Güzel Pazarlama

Güzel Pazarlama yapmayan şirketler çoğunlukla kalitede de sınıfta kalırlar. Kalite ise sadece ürün değil; sunum, hizmet ve satıştan sonraki iletişim ve garanti koşullarını da kapsamı içine alır.

Kötü Pazarlama özellikle elinde güçlü sermaye olan kapital için tüketiciye karşı yürütülen asimetrik bir savaşa dönüşür. Çünkü bu zümre çoğu insanın, özellikle işçi sınıfının pek de zeki olmadığını varsayar. Ancak bu vaka olsa bile, onları kandırmanız gerektiği anlamına gelmez.

Cahil ile zeki, zayıf ile güçlü gibidir. Ve gerçek güç, zayıfı ezmek değil, korumaktır.

Güzel Pazarlama sadece satmaz, talip olanı korur.

Güzel Pazarlama güzel işler yapar.

İnsan tanımak

Pazarlama insan işidir, işi insandır.

İnsan tanımak ise zor zanaattir. Bu nedenle dostluğun ve vefanın arabeski bol yapılır. Karakter genellemeleri keza çok yaygındır. Ve hatta insan belki hayatı boyunca kendini bile tanıyamaz.

“Neden korkuyorsun?” ve “Ne arzuluyorsun?” İki çok önemli sorudur.

İnsanların sizin istediğiniz kişiler olması, sizin ise olduğunuz gibi kabul görmeniz pek mümkün değildir. Zira tedirginliklerimiz ve beklentilerimiz bambaşka akslara oturmuştur.

Genellemeye her ne kadar karşı olsam da bir istisna fikirimi çok değiştirir: Yalan veya söz verip tutmamak. Zerre varsa arkanıza bakmadan kaçın.

Ve tedirgin olmayın: İnsan bulunur, onu tanımaya zaman bulunmaz.

Bir soru

Doğru cevaplandığında harika çözümler üretebilecek kompleks bir soru:

En çok ne ölçüyoruz, neleri elde etmek için hiç düşünmeden harcıyoruz ve kimi/neyi en sık tartışıyoruz?

Uzun yollar

Türkiye gibi ülkeler çoğu şeyi uçlarda deneyimler. İdam bir anda gerekli olur, hiç olmadık ve belki en dümdüz yerden inanılmaz komplekslikte acılar ortaya çıkar, ifade birinin dilinde çok serbest ve diğerinde bir anda teröre dönüşür.

Bunlar Türkiye zoru seçtiği için değil, hep en kısa yoldan köşeyi dönmeye çalıştığı için başına gelir.

Eğer kestirme yollar olsaydı, senden ve benden zeki insanlar onları çoktan bulurdu. Ama yok. Üzgünüm. Belki de kültürel gelişimimizin bir sonraki döngüsü, konfordan uzaklaşma cesaretini bulduğumuz mecralarda başlayacaktır.

Roma Osmanlıdır ve Osmanlı Amerika

Roma 400 bin km’den daha fazla yol inşa etti. Bunun belki 90 bine yakını işlenmiş yani taş döşenmiş profesyonel (Günümüzün otobanları gibi) yollardı. Bu mühendislik ve mimari beceri şehirlere de yansıdı. Colosseum, Pantheon ve uzun mesafeler boyunca su taşıyabilen su kemerleri gibi büyük yapılar inşa ettiler. Mesela Pantheon bugün hâlâ dünyanın en büyük desteklenmemiş beton kubbesidir. Roma “Suçlu olduğu ispat edilene kadar masum sayılmak” gibi hukuk kavramlarının mucidi ve birçok hukuk sisteminin temelini oluşturan hukuk ilkelerinin öncüsü olmuştur.

Ve Roma’dan önce Persler, Antik Yunanlılar ve Mikenler, Hititler, Asurlar, Babilliler, Sümerler ve Antik Mısırlılar…

Ve Roma’dan sonra Bizanslılar, Abbasiler, Karolenjler, Osmanlılar ve Amerikalılar…

Hepsinin adım adım yaptığı tüm katkılar, bugün geldiğimiz noktada insanlığın ortak birikimidir.

“Ortak birikim” kavramı mirasyediler ve “Biz yaptık”çıların değil, sadece mirasına sahip çıkan cesur ve cömertlerin periferisindedir. Bu bir bayrak yarışıdır, dün teker yuvarlayan ile bugün uzayda yürüyen iki insan arasında vuku bulur.

Duygusal bağ

Geleneksel pazarlamacılar için marka ve gerçekler arasında duygu hüküm sürer. Bakın ben naif biri değilim; her durumda, neredeyse her marka (İster Prada, ister LCW olsun) sundukları fayda ile kıyaslandıklarında fahiş fiyatlıdırlar. İstisnasız böyledir. Önemli olan etiket, algı, imaj ve sizin iç huzurunuzdur.

Nihayetinde konuştuğumuz bir Rolex saat veya Heinz ketçap olabilir; iki durumda da ürün ile kullanıcı arasında gerçek ve zamansız bir duygusal bağ vardır.

Peki bu bağ nasıl kurulur?

Hamlet’i alıntılamam gerekirse; Perde 5, Sahne 2, Replik 230:

“Bir sapıtma sadece, başka bir şey değil. Bir kadını ürkütecek cinsten bir kuruntu, bir önsezi.”

Dikkat, takdir ve karar

Pazarlama ile yapmak istediğiniz; fark etmemizi sağlamak, takdir edilmek ve nihayetinde karar verdirmektir.

Seçim sorumlulukla gelir. Eğer hayati verilerimiz sağlıklı ve yerindeyse seve seve taşın altına elimizi koyarız, sorun yok. Ancak her şeyden önce:

1-Fark ve

2-Takdir etmemiz (Yaptığınız işi),

3-Karar vermemiz gerekir (Satın alma).

Güzel Pazarlama ile mümkündür…

Hangi insan?

Bugün Apple Event günüydü. Apple intro’yu (giriş/tanıtım) yine insanla yaptı. Reklam filmi, gerçek insanlar ve onların Apple ürünlerini kullanarak hayatlarını nasıl kolaylaştırdığına odaklanmıştı. Tabi seçilmiş insanlar: Bu ne demek şimdi?

Bu bir stereotip meselesi; yani içinde bulunduğu grubu en iyi temsil eden özellikleri taşıyan, örnek gösterilebilecek kişilerin seçimi ile ilgili. Buna karşı değilim ve hatta bunun bir arketip olduğunu düşünüyorum. İnsanlar kestirme yolları tercih eder ve kalıp yargılara inanırlar. Bazen, aslında öyle olmayan birini aptal ya da hayli başarılı birini başarısız olarak değerlendirebiliriz. Ancak Apple’ın ve -açık konuşayım- Batı entelijansiyasını elinde tutan aşırı solun etkisindeki tüm şirketler, eşit olmayanları eşit ve doğruyu yanlış yapmada absürt bir ısrar gösteriyorlar. Bu ortaya irrasyonel bir tablo çıkartıyor (Detaylara girmekten imtina ediyorum).

Bu kritikten sonra yine Apple’ı Apple yapan ve tüm dikkat dağınıklıklarına rağmen -AI üretimi içerikler vd.- vazgeçmedikleri geleneksel insan odaklı yaklaşımlarının altını çizmek şarttır.

Pazarlama ancak odakta insan varsa (Ama hangi insan? Hehe) anlam üretebilir.

Her neyse, yarın güzel işler yap.

Anayasa tartışması

Golf ile ilgili hiçbir şey bilmiyorum. Tek deneyimim THY Lounge’taki simülatörden ibaret. Ülke olarak da golf dünyası hakkında fazla söz sahibi olduğumuz söylenemez.

Bazen sosyal bilimler ve ona bağlı meselelerin sınırları golf veya tenis gibi sporlar kadar net değildir. Uzmanı olmayan herkes kendine kritik hakkı tanır. Mesela “Anayasa tartışması” bunlardan biridir. Üzerinden çok zaman geçmeden, çuvalladığımız bir önceki deneyimin bize fazla bir şeyler öğretmediği ise vaka.

İş yine öyle veya böyle, duygusal katılımın öğrenmedeki önemine bağlanıyor. Hiçbir bebek, emeklemede ısrar ettiği için yürümeyi öğrenmedi. Bir sonraki aşama, Golf hakkında konuşmaya başlamadan önce eline golf sopası almakla başlar. Aksi taktirde o merada koyunsuz çobandan farkımız kalmaz.

Umarım bu defa doğru kararlar veririz.

İlgisiz başlıklar

Bugün akışa düşen ilgisiz olduğum bazı başlıklar:

-Dilan Polat’tan tahliye sonrası ilk yorum!

-Cübbeli Ahmet’e saldırı anı…

-Jennifer Lopez’in intikam yemini!

-Hangi yemeğe hangi tuzu koyalım?

-Muhalefet erken seçimle kışkırttı!

İlgimi çekenler:

-Batı Şeria’da ABD’li Türk protestocu vurularak öldürüldü.

-ABD hisseleri, yavaşlama endişeleri nedeniyle son 18 ayın en kötü haftasını geçirdi.

-Bilim insanlarını korkutan asteroitler bunlar. Onlara karşı hazırlıklı mıyız?

-Kamala Harris sert bir savcı mıydı yoksa “suç konusunda yumuşak” bir liberal mi?

-Japonya, onlarca yılın en kötü pirinç sıkıntısıyla karşı karşıya.