Sezonlar

Bizi satın almaya iten en güçlü kaldıraç sezondur.

İlkbahar, yaz, şimdi sonbahar ve ardından kış. Ve her birinin içinde; sevgililer, anneler ve babalar günü, yaz tatili arası, şimdi cadılar bayramı ve şükran günü ve kış aylarının Noel atmosferi…

Hepsi, hangi sektörde olursan ol, satış için en büyük kaldıraçlardır.

Eğer bu duyguları kaçırıyorsan, Pazarlama ile işleyemiyorsan, “iş yok” diye ağlamayacaksın.

Amasız

Her ne kadar alternatif gerçekler ve genel itibarıyla görelilik üzerine uzlaşsak da, gerçek kazanır.

Ve bugün gerçek şu: Türkiye son 10 yıldır neredeyse hiçbir alanda gelişmiyor.

Hayat kalitesi yükselmiyor, ortak zenginlik artmıyor, borçlar azalmıyor, adalet düzelmiyor ve şehirler her geçen gün daha da yaşanmaz hâle geliyor.

Bunlar gerçekler.

Neye inandığınız, neye kızgın olduğunuz veya beklentilerinizden bağımsız, soğuk taş gibi gerçekler.

Ve sakın seni bugüne getiren kararlarına göz yumup sorumluluklarını askıya almaya çalışma.

Sen sorumlusun. Hepimiz sorumluyuz.

Amasız.

İnsansız iş olmaz

Bazı kaynakların yerini doldurmak imkânsızdır. Dünyamız, bize inanılmaz zorlu koşulların hüküm sürdüğü bir evrende ev sahipliği yapıyor. ABD öncülüğünde 70 yılı aşkın süredir yürütülen uzay araştırmalarına rağmen, hâlâ dünyanın yerini alabilecek bir gezegen bulabilmiş değiliz. Bu nedenle, gezegenimizin içinde bizi hayatta tutan her sınırlı kaynak bizim için vazgeçilmezdir.

Bu düşünce biçimini ölçeklendirip iş dünyası da dâhil olmak üzere farklı alanlara uyguladığınızda, sizin için gerçekten vazgeçilmez olan unsurları tespit edebilirsiniz.

Buradan tümevarmam gerekirse: Her organizasyon için en kritik kaynağın hâlâ insan olduğunu unutmamanız gerekir.

İnsansız iş olmaz.

Milyar dolarınız bile olsa, iyi, etkili ve verimli bir organizasyonun ardında daima insan emeği vardır.

Yapay Zekâ teknolojilerine fazlaca kapılanlara not düşüldü. Haber verin.

Yeni gerçek

Gerçekleri ve olguları konuşmuyoruz.

İşinin nasıl bu hale geldiği, başından neler geçtiği ya da seni gerçekten tanıyan insanların ne söylediği, bunlar bizim ilgilendiğimiz konular değildir.

Biz “Ne konuşulmasını istiyoruz?” sorusunun cevabının peşindeyiz.

Kontrol etmemiz gereken, alternatif bir gerçek vardır.

Bu, pazarlamadır.

Belki

Bugün birinin, pota filesine alternatif, kısa dişli plastik bir ürün ürettiğini gördüm. Pazarlama gerekçesi -yani çıkış noktası- geleneksel ip filenin kopması, yıpranması vs. idi.

Kimin umrunda ki?

Tuzluğu yeniden icat edemezsiniz.

Bazı şeyler için gelişmeye ve değişmeye yer yoktur.

Alternatif için bazen ölçek çok büyütür. Bazen sadece bir tuzluk için alternatif bir evrende sıfırdan başlamanız gerekebilir.

Vanilla Sky’dan sevdiğim bir replik vardı: “Belki ikimizin kedi olduğu bir dünyada.”

Belki.

Bilginin işi zor

Bilgi gerçekten çok ilginç bir konsept.

Bir şeyi bilmediğinizde, o boşluğu sadece “bilmiyorum” doldurmuyor. Yani açsanız, sizi doyuracak yemek dışında pek bir alternatifiniz yoktur.

Ama bilmemenin yerini; yanlış bilgi (kasıtsız), eksik bilgi, kasıtlı yanlış bilgi (dezenformasyon), sansür, gizlilik, uydurma, efsaneler, gürültü ve cahillik doldurabiliyor.

Bilginin işi, tüm bunların karşısında gerçekten çok zor.

Çok ümitsiz.

Seçebiliriz

Tabii ki seçebiliriz:

Kalabalık yerine gerçek dostlukları,

Gürültü yerine sükûneti,

Tıka basa yerine yeteri,

Günü kurtarmak yerine uzun vâdeyi,

Gösteriş yerine gerçeği.

Ve tabii ki, “Buna değer” demek “zahmetli iş” demektir.

Zaman dar

Birçok tür savurganlık vardır. Tutumsuzluk, diğer birçok şey gibi, insanın doğasına dönüşür. Çünkü o da, diğer kötü alışkanlıklar gibi, kısa süreli konfor alanları inşa eder.

Para, sağlık, yetenek, fikir, duygu, kültür, toplumsal ilişkiler, gıda, enerji, çevre…

Hepsi israf edilir ancak muhakkak ki, en tehlikelisi zamandır.

Farkındasındır ki, yukarıda saydığım tüm başlıklar nihayetinde zamanda düğümlenir. Dostlar, zamanımız çok dar. Bu klişe tespiti kafanızda nasıl canlandırdığınızı bilmiyorum ama “göz açıp kapayıncaya kadar” ifadesi bir mübalağa değildir.

Problem durum

Çözümleri beğenmemek, kültürümüzün akut problemlerinden biridir. Çözümün görevi seni tatmin etmek değil; problemi ortadan kaldırmaktır. Ayrıca, her problem mutlaka çözülecek diye bir kural da yoktur.

Çözülemeyen problemler, öyle ya da böyle, yaşamak zorunda olduğumuz durumlara dönüşür.

Bunu da iyi anlamak gerekir.

Yani, durumlarını problemlerinden ayır.

Çözümlerle de itiş kakışa girme.

Dünden bugüne

Türkiye’nin nasıl bu hale geldiğini geriye dönük, yani retrospektif olarak, harika özetlerle size anlatabilirim. Tabii ki, ne hale düştüğü konusunda bir bilinç kazandıysanız. Ancak inanın ki, bunu benim ya da başkalarının yapmasına gerek yok.

Bugün teknolojinin, ekonominin ve politikanın aldığı yön; Amerika’nın “yumuşak güç” dediğimiz noktadan nasıl bu hale geldiği; Avrupa’nın eşiğindeki savaş ve Çin’in içine düştüğü krizler bize şunu anlatıyor:

Hiçbir şey dünden bugüne değişmez. Her şey zaman alır.

Bize yarınlar için akıl almaz hayaller satanlara kandık, çünkü sabırsızız. Bu yüzden, fırsat geldiğinde doğru adımları atamıyor ve baskı ile yüzleştiğimizde dağılıyoruz.

Bir dipnot: “Çökecek, bitecek” dediğimiz ABD’nin bugün hâlâ akıl almaz bir güce sahip olduğunu gözlemliyoruz.