir ancak yaklaşım doğrudur. Aynı şekilde Disney’in siyahi Küçük Deniz Kızı (2003) ve hafif çirkin yeni Pamuk Prenses’i (2025) gibi.

Öykü söz konusu ise mesele hiçbir zaman teknik değildir: İlintidir. Alakadır.

Ne alaka? Öykü inşa ve revize etmeden önce sorman gereken en kritik sorudur.

Sürüden kaçanlar

Verdiğimiz birçok karar toplum mekanizmasının ürünüdür. Mahalle ne dinliyorsa, AirPods’larında o çalar. Vaiz cemaate göre vaziyet alır ve çoğu lider yeni yollar açmaz, yular nereye yön verirse oraya gider.

Birey olmak, kendine özgü yaşamak ve davranmak nadirdir. Egodan veya diğer özsever kişilik bozukluklarından farklıdır. Sürünün içinden çıkmak bir kültür meselesidir. Bu göç genellikle yeni kültürle birlikte farklı sürüler inşa eder. Mesela Harley-Davidson böyle bir zümredir. Steve Jobs’un muzipler topluluğu da aynı şekilde.

Sürüden kaçıp birey olma arzusunu kovalayanların topluluğu Cumhuriyet 101 yaşında.

Kutlu olsun.

İç kural

İş modeli ile iç içe geçmiş bir Pazarlama için şirket içi Pazarlama da hayatidir. Bu ne demek şimdi? Markanızın vizyonunu ilk önce çalışanlarınıza satmanız gerekir. Ve bu zannedildiği üzere insan kaynaklarının işi değildir. Şöyle kısa keseyim:

İnsanların markanızla yaşadığı deneyim, en az maaş verdiğiniz elemanın ellerindedir.

Hayırlı haftalar.