Geriden gelerek kazanmak

Roger Federer 10 tane çok kritik şampiyona maçının (Bunların dokuzu Grand Slam* turnuvasıdır) 2 set geriden gelerek kazanmıştır. Bu maçlardan biri 2009 yılında Roland Garos’ta oynanmıştır ki, bu turnuvada kazandığı ilk ve tek kupadır.

Bazen geriden gelirsin. Bu kaybedeceğin anlamına gelmez.

Geriden gelerek kazanmak, güçlü bir kazananlar kültürüdür.

Evet, durum kritik ve evet, koşullar zorlaşmış olabilir: Ama pes etmek yok.

Oyun devam ediyor…

*Grand Slam Uluslararası Tenis Federasyonu tarafından düzenlenen dört büyük tenis turnuvasından her birine verilen isimdir (Kaynak: WikiP).

Dokunulmazlar

Müşteri her zaman haklı değildir. Çünkü müşteri de insandır ve sınırları aşan her insan sorumlu tutulmalıdır.

Bir üst kimliğin (Müşteri, polis, milletvekili vs.) arkasına gizlenmek, sizi görünmez ve dokunulmaz yapmaz.

Çalışanlarını kültür veya akıl sağlığı yerinde olmayan müşterilere hazırlamak ise imkansızdır. Çünkü dokunulmaz olduğunu zanneden fahiş davranmaya yatkındır.

Bu insanlar vardır ve geleceklerdir.

Antidotu yasal zemindir.

Ara sokakta bir berber dükkanı bile işletiyorsan; yasayı ve kendini nasıl koruyacağını bil.

Anlamsız problem

Kevin Hart bir söyleşisinde arkadaşının tavsiyesiyle yaptığı saçma bir yatırımdan bahseder:

Kullanıcının kulaklıkları kafasından çıkarmadan onları hoparlöre dönüştürebilen bu ürün, “Hangi müziği dinliyorsun?” diye soran meraklıların problemini gidermeye çalışır.

Lüzumsuz bu mikro pratiklik kendi başına bir problemdir.

Bazı problemlerin çözümü, problemin kendisinden daha anlamsız problemlere sebep olabilir. Ve bazen problemler kendiliğinden problem olmaktan çıkar veya farklı, daha anlamlı problemlere evrilir.

Her problem çözülecek diye bir kaide de yoktur.

Çünkü problemi çözmek için harcanan zamanın maliyeti problemin kendisinden daha büyük olmamalıdır.

Kısıtlar

Maske takmaları için insanları ikna etmeye; bilim, propaganda, pazarlama, reklam filmleri, afişler, işaretler ve animasyonlar tek başına yeterli olmamıştı.

Bu olağanüstü ve eşsiz koordinasyon direnci veteriner bir doktorunun YouTube videosu ile kırılıyordu.

Karşılığında ise sadece bir ‘bildirim’ maske takmayarak hayatımıza devam etmemiz için yeterli olmuştu.

Çünkü hasta olmaktan daha çok kısıtlanmaktan nefret ederiz.

Özgürlüğü sevmek ve onu her şeyden çok istemek insan fıtratının önemli bir parçasıdır.

Ancak bir şeyi çok istemek ile onun paylaşma hevesi arasında korelasyon yoktur.

Kendin için çok istediğini başkası için de arzu etmek güçlü bir pratik gerektirir.

Kuş kafeslerimiz, hoşumuza giden haberleri öne çıkaran basın özgürlüğü anlayışımız, payımızı büyük kesen adalet kılıcımız ve benzeri her kısıtlama çok isteyip paylaşamadıklarımızın bir hülasasıdır.

Pazarlamanın bir görevi de bunu hatırlatmak ve pratik ettirmektir.

Bu hafta, kafesin kapısını aralamayı dene.

Erişilebilir ol

Otoparkta bir alt kata inme maliyeti, üst katta dolanıp durma maliyetinden daha düşüktür. Çünkü neredeyse her zaman alt katlar müsaittir.

‘Müsait’ ile ‘erişim’ arasında ise belirgin farklar vardır.

Ve tüketici -çoğunlukla- müsait olmasa da erişilebilir olanda ısrar eder.

Müsait olan erişilebilir değilse pazarlama yapmıyor demektir.

Sesin yüksek çıksın, kendini bize göster: Yoksa biz dolanıp durmaya devam edeceğiz.

Pazarlama problemi

İklim Değişikliği ile ilgili yaşadığımız problem bu olgunun gerçek olup olmaması değildir.

Tabi ki, gerçek. Ancak bir ahmak gezegeni tükettiğimiz gerçeğiyle yüzleşmek istemeyebilir. Biz buyuz, fıtratımız bu ve şundan emin olabilirsiniz: Bu ilk ve son olmayacak. Daha çok gezegen tüketeceğiz.

Asıl mesele zaman. Ne kadar zamanımız var? Ne kadar zaman kazanabiliriz?

Bunlar şu an için zor sorular.

Çünkü hepsi bir bakıma kültürün meselesidir. Kültür ise çok inatçıdır. Kültürün bir faktör değişmesi binlerce yıl alabilir. Elimizde ise “Özgürlük” kavramını hala bir birim bile kavrayamamış kültürler var.

Dolayısıyla eğer bir konuda uzlaşamıyor, kültür inadı ile cebelleşiyorsanız -caka satmıyorum- probleminiz: Pazarlamadır.

Öyküyü yaymak, bilinir olmak, anlaşılmak, talep görmek; bir doktorun, mühendisin veya ekonomistin problemi değil, pazarlamacının problemidir.

Demokrasi bir pazarlama problemidir. Hukuk bir pazarlama problemidir. Urbanizm bir pazarlama problemidir. İklim Değişikliği bir pazarlama problemidir.

Apple sıkıcı

Dün yol üzerinde bir kozmetik markasının reklamı dikkatimi çekti. Hızlıydım, markayı okuyamadım. Slogan şu: “Kozmik Kirpikler”. Harika bir tanımlama.

Dün Apple’ın etkinliği vardı. Apple yine aynı Apple: “En iyi, en müthiş, en son ve en çok, ve hatta ultra/aşırı iyi…”

Uludağ’da kayak yapanlar bilir, meşhur bir seyyar kestaneci vardır. Malını satarken “Aşırı iyi, müthiş lezzetli kestane şekeri!” diye bağırır. Yıllardır aynı.

Apple gibi…

Anladık ve sıkıldık artık.

Ekran üzerindeki çentiğe “Dinamik Ada” dediğinizde ürün değişmiyor: Tanım dışında önerilen yeni bir şey yok.

Kozmik Kirpikler ise öyle değil. Yeni bir şeyden bahsederken, bunu olabilecek en eksantrik biçinde tanımlıyor. Alıcısını heyecanlandırıyor. Kulağa hoş geliyor ve sıkıcı değil.

Seth bir ara “Apple gibi tasarla P&G gibi adlandır” demişti.

Apple tasarlıyor ama tanımlayamıyordu.

Artık can sıkıyor.

Sıkıcı.

At gözlüğü

“At gözlüğü ile bakma, lütfen!”

Bazen gereklidir. Diğer adı fokustur.

Bilinçli taktığında: Gürültüye ve kalabalığa değil, yarışa odaklanmanı sağlar.

Benzetmenin azizliğine uğramış güzel bir araçtır.

Sahiplen. Tak, çıkar. İşe yarar.

Estetik

Bilmiyorum tam olarak nereden ve ne zaman başladı ama estetik* milletimizin öncü kaygılarından biri değil.

Güzel bir semtin, çirkin bir ara sokağında şöyle bir tabela okudum: “Mobilya Tasarım Ofisi” (Solmuş mavi zemin üzerine ‘Papyrus’ font ile yazılmış).

Kendi tabelasını tasarlayamayan bir tasarım ofisi: Tam bize göre.

*Estetik ile başarılı tasarım arasında korelasyon yoktur. Tasarım başarılı ancak estetik olmayabilir. Mesela IKEA mağazaları mimari açıdan iyi tasarlanmıştır ama estetik değildir.

Koşulsuz davet olmaz

“Ne olursan ol yine gel…” pahalı bir davettir ve aklı başında kimse bu çağrıda bulunacak kadar naif değildir.

Çünkü ön koşul veya sınıflandırma sadece pratik bir yaklaşım değil, gerçek ve gereklidir de.

Kurt ve kuzu ancak efsanevi Nuh’un Gemisi’nde yan yana gelebilir.

Kitlesel ve haliyle ‘ucuz’ Pazarlamanın oyuncağı olmuş bu söz; kolay satıldığı için Mevlana ile etiketlenir ama ondan değildir. Sınırları belli bir davetin konusu olan şu söz ise Mevlana’ya aittir:

“Biz güzeliz, gel sen de güzel ol”.

Davet* bir koşulun konusudur.

Şartlar, hükümler ise belli değerler etrafında inşa edilir.

Çağrısı herkese olan pazarlama değersizdir.

Bu nedenle başarısız olmaya mahkumdur.

*Ölüm tasavvuf ehli için bir davettir. Bu davete bugün itibariyle icabet etmiş Ömer Tuğrul efendiye Allah’tan rahmet, sevenlerine baş sağlığı diliyorum.