Küçük başla

Sence Starbucks 6 şube ve 50’den fazla çalışana ulaştığında aşağıdaki ürünlerden hangisi menüsünde yoktu:

-Caramel Machiatto

-Frappucino

-Espresso

Hiçbiri. Çünkü o dönemde Starbucks sadece kahve çekirdeği satıyordu.

Bugün bildiğin haliyle Starbucks’ın inşası yıllar aldı.

Küçük ve sınırlı başla. Öyküne de ürününe de; olgulaşması, gelişmesi ve değişmesi için zaman ve fırsat tanı.

Richard Jewell’ın hikayesi

Beni çok etkiledi. Film yorumu yazmayalı ise uzun zaman oldu.

Tabi bir Clint Eastwood perspektif tutkunu olarak subjektif davranabilirim. Uyarıyorum*.

Film 1996 Atlanta yaz olimpiyatlarında bomba dolu sahipsiz bir çantayı farkedip yüzlerce insanın hayatını kurtaran takıntılı bir güvenlik görevlisinin özgün/trajik serüvenini işliyor.

Saldırıyı kahraman ilan edilmek için planladığı suçlaması ile yılları tüketilen Richard’ın çok özgün bir karakteri var.

Öncelikle bu filmi izle. Listene falan ekleme, ilk fırsatta izle. Bunun iki sebebi var:

Birincisi, öyküler iki yönde evrilir. Koşullar protagonisti kollar ve sonuç melodramdır. İkincisinde koşullar nötrdür. Öykü her iki yöne savrulabilir. İzleyen veya okuyan taraf tutmakta çekingen ve kuşkuludur. Bana göre kaliteli öykü budur. Bu film ikinci türü işler.

İkincisi, kahraman dört dörtlük veya sorunludur. Birincisi insanı değil ütöpyayı işler. Richard Jewell ikincisidir, insandır.

Filmin bürokrasiye, yönetime ve gücü elinde tutanlara yaptığı eleştiri Richard’la yani kahramanla başlar. Devamında ise kurduğumuz sistemlerdeki çarpıklıklar her aşamada kendini gösterir. Bu bakımdan bu öykü bence bir şaheserdir.

Konuya pazarlamanın gözlüklerini takıp baktığınızda (Filmde bize bu imkanı tanıyan Richard’ın avukatıdır) şunu fark edersiniz: Öykü özgün ve zahmetli olmalıdır. Aksi kaliteli bir pazarlama ve sahiplenme için hafif kalır.

Son not: Saldırıda hayatını kaybeden iki kişiden biri Türk gazeteci Melih Uzunyol’dur. Kendisi olay yerine yetişmeye çalışırken kalp krizi geçirerek vefat etmiştir.

*Bu yazım diğer yazılarımın aksine objektivite kollamaz. O yüzden bu yazıda “Bana göre…” veya “Benim açımdan” gibi girişler duyabilirsin…

Önemli bir sıçrama

Bu blogu tutmaya başladığım Ağustos 2018’de kendime her gün yazacağıma dair söz vermiştim. Bu sözü 2019 yılının sonunda herkesle paylaştım ve o günden beri hiç boş yapmadım.

Ta ki, düne kadar… Çünkü dün evlendim*.

Bir işi yürütmek onu kurmaktan daha önemlidir. Yeni bir işe hazırlanıp o işi kavramak, CV’ne saatler harcamandan daha faydalıdır. Hizmet vermek seçim kampanyası yürütmekten daha anlamlıdır.

Ve bir evlilik her zaman düğünden daha önemlidir.

Lansmanlara, çıkışlara ve hep bir sonrakine odaklanmak hoşumuza gider. Çünkü kültürümüz geçişler etrafında örgütlenmiştir.

Düğün davetiyende ne yazdığının uzun vadede pek fazla bir önemi yoktur.

*Bir hayırlı olsun duanı alırım.

Senin eserin

Eğer çok sık son dakika indirimi yapıyorsan müşterilerinin önceden alım yapmamasına hayret etme.

Çünkü bu taktiğin onları beklemeye alıştırır.

Eğer sıklıkla kasada indirim yaparsan etiketin değer görmez.

Eğer müşterin daha iyi bir teklif bulana kadar beklersen etrafında insan kalmaz.

Müşterilerin ile etkileşimin, onları senden beklentilerine karşı eğitir.

Hepsi senin eserin.

Gelenek

Bu mesleği yapan 3 kişi kaldık. Tek derdi çırak bulamamak!

Sivas’ta bakır ve kalaycıları konu alan haber başlığı bu. Meslek erbabı koşulları niye zorlar? Haberci olayı niye dramatize eder?

Gelenek.

Ancak; hayatımızda çok fazla seçenek vardır. Birçok giyim markası, yiyecek markası, bakırcının durdurulamaz rakibi züccaciye markası, İstanbul’dan Ankara’ya yolculuk için birden fazla yol ve sayısız sosyal seçeneğimiz var. Peki neden direniriz?

Çünkü gelenekler güvenli limandır. “Her zaman yaptığımız gibi!” demek “Nasıl gelişir ve değişiriz?” demekten daha kolaydır.

Ta ki çırak bulamayana kadar.

Faydasız direniş

“Bu mesleği yapan 3 kişi kaldı. Tek derdi çırak bulamamak!”

Sivas’ta bakır ve kalaycıları konu alan haber başlığı bu. Meslek erbabı koşulları niye zorlar? Haberci olayı niye dramatize eder?

Gelenek.

Ancak; hayatımızda çok fazla seçenek vardır. Birçok giyim markası, yiyecek markası, bakırcının durdurulamaz rakibi züccaciye markası, İstanbul’dan Ankara’ya yolculuk için birden fazla yol ve sayısız sosyal seçeneğimiz var. Peki neden direniriz?

Çünkü gelenekler güvenli limandır. “Her zaman yaptığımız gibi!” demek “Nasıl gelişir ve değişiriz?” demekten daha kolaydır.

Ta ki, çırak bulamayana kadar.

Marifet tekrara tabidir

Bugün LinkedIn’de dolaşmak zorunda kaldığım günlerden biriydi. Yine ortalığı aleve veren ama faydasız o motivasyon gönderilerine denk geldim.

Özellikle şu dikkatimi rahatsız etti:

Yetenek gerektirmeyen on şey:

1- Dakik olmak

2- Etik olmak

3- Vücut dili

4- Enerji

5- Efor

6- Tutum

7- Tutku

8- Öğrenmeye açık olmak

9- Daha fazlasını yapmak

10- Hazır olmak

Katastrofik ölçüde hatalıdır.

Her şey yetenek gerektirir ve yetenek doğuştan değil tekrar ve talim ile kazanılır. Dakik olmak aynı hazır olmak gibi alıştırma ve uğraşın ürünüdür. Etik, tutku ve enerji öğretilir, genetik bir aktarım değildir.

Yetenek ile ilgili birçok hatalı sav ve uyarlama slogan vardır ve neredeyse hepsi şu gerçeği görmezden gelir:

Marifet tekrara tabidir. Ve evet, iltifata da.

Sade ol

Internette okuduğumuz/izlediğimiz -sadece- kolay, kısa, anlaşılır ve eğlenceli şeyleri

paylaşıyoruz.

Soru: O zaman neden karmaşık olmaya çalışıyorsun?

İki karar formu

İki çeşit karar alma mottosu vardır:

-Bunu yapacağım!

-Bunu yapmayı deneyeceğim…

Birincisi kompleks karar verme becerisine sahiptir. Bazı insanlar bu konuda diğerlerine göre önemli ölçüde daha iyidir.

İçgüdü, alakasız konuları rafine etme, acil görünen ama aslında acil olmayanları görmezden gelme, sadece kısa değil uzun vade sonuçları göz önünde bulundurma vd.

Birincisi daha fazla karar alır dolayısıyla daha çok sonuç elde eder.

İkincisi dener. Deneme, sınama, aksiyon süreci için bir taslak ve kararsızlık formudur. Yorar.

İşlevsiz

İstanbul havaalanında otopark çıkışı kart değerlendirme sistemi düzgün çalışmıyor. Bu araçlar insan hayatını kolaylaştırmak için tasarlanır ve entegre edilir.

Ekseriyetle tek işlevlidir.

Son geçişimde yardım butonuna cevap veren kişiye durumu aktarmaya çalışırken sözümü şu cümlesiyle kesti: “Beyefendi günde defalarca aynı problemi yaşıyoruz!”

İnsan düşünmeden edemiyor; defalarca sorun yaşadıkları tek işlevi olan bir aleti düzeltmemek için nasıl bir gerekçeleri olabilir?

Su kaynatamayan bir su ısıtıcısı düşünün…