İlk olmak

Yol kenarı satıcılarını bilirsin. Kavuncular, 200 metre arayla hepsi tek sıra…

Bu sıralamada ilk kavuncu olmak avantajlı değildir. Çünkü oradan geçen müdavim hariç hiç kimse güne “Bugün yol kenarından kavun alacağım!” fikriyle başlamamıştır. İlk kavuncu “Aha kavuncu!“dur ve sona doğru pozisyon alanlar -belki- “Bir kavun alalım mı?“cılar olabilir.

Bazen ilk olmak iştah açıcıdır ve mutlaka cesaret işidir ancak zemini çok incedir (Google, Facebook, Amazon: Üçü de ilk değildir). Dikkat aralığımız kısa, dikkatimizin özü limitlidir ve evet, ilk olmanın köpüğüne ihtiyaç duyanlar olsa da, kültürü en çok değiştirenin azim olduğu kesindir.

Hayırlı haftalar.

Son durum

Bugüne baktığımızda hatalar, başarısızlıklar ve problemlerimizin hepsi iç içe girmiş durumda.

Hepsine yaklaşımımız kusurlu. Şöyle ki:

Hatalar ders aldığınız olgulardır. Ders almıyoruz.

Başarısızlıklar genellikle kusurlu eşlemeler yaptığınızda vuku bulur. Dindar bir nesil yetiştirecek ve Neo Osmanlı’yı kuracaktık. Gerçek dünya bize bunun mümkün olmadığını gösterdi.

Problemler ise yeni bir buluşun ve çözümün konusudur. İnovasyon durduğunda sadece gelişim durmaz, problemleriniz çözümsüz kalır. Bugün problemlerimizi çözemiyoruz çünkü hatalarımızdan ders almıyor ve başarısızlıklarımızla yüzleşmiyoruz.

Söylemek dile zor ama acınacak durumdayız.

3 Neden

Bu akşam “Neden?” yazacaktım. Öykülerimizi neden tükettiğimiz, neden geri sardığımız ve neden ne yaparsak yapalım, bugün doğru hissettirmiyor üzerine tartışacaktım. 2 yıl önce yapmışım, buyrun:

“Neden başaramıyoruz?” Birey, şirket veya toplum…

Nasıl okuyacağının önemi yok. Düşünmeni hızlandıracak üç ana sebep:

1- Sosyal konsensüsü sağlayamıyoruz.

Detaylarda boğulmadan; adaletin, özgürlüğün ve sorumluluğun ne anlama geldiği konusunda uzlaşmamız gerekiyor. Bunu sadece %51’in onayladığı bir anayasa ile gerçekleştiremeyiz.

2- Ortak bir ideal etrafında toplanamıyoruz.

Makro ölçüde bir ideal tanımlamasına ihtiyacımız var: ABD’nin defakto sloganı “E Pluribus Unum”u* gibi. Parti, dernek veya takım tezahüratlarından arındırılmış ortak bir girişim.

3- Kendimizi tanımlayamıyoruz.**

Biz kimiz? “Made in Türkiye” ne anlama geliyor? Dünya’nın neden bize ihtiyacı var? Dünya neden Türkçe okusun, konuşsun veya yazsın?

*”Çoktan tek”, “Çokluktan, birliğe” vd.

**Kendini, şirketini veya ürününü ancak 1 ve 2. aşamayı tamamladıktan sonra tanımlayabilirsin.

Boş yapma

Passengers (2016)’da robot barmen ve protagonistin diyalogları kafa açıcıdır:

Başkahraman: Tek müşterin benim, neden hep bardak parlatıyorsun?

Barmen (Robot): Meslek sırrı. Barmen boş durduğunda insanlar geriliyor.

Her mesleğin mutlaka bir triki vardır. Ancak iş üzerinde boş durmak her koşulda göze batar. Yapman gereken işi yapmadığında insanlar gerilir. Belki yanlış yapıyor olmandan daha çok. Biliyorum hepimiz çok yoğunuz: Yine de bazen iş yapıyormuş gibi davranmak, dürüst bir şekilde çalışmamaktan daha evladır.

Tozlu su

Segmentler bazen çok belirgindir. Apple bunu iPad ve Mac’lerde net şekilde sınırlar. Her ne kadar Apple gibi şirketler bu yolla kurdukları para tuzakları ile suçlansalar da ürün/fiyat dengesi kriminal değildir. İlgili bölümün tüketicisinin de alım motivasyonu ve eğitim seviyesi bağlantılıdır. Şöyle basitleştireyim:

Artık Türkiye’de tozu suya katarak Tang portakal içmiyoruz. Bu segment ekonomik gelişme ile büyük ölçüde yok oldu. Ancak Afrika’nın birçok yerinde bu sağlıksız içecekler hala tüketiliyor. Hülasa, Apple ve benzerleri bunu yapmıyor/yapamıyor çünkü müşterisi bilinçli. Bu noktada konuyu fazla uzatmadan, takip edecek önemli bir Pazarlama sorusu şudur:

Kimse senin tarafına bakmıyor veya bakıyor ama gördüğünü anlamıyorken, ne kadar dürüstsün?

Er ya da geç bu Teflon tava tüketicisi uyanacak: O gün doğru tarafta kalman dileğiyle.

Rekabetsiz olmaz

Rekabet gelişimi tetikler. Rekabetin olmadığı topluluklarda hızlı yozlaşma, yolsuzluk ve kalıtsal bir durağanlık vardır. “İdeal, doğru ve adil rekabet” gibi uyduruk kavramların ise hepsi lafügüzaftır. Zira rekabet bunlardan biri değilse zaten rekabet değildir: Hiledir, katakullidir.

Rekabet işe yarar çünkü rekabet bir zeka ile alt etme oyunudur. Daha zeki olanın galip geldiği her oyun haliyle daha etkin, sağlıklı ve gelişmiş koşulların ortaya çıkmasını sağlayacaktır. Velhasıl rekabetin sağlıklı çalışmadığı sistemler zekânın iş görmediği sistemlerdir. Uzun vadede kaybetmeye mahkûmdurlar.

Yığın

Sorunlar çözülemez gibi göründüğünde, genellikle onlarla başa çıkmak çok zor olduğu için değil, zamanında ele alınmadıkları için böyle hissettirirler.

Yığın, başlı başına bir problemdir. Önce yer açmak ve sınıflandırmak gerekir. Çünkü problemler bir kapasite meselesine dönüştüyse -Türkiye örneğinde olduğu gibi- çözüm ciddi zaman alır.

Üzgünüm, işimiz dün olduğundan çok daha zor.

Bağımsızlık

Etrafımızda çalışan sistemlerin çoğu bizden bağımsızdır. Ve sadece bağımsızlık değil, birçoğu anlama kapsamımızın da dışındadırlar. Elektrik gelir, Internet çalışır, sular akar ve tuşa bastığınızda robotunuz temizlik yapar.

Bizi diğer türlerden -ve muhtemelen bundan birkaç bin yıl sonra kendi türümüzün devamı olacak post Homo sapiens’ten- ayıran en dokunaklı özelliğimiz varlıklarını fark etmediğimiz ama ortadan kalktıklarında bizi dımdızlak bırakan tüm kolaylıklar, standartlar ve araçlara olan bağımlılığımızdır.

Bağımlılık hafife almamamız gereken, takas ettiğimiz önemli bir aktifimizdir.

Bu hafta anlamlı takaslara konu olsun. Kolaylıklar dilerim.

Sınırsızlar

Bill Gates AI (Yapay Zeka) için şunu demiş: “Sınırı olmayan ilk teknoloji!”

Sınırları olmayan bir şey daha var: İnsanın hayal gücü.

Bu ikisi bir araya geldikçe harika işlere tanık olacağız.

Ve unutma, Jules Verne’e de gülmüşlerdi.

Tutarlı ol

Eğer bu bloga uzun bir süredir aboneysen bugün aşağı yukarı nasıl bir yazı okuyacağını kestirebiliyorsun demektir. Beklentiniz tedirgin değildir: Buna tutarlılık denir.

Pazarlama için çok önemlidir.

“Ya, bu fuarda da böyle olsun…”, “Hmm evet, kalite olmadı ama bu seferlik idare edelim!”, “Onu bir ara düzeltiriz.” ve diğerleri…

Tutarsızların bahanesi istisnai durumdur. Ancak atlama, neredeyse her durum kendine hastır ve her şey tutarsızlık için can atar. Tutarsızlık için koşullar hep elverişlidir. Yola koşullar elverişli olacak diye çıksaydık hayat çok daha basit ama çok daha sıkıcı olurdu.

Tutarlı ol.

Pazarlamanın son ve belki en önemli aşaması budur.