Seçtirebiliriz

Karşı tarafın “Yanılmışım ve fikrimi değiştireceğim!” demesini sağlamak neredeyse imkansızdır. Hatalarımızı kabul etmek; ego, inanç ve belki delilikten ötürü hatanın yanında ayrı bir maliyet gibi görünür. Değildir.

Ancak ne yazık ki bu bir çıkmaz sokaktır.

Her pazarlamacı için alternatif: İnsanların nasıl düşündüğüne değil, nasıl karar verdiklerine odaklanmaktır. Karar verme mekanizmalarını değiştirebiliriz. Onlara diğerini seçtirebiliriz.

Hayırlı haftalar.

Gelecek takıntısı

İnce bir buzda yürümek kendini doğrulayan bir kehanet üretir. Bu tür kehanetler çoktur. Az olan ütopik gelecekler vaat eden ve kimsenin görmediğini gördüğünü iddia edip münhasırlık taslayanlardır. İronik olsa da bu ikincisine ikna etmek birincisinden çok daha zordur. Ya da şöyle diyelim; ilk etapta kehanetin ödülü ne kadar büyükse talibi o kadar az olur. Çünkü insanlar büyük yanılmaktan çekinir.

Etrafımızda birçok kehanet olmasının ise iki önemli nedeni vardır:

1- Geleceği tahmin etme takıntımız: Mütemadiyen bunu yaparız.

2- Bu konuda çok başarısız olmamız.

Son yirmi yılımız, özellikle sağ cenahın -ve bu sadece Ortadoğu değil, ABD’de de aynı şekilde-, gerçekleşmeyen Godzilla kehanetler mezarlığına döndü.

Gelecek insan için bir karmaşadır. Kehanet de henüz gerçekleşmemiş bu karmaşaya bir anlam yükleme çabası: Zaman kaybıdır.

Sıradan problemler

Yapılması alışkanlık hâline gelmiş her iş doğru iş değildir. Rutinler zor ve yanlış yöntemleri bile uygulanabilir hale getirebilir. Ve maalesef rutinlerin belini kırmak çok zahmetlidir. O yüzdendir ki, bir işi hiç bilmiyor olmak yanlış biliyor olmaktan evladır.

Türkiye’nin hem ekonomi hem de genel itibariyle Pazarlama anlayışı açısından sıkıntılı birçok rutini vardır. Bunlardan belki en belirgini, kötü/eksik uyarlamalar ve çözüme zaman tanımadan oldu bittiye getiren fevri yaklaşımdır. Bu durum sadece sorunları çözümsüz bırakmakla kalmaz, olmayan farklı problemler de üretir. İyi test edilmemiş bir ilaç gibidir: Yan etkisi faydasından çok olur.

Üzülerek söylüyorum ki, bu hal Türkiye’de rutindir.

Empati iş yapar

Empati yani duyguda buluşmak zor iştir. Başkalarının senin bildiklerini bilmesi ve senin arzu ettiklerini istemeleri gerekir. Ve sadece deneyimleri paylaşarak mümkün olabilir.

Bu yüzden deneyim -özellike Pazarlama için- hayati bir konsepttir. Mesela, Tesla kullanan iki farklı tüketici bu deneyim aracıyla duygudaş olabilir.

Duyguda buluşturursan işi bitirirsin.

Nasıl satarız?

Bugün duyduklarımızı duymamamız gerektiğini düşünüyoruz. Gerçekliğimizle uyuşmuyor. Ancak duyduk. Şimdi politikanın görevi bize bu durumun bizim gerçekliğimiz ile uyuştuğuna bizi ikna etmektir. Peki ikna olacak mıyız? Bu hedef kitleyi araştıran temel bir sorudur. Alışkanlık ve inançlarını, olguların önünde tutanlar birincil kitledir. Çünkü bunları korkuları yönetir.

-Sakın XP’ye oy verme!

+Neden?

-Çünkü onlar KK ile iş birliği içinde.

+Ok.

Belki tema olarak pazarlamanın bu gündemde hafif kaldığını düşünebilirsin.

Ancak atlama; her şeyin satılması gerekir. Nitekim bu ürün de alıcısına uygun bir Pazarlama ile satılacaktır.

İroni

İnanç size konfor veren fikirlerle ilgidir. Bilim ise konforunuzla değil, olgulara fayda sağlayan fikirlerle ilgilenir. Ve yazgı, olguların önüne inancını koyan aptallarla -nedense her zaman- kinayeli bir biçimde alay etmiştir.

Bugün eminim Türkiye’de bir çok kişi ironik hissetti.

Ne diyelim; geçer, üzülmeyin.

Salla gitsin

Türkiye ve diğer benzer Ortadoğu ülkelerinin ekserisinin özgürlüklerle ilgili ciddi problemleri vardır. Bu vakadır. Sadece ekonomik değil, sosyal meselelerde de tesisatlar tıkalıdır. Pazarlama haliyle diğerlerinden farklı değildir.

Ülker bize yıllarca sağlıksız birçok ürün yedirdi ve hala yediriyor. Züber’in -ne kadar sağlıklı bilmiyorum ama iddiaları öyle- “Gerçek atıştırmalık” reklamını rekabet nedeniyle yasaklattılar. Yani reklam olur diye konuşamıyoruz ve rekabet bozulur diye kıyas yapamıyoruz. Oysa ki, rekabetin ana unsuru kıyastır.

Her neyse, bugün şöyle bir gayrimenkul reklam afişi gördüm: “Biz daha n’apalım?”.

Bak şimdi…

Be eşşek herif; öncelikle senden kimse bir şey istemedi. İkincisi ve daha önemlisi karşında marabaların yok. Bu nasıl bir üsluptur arkadaş! Bu nasıl bir pazardır, ben bu milleti çözemedim.

Rekabet özgürlüğü yok, tüketiciye sallamak serbest. Hayırlı işler.

Ortanın sorusu

Ortadoğu’nun cevaplamaya çalıştığı anlamsız sorulardan en problemlisi şudur: “Geleceğin daha özgür olması bizim için bir risk mi?”

Sizin için risk olup olmaması kimsenin ve özellikle geleceğin umrunda değil. Gelecek mutlaka bir yerlerde bugünden daha özgür olacaktır. Bugün dünden daha özgür olduğu gibi. Ve yine o gelecek sizin radikal yakalarınıza yapışacak ve hesap soracaktır. Ta ki, kafanız açılana kadar.

Sukutuhayal

Bugün rutin Blog’a bazen yaptığım gibi günceli yorumlayarak ara* vermek istiyorum. Tüm gün “Yenidoğan Çetesi” denilen bu garip olay hakkında okudum ve düşündüm.

Bu yıl birçoğunuzun bildiği üzere baba oldum. Kendimi fikri zikretme konusunda iyi bilirdim: Değilmişim. Ebeveyn olmak tarif edilmesi imkansız bir duygu.

Depremin altında kaldık. “Asrın felaketi” dedik uyuduk. Bir Allah’ın kulu sorumluluk alıp istifa etmedi. Öne çıkmadı. Bu olayda da farklı bir beklentim yok. Ancak şu artık benim perspektifimde berraklaştı: Türkiye sosyali büyük ölçüde ahlaki olarak çürümüştür. Bugün bile bu cani çetenin liderinin ne yaptığından çok kimin adamı olduğu tartışılıyor. Muhalifler hükûmet erbabı ile fotoğraflarını servis ederken, diğerleri asker, diplomat veya ilim adamı sekülerlerle pozlarını paylaşıyor. Sizin neyin doğru neyin yanlış olduğu ve sorumluluk almakla ilgili bir derdiniz olduğunu düşünmüyorum. Sizin meseleniz haklı çıkmak: Keçiyi bulup günaha sokmak. Üzgünüm ama şu olayın ifşasından sonra televizyonlar ve sokaklar inlemiyorsa sizden bir cacık olmaz.

Milyonerler kulübü

Credit Suisse’e göre milyonerlerin %88’i self-made* yani kendi başına parayı bulmuş kişilerden oluşuyor. Ve bunların %80’lik dilimi 40-60 yaş aralığında bu servete ulaşıyor. ABD’de yetişkinlerin %9’u milyoner. Bu yaklaşık 30 milyon insana tekabül ediyor.

Türkiye’de ise dolar milyoneri sadece 70.000 kişi var (Nüfusun %0.1’inden az). 1.5 milyon kişi ise Türk Lirası milyoneri (Nüfusun yaklaşık %1.8’i).

Bu rakamları şu yüzden verdim: 40-44 yaş arası insanlar nüfusumuzun %68’lik diliminin içinde en büyük paya sahip grup. Bu kişilerin milyonerler kulübüne girme şansları mevcut ekonomik şartlar altında artık %0.001’den az. Bunlar 24.5 milyondan oluşan 0-19 yaş grubunun geleceğini kökten etkileyecek ebeveynlerden oluşuyor. Eliniz kalem tutar veya hesap makinesi, neresinden okursanız okuyun: Bu ülkenin geleceği 25 milyonluk bir nesilden çalındı. Yazıklar olsun.

*Self-made hiçbir zaman pure yani saf self-made değildir. Norveç’te doğarsanız milyoner olma şansınız Türkiye’ye göre 59 kat fazladır.