Pazarlamasız mucit

Bir şeyi icat etmiş veya üretmiş olman onu pazarlayabileceğin anlamına gelmez.

Dünya çapında nam yapmış bir tane bile İtalyan menşeli pizza veya kahve franchise yoktur.

Pizza Hut, Dominos, Little Caesars, Papa John’s, Starbucks, Caribou Coffee, BlueBottle Amerikan ve PizzaExpress, Caffè Nero, Costa İngilizdir.

“Pazarlama en az icadın kadar önemlidir!” diyeceğim ama yeterli olmayacak.

Belki biraz daha fazla.

Büyük sorular

Netflix’in “3 Cisim Problem”i güzel bir çalışma olmuş. Gizli Çin propagandası ve diğer sinsi siyasi mesajları göz ardı ederseniz anlamlı bir tema işleniyor: Türümüzün evrenle mücadelesi!

Bu mücadele temel olarak iki soruda şekilleniyor: Niye buradayız? Nereye gidiyoruz?

Yapım bu kadim sorulara bilimin perspektifinden hala cevapsız kaldığımızı hatırlatıyor. Bu anlamda gerçekten çaresiziz. Çünkü önümüzdeki zaman geride bıraktığımızdan kat be kat daha çok. 100, 300 ve 500 yıl evren ölçeğinde hiçbir şey ifade etmiyor.

Ve o popüler sorular: Başkaları var mı? Varsalar bizden iyiler mi? Kendi içimizdeki savaşları kazandıkça bakındığımız bu kuşkular mütemadiyen içimizi kemiriyor.

Önümüzde birçok bilinmez var. Ancak zamanımız da bol.

Türün yol alacağından kuşkum yok.

Yeni sorun

iPhone 2007 yılında sadece telefon piyasasını değil, Internet’i ve hatta pazarlamayı bile kökten değiştirdi. Ve bunu daha önce var olmayan bir sorun peydahlayarak yaptı.

Evet, sorun: Çünkü telefon o günden sonra sadece telefon olmaktan çıktı. Üzerine para harcanacak bir alete dönüştü.

Her yeni fikir, her yeni yaklaşım: Birileri için kısa sürede büyük bir soruna dönüşecektir.

Akıllı Pazarlama sorunu ortadan kaldırıp geçmişte kalmaya direten değil, onu çözmeye çalışandır.

Sorun çöz, yeniyle. Ve diren; kazanacaksın.

Bölümler

Düşük, orta veya yüksek kalite yoktur. Bu sınırlarda segmentler vardır.

Hangi segmentte üretim yaptığın fark etmeksizin o segmentin kalite gereksinimlerini karşılaman gerekir.

Eğer kaliteye yaklaşımın bu seviyede değilse Pazarlama yapamazsın.

Öldüren üçlü

Dün akşam Rusya’da yaşananlar yine gösterdi ki, masumu katletmek çok kolay.

Katliamı soğukkanlılıkla ifa edecek mental yetiştirmek ise çok zor iştir.

Fikir, ideal, inanç: Bu üçlü size her şeyi yaptırır.

Doğru tarafta kalmanız dileğiyle.

Müşterin kim?

Bugün bir benzin istasyonunda genç bir arkadaş kahve pazarlıyordu.

“Denemek ister misiniz?” dedi. “Türk Kahvesi mi?” dedim. “Evet” dedi.

“Hiç içmem…” dedim ve markete girdim. Çıkışta yine seslendi:

-Abi bak, bir içsen bir daha bırakamazsın!

“Tamam o zaman ver bir kutu!” demedim tabi ki; çünkü Türk Kahvesi içmeme konusunda kararlı olmak için 38 yıl yaşadım. Kendimden eminim.

Müşteriniz, pazarınız veya hedef kitleniz: Bellidir!

Birçok şirket müşterisi olmayanları ikna etmek için bu genç arkadaşımız gibi anlamsız çabaların içine girebilir. Atlamayın lütfen: Müşterinize ulaşmak başka, müşteriniz olmayanı müşteri yapmak bambaşka olaylardır.

Evet, Pazarlama ikisini de yapar. Ancak ayaküstü değil.

Göstergeler

Geçen gün bir arkadaşım bir içerik paylaştı. Başlık şu: “Gelmiş geçmiş en pahalı markalamalar!”

Markalama(?) Ne demekse…

Citi yeni logosuna 1.5 Milyon$ ve BBC 1.8 Milyon$ harcamış.

Bunu okuduğunuzda eğer biraz tasarım yaratıcılığınız ve grafik zanaatiniz varsa heyecanlanırsınız. İkisi de yoksa “Keşke olsaydı…” diye hayıflanabilirsiniz.

Nike Carolyn Davidson’a logosu için 35$ ödemişti. Meşhur “Love New York” logosu için Milton Glaser sadece 2.000$ aldı.

Bana göre ilk etapta ikisine de olması gerekenden fazla ödendi.

Sadece Pazarlama mesleği değil, tasarım konusunda da çok çalışma yapmış ve üretken biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Logo öykü inşa edemez. Logo sadece bir göstergedir. Öykü inşa olduktan sonra ise ilintisi güçlü bir logoya hakkı mutlaka verilir. Hakeza Nike bu ödemeyi yaptı. Milton Glaser de ünün hakkını fazlasıyla aldı.

Pazarlama, zor ve uzun bir süreçtir.

Nike ve New York bir günde kurulmadı.

Göstergelere takılmayın.

Açık büfe

Açık büfe harika bir Pazarlama konseptidir. Dar düşünme, otel dışında birçok alanda uygulanır. AppStore konsept olarak bir nevi açık büfedir. Subway de öyle.

Geleneksel olarak açık büfe üç kritik şey yapar:

-Sana özgürce seçme hakkı verir veya bu izlenimi tasarlar. Balla acılı ezmeyi aynı anda yiyen biriysen seni bunu talep etme utancından kurtarır. “Bana bırak abi”nin tam tersidir.

-Limitsiz olduğunu iddia eder, bitse devamı gelir. Güvende hissettirir.

-Belli bir zaman aralığında; tüketme veya boş oturma sıklığı dahil zamansızdır. İstediğin zaman yiyip istediğin zaman içebilir ve istediğin zaman kalkabilirsin.

Bu kriterlerin bazısı Wendy’s ve McDonald’s’ın uyguladığı paket tarifenin tam tersidir. Mesela, bunlar da birer self-service’tir ancak self-choice yani istediğini seç değildir. Paketler, menü yapar ve zorunlu yönlendirir. Çünkü McDonald’s önce hız sonra hamburger satar.

Eğer hız olmazsa olmazın değilse, açık büfe kavramını kafanın içinde biraz eğlendir.

Çok kazançlı bir model üretebilirsin.

Kolay gelsin.

Sadakat Programı

Bizde yetki, sahibine imtiyaz ve öncelik kazandırır (Çakarlı araba mevzusu bunun en küçük semptomudur). Tabi ki, yetkinin karşılığı ayrıcalık değildir. Lakin yetkiyi de diğer birçok şey gibi yasa tanımlar ve denetler. Ve maalesef bizde yasa yani kural olağandışı çalışır.

Birkaç gün sonra sözde “Yetki” talep edenlere yine istediklerinden çok fazlasını vereceğiz. Birilerini yine imtiyaz ve öncelik sahibi yapacağız.

Yeni bir Pazarlama “Sadakat Programı”* daha başlıyor…

Bu sefer adı “Votes&Smiles” olsun.

İlk defa oy kullanacak arkadaşlar: Kulübe hoş geldiniz.

*Loyalty Program.

Kopya dikkat

Starbucks’ın renk ve yazı tiplerini kullanarak kahve girişimini adlandırmanın sana hiçbir katkısı yoktur. Evet, Starbucks diğer benzerleri (Coca-Cola, Pepsi, McDonalds) gibi görünürdür. Ancak kazanılmış bu dikkat önemli bir karşılıkla gelir: Ürün.

Senin aradığımız o ürün olmadığını fark ettiğimizde bize yaşatacağın tek duygu “Hayal kırıklığı” olacaktır.

Çok çalışıp büyük riskler alarak inşa ettiğin girişimini; ucuz bir numara ile dikkat kazanmaya çalışan kopyacıların sınıfına sokma.

Değmez.