Aksiyon ve yorum

Neredeyse her disiplin iki metodoloji ile çalışır: Aksiyon ve yorum.

Aksiyon irade ile alakalıdır. İrade; ileriye gitmek ve engellerin üstesinden gelmek ister. Sorumluluk bilinci ile karar alır, uygular ve değişimi sağlar.

Yorumculuk ise anlam çıkarmakla meşguldür. İrade, değişim ve zaman onun kemirdiği ekmek kırıntılarıdır.

Etrafımızda az sayıda aksiyoner ancak pek fazla yorumcu bulunur. Bu nedenle değişime sıklıkla şahit olmayız.

Türkiye televizyonlarında futbolun saatlerce yorumlandığı 17’nin üzerinde program var. 

Yaptıkları katkı ve sonuçlar ortada…

Piyasa demokrasisi

Güç yozlaştırır mı? Evet. Mutlaka.

Güçle birlikte dejenere olan evvela tekelleştiği için korkutur. Korkuyu sadece ‘fiyat istikrarı’ kaygısı beslemez. Artık hizmetin ve tedariğin koşulları da keyfi olarak belirlenmeye başlar. Bu yüzden rekabet ve serbest piyasanın çalışması çok önemlidir.

Piyasa demokrasisi çok önemlidir.

Tabi ki, geleneksel yöntemlerle simit satan Seyyar’ın Getir’le rekabet etmesini bekleyemeyiz. Ancak Getir’in karşısına çıkan Banabi bizi sevindirmeli.

Rekabet hizmetleri iyileştirmenin yanında sürekliliği sağlar.

Markalarınızı sevin rakiplerinizi bağrınıza basın.

İletişimin bedeli

Teknoloji devrimi iletişimi güçlendirmek ve gündelik işlerimizi kolaylaştırmak için yapıldı. Öyle de oldu. Ancak her ödülün bir fiyatı vardır. Tıpkı endüstri devriminin mahsulü olan eğitim sisteminin ödettiği fiyatlar gibi… 

Daha çok üret daha çok tüketi gerektirdi.

Sanayi devrimi öncesinde herkesin belki 1 ayakkabısı vardı. Şimdi piramidin en altındakinin en az 3 ayakkabısı var.

Evet; üretmeyi öğrendik ama tüketmeyi değil.

Teknoloji devrimiyle iletişimi güçlendirdik ama şimdi de dikkatlerimizi çarçur ediyoruz. Tesla’nın oto pilotu sorunsuz çalışsın ‘Netflix’ izleyelim istiyoruz.

Lütfen bu noktada hataya düşmeyin: Dikkattiniz en değerli emtialarınızdan biridir. Eğer dikkatinizin 3 te 1’ni Sosyal Medya veya diğer benzer iletişim araçları tüketiyorsa hayatınızı feci şekilde hatalı yaşıyorsunuz demektir.

Türümüz geleceği tahmin etmede ekseriyetle başarısız olmuştur. Gelecek neye benzeyecek bilemiyorum ama ütopya olmayacağından eminim.

Fark edilmek isteyenler

Reklam çalışması yapan pazarlamanın iki temel motivasyonu vardır; hatırlatma ve fark edilme. Birincisi ‘değişim’ hedeflemez. Bu nedenle -bana göre- pazarlama değildir.

Diş macunu, deterjan ve sakız reklamları; markete/bakkala gittiğinizde “Bizi unutmayın, bizi hatırlayın!” demek için çaba sarfederler.

Fark edilmek istenenler; değişim hedeflerler.

“Diğerleri aynı biz farklıyız!” demek için sahneye çıkarlar.

Pazarlama da hünerlerini burada gösterir. Değişimi tetikler, tüketicisini sürece dahil eder ve nihayetinde ona “Çok güzel oldu!” dedirtir.

Stabilo Boss “Highlight the Remarkable” ile böyle bir çalışma yapmıştı.

Nasıl daha iyi olur?

Jobs’un batmak üzere olan bir şirketi nasıl dünyanın en değerli şirketi yaptığıyla ilgili bir çok söylenti vardır. En kıdemli ve usturuplu rakiplerinden Bill Gates bile bu konu hakkında “O bir istisna, O bir büyücü!” yorumunu yapar.

Öncelikle Jobs’un; Da Vinci, Mozart ve Gogh gibi üstün estetik yetenekleri ve anlayışı olan bir dahi olduğunu kabul etmeniz gerekir. Bu bir olgudur.

Ancak,

Jobs bir ‘büyücü’ değildi. Jobs değiştirme arzusu ve iştiyakıyla yanıp tutuşan bir girişimciydi. ‘Nasıl daha iyi olur?’ sorusunun köleleştirdiği nadir pazarlamacılardan biriydi. Bulduğu cevapları, sorgusuz çalışma saatleri ve yılmak bilmeyen azmiyle harmanladı…

Nasıl daha iyi olur?

Bu soruyu sormayanların yarını değiştirme ihtimalleri %0’dır.

Birinci skor tutmaz

Buzz Aldrin ismini bazınız hatırlar. Michael Collins’i belki bir kaçınız. Ancak neredeyse hepiniz Neil Armstrong’u bilirsiniz. Çünkü birinci unutulmaz.

Birincilik podyum değil bir kültürdür. Liderliğe rekabet sizin için bir kültüre dönüştüğünde artık skor tutmazsınız. Skor tutmayanlar ise asıl önemli olana odaklanırlar: Teslimat.

Bu kelimeyi hafife almayın. Birinci vaat ettiklerini teslim edendir. Bu komşunuza ayak üstü verdiğiniz basit bir söz veya her şeyi riske atarak müşteri kazanmak için oynadığınız büyük bir blöf olabilir; ne pahasına olursa olsun sözün karşılığını teslim edin.

Birinci skor tutmaz. Çünkü o kendisiyle yarışır.

Satış niyet oluşturamaz

Niyet yoksa satış olmaz. Satış niyet oluşturamaz.

Çoğu satıcı kendisini ‘niyet oluşturma’ baskısının altında ezer. Eğer alış niyeti yoksa satışçı aslan oynatsa bir faydası olmaz.

Pazarlama niyet oluşturmakla, satış ise niyeti amele çevirmekle uğraşır.

Hiçbir şey mükemmel değildir

Mükemmeliyetçilik obsesif kompülsif bir semptomdur. Evrende gözlemlediğimiz hiçbir şey mükemmel değildir. Kusur, kaza gibi yaratılış genetiğinin ayrılmaz bir parçasıdır.

Mükemmeliyetçiler çok kolay manipüle edilir. ‘Mükemmeliyetçilik’ sizi kanmaya veya kolay ikna olmaya meyilli yapar. Kandırıldığınız objeye taparsınız ve bu noktadan sonra da rasyonel değerlendirme yapabilmek artık sizin için bir seçenek olmaktan çıkar.

Mamafih; mükemmel için ‘çaba’ ile mükemmellik ‘endişesi’ iki farklı konudur. Mükemmele çaba bazı durumlarda fayda sağlayabilir. Mükemmellik endişesi ise her koşulda tehlikelidir.

İhracatçı duygudaştır

Dünya’da 7,000’in üzerinde farklı dil konuşuluyor. Sayısız kültürel çeşitlilik var. Antropolog Alfred Kroeber’e gören sadece ‘kültürün’ 160’ın üzerinde farklı tanımı var. 4,200 üzerinde din mevcut. Ancak neredeyse herkes kendine göre en doğru seçimi yapmış olduğu kanısı ile hayatını sürdürüyor. 

Aidiyetimizi belirleyen ve hayatımızda genetikten daha önemli rol oynayan bu unsurların hiçbirini biz seçmiyoruz. Dil, kültür ve dinimiz deyim yerindeyse bize kodlanıyor. İkinci dili öğrenenler bilir; beyniniz hiçbir zaman ikinci dilinize ana dil muamelesi yapmaz ve aslında yapamaz. Bu bağlamda aynı analojiyle kültür ve inanışı ele alsanız işin içinden çıkamazsınız.

Bugün kanla çizilmiş karasal sınırların sebebi bu farklılıklarımızdır. Bu farklılıkların önüne geçmenin ve buzları kırıp köprüleri onarmanın tek yolu duygudaşlıktır. Yani empatidir. Çünkü tüm bu farklılıklara rağmen insanlık olarak aynı duyguları paylaşırız. Korkularımız, sevinç ve ihtiraslarımız neredeyse aynıdır.

Bir ihracatçının birinci satış prensibi ve etiği duygudaşlık olmalıdır. Empati yapmak ise farklılıkları görmezden gelmek demek değildir. Aksine paylaştığınız duygularla (Sevgi, korku, ihtiras, özlem, güven vs) farklılıklarınızı (Dil, kültür ve din) yansızlaştırma sürecidir.

Tevafuk ve tesadüf

‘Tevafuk’ kontrol, üst irade ve bilinçli denk getirme ile alakalıdır.

Buna karşın ‘Tesadüf’ kazara olan, rastlantı eseri bir araya gelen ve okunamayan bileşenleri ifade eder.

İki terim de dilimize Arapçadan girmiştir.

Batı’da ise tevafuk kavramı fazla kullanılmaz. Sebebi şu; tevafuk ederse ‘Özgür İrade’ sorgulanır. Programlanmış olan özgür olamaz. O nedenle her şey ölçülmelidir.

Her şeyi ölçemiyoruz…

Aslında ‘Her şeyi’ ifadesi de evrende bulunduğumuz konum ve ölçebilme kapasitemiz dikkate alındığında türümüz için pahalı bir kavram.

Bazı şeyleri ölçemiyoruz diyelim…

Bu noktada iki kavram arasında nerede durmanız gerektiği tamamen kişisel bir seçim.

Ben tevafuk olanı tercih ediyorum.