Pazarlama ihtiyaçtır

Pazarlama her yerde, her koşulda, her ölçekte ve her zaman yapılabilir.

Ve doğru yapılırsa %100 işe yarar.

Pazarlama, insanların ihtiyaç duydukları hikayenin yayılması için koşullar yaratır. Bu şekilde insanların gitmek istedikleri yere ulaşmalarına yardımcı olur.

“İhtiyaç duydukları hikaye…” ifadesi bir aldatmacanın özeti değildir. Pazarlama genellikle olmakta olandır ve evet, bazen olmakta olan sağlıksızdır: Bu durumda ancak küçük düzeltmeler yapılabilir. Kısa veya orta vadede kitlesel dönüşümler mümkün değildir.

Ve unutmayın; birçok pazar vardır. Dilan Polat’ın piyasası sana/bana hitap etmiyor olabilir ama ona ihtiyaç duyan insanların varlığı ve çokluğu vakadır.

Anlam ve tahakküm

Barınma ve beslenmeden sonra anlam arayışı biz homo sapiens için uzun bir müddet geçerli bir kronolojik sonuç olmuştur. Mağaralara binlerce yıl önce yaptığımız çizimler ile güncel eylemlerimizin ekserisi anlamı kovalamakla ilgildir.

Lakin anlam zamanla değişir. Mesela, eskiden tek kullanımlık plastik şişe sunmak; bolluk, lüks veya hijyen mesajı vermenin kolay bir yoluydu. Şimdi ise bu sadece israf ve dar görüşlülüğün karşılığı.

Anlamı bulduk mu? Zannetmiyorum. Ancak aramaya devam etmekte de bir beis görmüyorum. Sıkıntı onu bulduğunu zannedenlerin tahakküm etme arzusuyla birlikte ortaya çıkıyor.

Bize karşı

Dünyanın bize karşı olduğunu düşünmek güzel bir konfor alanıdır. Velakin gerçek ve olası değildir. Dünya ekseriyetle bizden habersizdir. Bittabi adaletsizlik ve basmakalıpların infaz ettiği, kin tutan küçük insan gruplarının varlığı vakadır. Gerçektir. Ancak son kertede olan biten her şey kendi inşa ettiğimiz öykü çerçevesinde örgülenecek ve hayat bulacaktır.

İşler istediğimiz gibi gitmediğinde -ki genellikle gitmez- dış etkenlere değil, kurguladığımız sistemlere bakmamız daha faydalı olacaktır.

Ölçek bir

Bu aralar yurt dışındayım: Gerçi yurt içindeyken bile bazen maillerin size ulaşması için kullandığımız sağlayıcı zaman sapması yaşıyor. Bu aralar bu daha sık olursa sebebi mesafedir. E-posta ile yıllardır her gün sürdürdüğüm bu rutin benim için çok önemli-gerekçesi ise güzel bir Pazarlama için hayati bir konsepttir, söyle ki:

Ölçek sizi yanıltmasın. Daha fazla müşteri, daha fazla çalışan veya daha fazla pazar payı… Daha fazlası işlerin daha iyi olduğunu göstermez. Çalışan bir ölçekte kalmak da asla ödlek bir kaçış değildir. Aksi de sizi cesur yapmaz. Yaptığınız işe önem veren asıl kitle için anlamlı işler yapmanın en iyi yolu belki sadece ölçeği korumaktan ibaret olabilir.

Apple’a, Mac ve iPod’u geliştirirken bir düzine tam zamanlı çalışan yetmişti. Bugün, bin kat daha fazla mühendise sahipler ve neredeyse 10 yıldan fazladır çığır açan bir tane ürün piyasaya sürmediler. Aynısı Google, Microsoft, Slack vd. için geçerlidir.

Detaylar önemlidir. Ölçek düşündüğünden daha az.

Bu e-postayı her gün bekleyen 10 kişi, benim için, herhangi bir platformda fikrimi paylaştığım diğer 1000 kişiden daha değerlidir.

Değişim noktası

Kırılma noktası değişime gecikmiş her sürecin son uğrak yeridir. Bu noktada yapacağın en büyük hata tamir ile zaman kaybetmek olur. Tuttuğun yeri tamir etsen -emin ol- başı kırılır. İnadı bir kenara bırakıp değişmeye başlamak için bundan âlâ uyarı olmaz.

“Bu bir kırılma noktası abi!” dedi.

İyi güzel, günaydın.

Fazlası değil

Morpheus’tan Neo’ya:

“Bu senin son şansın. Bundan sonra geri dönüş olmayacak. Mavi hapı alırsan bu hikaye sona erer, yatağında uyanırsın ve neye inanmak istersen ona inanırsın. Kırmızı hapı alırsan harikalar diyarında kalırsın. Ben de sana tavşan deliğinin ne kadar derinlere gittiğini gösteririm. Unutma, sana vadettiğim tek şey hakikat, fazlası değil…”

Harika bir Pazarlama sunumudur.

-Son şans,

-Aksi taktirde acı bir son ve

-Güçlü bir vaat,

Ancak unutma, sana vaat ettiği tek şey gerçek. Fazlası değil.

Kim gerçekten fazlasını ister ki?

Taşı

“Taşıma su ile değirmen dönmez!”

Döner.

Bu atanın sözüne takmayın.

Önemli olan harekette olmaktır. Önemli olan yol bulmaktır. Gerekliyse ve zaruriyse bir müddet su da taşınır hava da. Çark da döner yelken de.

Taşı geç.

Artizan

Sanatçının zamanla problemi olamaz. Eseri ister bir günde ister bin günde verir. Artizan ise -yani zanaatçı- zamanını bir roket bilimcisi gibi planlamalıdır. Onun için yükselmesine engel her yük hayatidir. Sanatçının rakibi belki sadece kendiyken, zanaatçının herkestir.

“Alet işler, el övünür…” diyen yeteneksiz ve vicdansız atamız kadar zaman da sanata hoş görülü, zanaate ise düşmandır. Mucit de öyledir, tüketici de.

Zanaatçinin dostu yoktur: Disiplini ve insicamı dışında

Yılgın olma

Birçok sorunumuz var. Birkaç adım geri atıp baktığınızda “Nereden başlanır ki!” çıkışı sizi hızlı yıldırabilir. Bu tuzağa düşmemek lazım. Bugün problemlerimiz çok çünkü dün doğru başlangıçlar yapmadık. Mükemmel olmak zorunda değildiler, doğru olmaları yeterliydi. Bu şiar bugün için de geçerli.

Yılgınlık doğru bir başlangıç için uygun bir motivasyon değildir.

Peki, nereden başlarız? Doğru olanı yapmaktan.

Bugün.

Karar

Yine Lincoln’e atfedilen ilk bakışta basit ama derinliği olan sevdiğim bir söz:

“Çoğu insan, ne kadar mutlu olmaya karar verirse o kadar mutludur.”

Karar vermek, okunduğu ve telaffuz edildiğinden çok daha zordur.

İnsanların sözlerinden, doğrudan da olsa mimik ve eylemlerinden etkilenmemeye karar vermek… Tüm bilinmez ve kontrolsüzlüğümüze rağmen irademize güvenmeye karar vermek… Yol almaya karar vermek… Risk almaya…

Mutlu olmaya karar vermek; gerçek olabilir.

Okunduğu kadar kolay olmasa da mümkün olabilir.