Birkaç alternatif

Bu hafta şu birkaç alternatifi dene:

“Başka seçeneğin yok!” yerine “Sana kalmış…”

“Benim dediğimi yap!” yerine “Elinden gelenin en iyisi yap!”

“Geçen yaptığımızın aynısı…” yerine “Bu sefer yeni bir şeyler deneyelim!”

“Alelade ve kolay yerine” yerine “Karmaşık ve zor”

“Hallederiz…” yerine “Teslim ederiz”

Hayırlı haftalar.

İşini iyi yapmak

Bazen bir yazıyı yazmam bir saatimi alıyor, okuman belki iki dakikanı.

Bugün yazmak için hiç zamanım yoktu ama elimden gelenin en iyisini yapmaya çalıştım.

Eğer sizden sokakları süpürmeniz istenirse Micheangelo’nun resim yaptığı, Beethoven’ın beste yaptığı veya Shakespeare’in şiir yazdığı gibi süpürün. O kadar güzel süpürün ki, gökteki ve yerdeki herkes durup burada “İşini iyi yapan mükemmel bir sokak süpürücüsü yaşıyordu!” desin. - Martin Luther King, Jr.

Korkuyu ele al

Birileri senin iyi niyetini eleştiriyorsa kötü niyetlidir. Çok çalışman batıyorsa üşengeçtir. Doğru konuşman dokunuyorsa yalancıdır. Adil olmana katlanamıyorsa zalimdir.

Evet, bunlar doğrudur.

Ancak sorunun kökenine inmek istiyorsan şunu dikkate almanda fayda vardır:

Kötü davranış ve mantıksız kararlar neredeyse her zaman korkudan kaynaklanır. Davranışı değiştirmek istiyorsan, korkuyu ele al.

“Neden korkuyorsun?” sadece bir soru değildir.

Bu soru; mahkum etmek yerine bağışlama, kapı dışarı etmek yerine esirgeme ve engellemek yerine ruhsat demektir.

Denemeye değer*.

*Ülke olarak annesiyle cezaevine giren cocuk sayısı, cezaevi yoğunluk oranı ve mahkumların nüfus oranında Avrupa birincisiyiz.

Kolay seçim

Marka olmak bir çok anlama gelebilir ama tek kantitatif faydası vardır:

Seçimleri kolaylaştırır.

Seçim ise en büyük problemlerinden biridir. Zaman, sabır, efor ve para tüketir.

Mesela ben, bir Apple kullanıcısı olarak 12 yıldır Samsung veya diğer mobil telefon üreticileri neler öneriyor hiç bakmadım. Apple beni en doğru tercihim olcağına ikna etti.

Diğer sayısız değişkenin içinden marka, kolay bir seçim demektir.

Bu ise tüketiciye verilebilecek en büyük konforlardan biridir.

Acımasız avantaj

‘Avantaj’ Latince kökenli bir kelime. Önce gelen demek. Bu büyülü kavram adalet gözlemez.

Arada bir kendini gösterebilir yada bazen sabit bir belirleyici olabilir. Ve çok nadir de olsa bir tercihe dönüşebilir.

“Bu hiç adil değil!” dedirten ikinci durumdan başlayalım…

Mesela Oslo’da otobüs şoförlüğü yapan biri Karaçi’deki meslektaşına göre göç kanunları noktasında avantajlıdır. Aynı işi %98 daha ucuza yapan Pakistanlıyı Norveç’in göç rejimi durdurur. Mesleki kabiliyeti değil.

Birinci koşulda ise avantaj eşitliği rastgele bozabilir. Bir müsabaka esnasında rüzgar ve güneş iki tenisçiden birine taraf olabilir.

Avantaj çok ender durumlarda bir tercihtir.

Bir pazarlamacı olarak düşük fiyat avantajını seçebilir veya yüksek kalite avantajınla eşitliği bozabilirsin.

Ya da şunu diyebilirsin:

Acımasız bir avantajımız var; biz, verdiğimiz sözleri tutuyoruz!

Zamanı şimdi

Neredeyse her konuya şu iki önermeden biri ile yaklaşırsın:

“Zamanı geldi!” veya “Zamanı şimdi!”

Birincisi seçenek sunmaz. “Zamanı geldi!” dedirten her hadise ve koşul seni olası tek bir aksiyona zorlar ve başka bir çıkış yolu önermez. Yaşadığımız orman yangınları gibi.

İkincisi daha güzel bir alternatif ve daha doğru bir yaklaşım önerir. “Zamanı şimdi” çıkışı; ihtiyat, öngörü, araştırma ve hazırlık gerektirir.

Mesela olası bir İstanbul depremi için önlem alıp hazırlanmanın zamanı şimdidir.

Zamanı geldiğinde çok geç kalmış olabiliriz.

İlke takıntımız

Youtube’a yüklenen ilk video “Hayvanat bahçesinde ben!” 175 milyon kere izlenmiştir. Jack’in ilk tweet’i “Twitter profilimi ayarlıyorum” 170 bin like almıştır.

İki paylaşımın içerik değeri sıfırdır ama ilktir ve bu yüzden önemlidir.

Ancak ilk olan; kaliteli, hatasız, hızlı, güvenilir ve sürdürülebilir gibi kavramların aksine tek kullanımlıktır.

Ve ayrıca her zaman her yerde ilk olmazsın. Bu mümkün değildir.

Acil gündemlerin tetiklediği ilk olma yarışı maalesef içeriği tüketmeye başladı.

Ve bazımız bunun yeni farkına varıyoruz. Pişman olacağız.

Pazarlama dolandırmaz

Cem Yılmaz’ın ses getiren Ajda Pekkan’lı 2001 Telsim kampanyası; 2053 İstanbul’u için “O zaman rakipleri var…” sloganıyla sözleşiyordu.

Telsim 2006 yılında Vodafone’na satıldı. Kampanya 47 yıllık bir sapmayla verdiği sözü ancak 5 yıl tutabildi.

Dün de yazdım, bugün altını çiziyorum: Ürün, iş modeli, inovasyon ve tüm bu kavramları işletecek ülkülü bir ekip olmadan verdiğiniz sözleri tutamazsınız.

Söz verip tutmak pazarlama için ön koşuldur. Aksi durumda pazarlama başarısız olur.

Tutamayacağı sözleri veren kişi pazarlamacı değil dolandırıcıdır.

Değer üret

22.02.2022 sadece bir tarihtir ve 13 sadece bir sayı. Rastlantılı bir denk geliş dışında hiçbir rasyonel değer ve faydaları yoktur.

Tarih ve sayılara anlam yükleyerek değer üretme çabası senin işgüzarlığındır.

Eğer etkinliğin (Marka kuruluşu, düğün, doğum günü vd.) rastlantısal ve sentetik bir anlama muhtaçsa ‘değer’ üretemiyor demektir. Tarih ve sayıların etkinliğe anlam veriyor olması üzücüdür. Sorunun ise zannettiğinden daha büyüktür.

Mesela 34’ü ele alalım. Ortada bir sayıdır ama bilinirdir. Lakin senin sayı takıntının aksine bu sayı etkinliğe değil, etkinlik sayıya anlam vermiştir. Çünkü etkinlik kendi başına değerlidir.

İstanbul’un plaka kodu 28 de olabilirdi. O halde 28 ilk izlenimde anlam üretirdi.

Anlam yüklemeye değil değer üretmeye odaklanırsan nihayetinde anlam kazanırsın.

Dilimde tüy bitti, ısrarla soruyorsun, cevaplıyorum:

Ürüne odaklan. Kuruluş tarihin, marka ismin, logon ve benzerleri inan ki, umrumuzda değil.

Gemileri yakmak

Önünde her zaman seçenek vardır ama yokmuş gibi davranmak işine gelir.

Çünkü kapıyı çarpıp çıkmak, istifa etmek, müşteriyi kovmak yada ilişkinden vazgeçmek kolaydır.

Kalıp yüzleşmek ise zordur.

Ama kalırsan; bu alternatif, bu meydan okuma, sana yeni şeyler öğretir ve seni geliştirir. Gemileri yakmadan önce iyi düşün. Çünkü bu, kısa aklın stratejisidir.