Delege edememek

Bugün delege etmem gereken bir işi yapıyorum. Bir müddet önce yazdığım şu yazıyı hatırlattı:


Bir arkadaşım tasarım ofisinin vitrinine astığı sarkastik bir fiyat tablosu paylaştı. Yurt dışında gördüğü ve uyarladığı bu tarife şöyle:

  • Her şeyi biz tasarlarsak - 500₺

  • Biz tasarlar siz izlerseniz - 800₺

  • Biz tasarlar siz tavsiye verirseniz - 1000₺

  • Biz tasarlar siz yardım ederseniz 1500₺

  • Siz tasarlar biz yardım edersek - 2000₺

  • Siz tasarlar biz fikir verirsek - 3500₺

  • Siz tasarlar biz izlersek - 5000₺

  • Her şeyi siz tasarlarsanız - 8000₺

Zaman, efor ve para kazandıran “İşi ehline ver…” düsturunu anlaman için -öncelikle- her şeyi kendi başına yapamayacağını kavraman lazım.

Evet, evinde ekşi mayalı güzel bir ekmek yapabilirsin. Ancak işe koyulmadan önce kendine şunu sor: Bu uğraş bugün sadece benim yapabileceğim işlerin önüne geçti mi?

Geçtiyse, bir dahaki sefere ekmeğini fırından al.


Delege etmedim. Çünkü güvenmiyorum.

Cevaplamamız gereken nihai soru hiç değişmiyor:

“Bize neden güvensinler?”

Stanley şansı

Atatürk’ün termosu ve şimdi yanan arabadan sağlam çıkan bir Stanley.

Reklamın iyisi kötüsü, olur. Bu iyisi.

Bize iki şey hatırlatmalı:

1- Öykü ve alaka düzeyi bütçelerden çok daha önemlidir. Stanley bir Kia fiyatına milyon dolarlık reklam çekti.

2- Ancak, enteresan olan kısa ömürlüdür. Ona bel bağlayamazsınız. 10 sene önceye bak, kaç tane ilgi çekmiş olay bugün hala hayatta?

Bak veya bakma

Kötü bir şey yaptığımızda kimsenin bu tarafa bakmasını istemeyiz.

İyi bir şey yapmayı planladığımızda ise bakılana kadar başlamayız.

Sadece bu iki motivasyon yer değiştirse birçok problem kendiliğinden çözülmüş olur.

Hayırlı hafta sonları…

En kritik Pazarlama sorusu

Pazarlama için “Konumlandırma…” önemli midir?

Evet, kalabalık bir asansörde yer bulma çabası kadar gereklidir.

Ancak o asansöre neden bindiğin; konumun ve kaçıncı kata çıkmak istediğinden daha önemlidir.

Sana neden güvenelim?

Yer tutmadan önce cevaplaman gereken en kritik Pazarlama sorusudur.

Ölçülü pesimist

Aşırı dozda pesimizm sahibini deyim yerindeyse kötürüme dönüştürür. Eğer vaka umutsuzsa eyleme de gerek yoktur. Ve kötü durum nihayetinde daha da kötüye evrilir.

Doğru ölçüde pesimizm ise hazırlıklı olmak ve yaş tahtaya basmama tedirginliğini diri tutan bir tamamlayıcı gibi çalışır. Evet, yorucudur ama gereklidir.

Farz etmek,

…olursa ne olur,

ya…ise,

gibi kalıplar ölçülü pesimistin araçlarıdır.

Kullanışlıdır.

"Akıllı peynir"

“Peynire zeka kattık…”*

Arkeolojik kayıtlarda peynir yapımına dair en eski kanıt M.Ö. 5.500’e kadar uzanıyor. Peynirin zaten 7.500 yıllık aklı var. Zekaya ihtiyacı olduğunu düşünmüyorum.

Sosyali kökten değiştiren buluşlar bile söylemde bu peynirci kadar müsrif değildir. Hayatımızı biraz kolaylaştıran her ürünün önüne “Akıllı” sıfatını koymak bizi akıllı yapmaz. Bu eğilimden vazgeçmemiz lazım.

Öklid’in aksiyomları, Newton’un elması, Einstein’ın görelilik kuralı ve Tesla’nın elektriği…

Bunlar akıllıdır.

Uzaktan kumandalı led lambanız, kettle’niz veya bu peynir değil.

*Bugün, bir reklam panosunda okudum. Zannedersem Muratbey peynir.

Akla düşen

Atatürk’ün düğünlerde masa dolaşması…

Haberi duymuşsundur. Duymamışsan: Ata’ya benzeyen bir abimiz, asker kıyafetiyle düğünün mehterden sonraki maskotu olarak kiralanmış.

Her şeyi ürün haline getirip satabiliriz. Aklımıza düşsün yeter.

Soru şu: Aklımıza her düşeni ürüne dönüştürmeli miyiz?

Derinsahte

“Görmeden inanmam!” bundan böyle bir strateji değil. Yapay zeka ürünü sahtekarlıklar karşısında gözümüz artık uygun bir detektör olmaktan çıktı.

Yine güven inşa eden kazanacak.

Yine görünmeye ihtiyaç duymadan sözünü tutan öne çıkacak.

Hayırlı haftalar.

Gündemi satmak

Gündem yazmak ve konuşmak kolaydır. Bugün ilgimizi çeken, dikkatimizi sattığımız aciliyetlerle ilgilidir. Ve bu yolla neredeyse her zaman gelecek göz ardı edilir.

2009’da domuz gribini (H1N1) konuştuk. “Aşılar yeterli olur?” korkusu yaşadık. Aşı olanların nasıl kuyruk çıkartacağını tartıştık. Kuyruğu çıkan olmadı. Gündem değişti. 2015’te İşid’i, Libya’yı konuştuk. Küreselde “Bu elbise mavi mi, beyaz mı?” konusunda uzlaşamadık. 2020’yi biliyorsun…

Bu yıl seçim, savaş, enflasyon ve biraz Dilan Polat…

Gündem değişmeye devam ediyor ancak ‘doğru münasebet’ ve ‘güven’ gündem ne kadar değişirse değişsin hâlâ işe yarıyor.

O yüzden biz gündemi satmıyoruz.

Onsuz Kasımlar...

“Başka kahraman yok, başka deha yok, başka Atatürk yok.”

Sabancı Holding’in 10 Kasım Atatürk methiyesi.

O, bu övgüyü duysaydı kuvvetle muhtemel başarısız olduğumuzu düşünürdü. Atatürk “100 yılda 2, bilemedin 1 tane daha Mustafa Kemal çıkartırlar herhalde…” diye düşünmüştür.

Ata’yı mübalağa ile anmak, onun yerini dolduramama duygusunu yükseltmek veya özlemi coşturmak başka; “Onun benzeri ve hatta daha iyisi gelemez!” demek bambaşka.

Ata’nın idealindeki Cumhuriyeti bu kafayla ilelebet yaşatamayız.