Nezaket

Birine bir fikir hediye etmek…

Ya da bir bağ kurmak.

Bir teselli sunmak.

Bir hüsnüzan göstermek.

Belki de komik bulmadığın ama içtenlikle yapılmış bir şakaya tebessüm etmek.

Başarısız bulduğun bir girişime omuz vermek belki de.

Öyle ya da böyle, hepimiz bir gün şunu anlayacağız:

Saygılı, nazik ve ince düşünceli olmak, zeki ya da haklı olmaktan daha değerlidir.

Yandık

Gençler, bilmem farkında mısınız ama Sora’nın aplikasyonu ABD’yi kasıp kavuruyor.

İşler bundan on yıl sonra ya da yarın değil; bugün çığırından çıkmaya çok yakın.

Bunu devletlerin ciddi bir şekilde ele alması için artık zaman geçti.

Motive ol

Yaptığın iş her ne olursa olsun, motivasyonun düşükse şunu aklından çıkarma:

Başka bir yerde, seninle aynı işi yapan insanlar inanılmaz bir motivasyon ve hırsla çalışıyorlar. Ve şüphen olmasın, seni canına okuyacaklar. En iyi ihtimalle o kadar başarılı olacaklar ki, sen kendini daha da kötü hissedeceksin.

Motive ol. Tanımadığın herkesten daha çok.

Hayırlı pazarlar.

Bir yudum

Sen kolandan bir yudum alabil diye, ülke genelinde ve global ölçekte 123’ten fazla aşama gerçekleşir. Hammadde tedariğinden üretim operasyonlarına, oradan lojistik ve perakende deneyimine kadar onlarca mikro adım, senin arzu ve seçme eğilimlerinden tamamen bağımsız olarak senin için çalışır.

Coca-Cola, bir şişe kolanın evine ulaşabilmesi için her adımda onlarca, bazen yüzlerce problemi çözer. Ama Coca-Cola bunu dile getirmez. Starbucks da aynı şekilde.

Çünkü bu, bir tüketici olarak senin problemin değildir (hatta “sürdürülebilirlik” gibi ortak sorumluluklar bile, tüketicinin omzuna yüklenmiş bir pazarlama düzenbazlığıdır).

Coca-Cola’nın -diğer birçok aklı başında şirket gibi- yaptığı şey, senin duygularınla konuşmaktır. Kamuoyuna bir sorunu satmaya çalışmak ise, çoğu zaman içgüdülerimizin pratikte ne kadar şaşırtıcı derecede mantıksız olduğunu görmezden gelmeyi gerektirir. Mesela, sigara meselesine bak: Hangi kamu spotu işe yaradı?

Biz kararlarımızda rasyonel varlıklar değiliz.

Ürününüzü, insanların içinde yankı uyandıran bir hikâyeye dönüştürmeden pazarlama şansınız yoktur.

Gerçek tehlikede

AI ile ilgili bizi en sistematik ve doğru şekilde uyaran kişi her zaman Geoffrey E. Hinton oldu. Nobel ödüllü fizikçinin kaygılarında ikinci sırada “Dezenformasyon ve Manipülasyon” yer alıyor. Bu kaygı, doğrudan “Varoluşsal riskler” ile bağlantılı.

Sora 2’yi test etme fırsatım oldu. Gerçekten çok sorunlu alanlara doğru ilerliyoruz.

Hikâyelerin biçimi, inanç skalamız ve gerçeklik algımız ciddi ölçüde değişecek.

“Neyin gerçek olup olmadığı” sorusunun bizi sağlıklı bir geleceğe taşıyacağına dair şüphelerim giderek derinleşiyor.

Örtbas, geç

“Malatya’da freni arızalanan kamyon 15 araca çarptı: Ortalık savaş alanına döndü”

Bu tür başlıkları seviyoruz. 30 yıl geriye dönük manşetlere baktığınızda bunun gibi onlarca vaka görürsünüz. Benzerleri yalnızca bu yıl birkaç kez yaşandı.

Seviyoruz diyorum çünkü sevmesek, manşet sanki bu olay ilk kez oluyormuş gibi yazılmazdı. Başlıkta tekrar, sorumluluk ve suç işlenirdi.

Ortadoğu kültürünün en belirgin özelliği, sorunları örtbas etme yeteneğidir.

Ve evet, gocunma…

Bizi Ortadoğulu olarak tanımlayan bir siyasi anlayış hâlâ hüküm sürüyor.

Endişeliyiz

“İnsanların senin hakkında ne düşündüğü konusunda endişelenme…”

Endişeleniriz.

Yani, pazarlamacılar olarak belki de tek endişemiz budur. Ve söz konusu antagonist kişi ne kadar art niyetli ve öznel olursa olsun, onu da ikna etmek durumundayız. İnsan seçemeyiz.

Yani nihayetinde evet, pazarlamacılar olarak endişeliyiz.

Sanatsız olmaz

Sanat olmadan mesaj iletemeyiz; imkânsızdır. Şöyle düşün: “Dude” karakteri -yani Big Lebowski’deki- veya Yılmaz (Feyyaz Yiğit) dümdüz adamlardır; her yerde bulunurlar. Ama otantiklikleri gerçektir. Lakin Yılmaz’ı Yılmaz anlatamaz, onu ancak Feyyaz anlatır. Dude karakterini de basmakalıp, yüzeysel tipler ve onların kitlesi beyaz perdeye taşıyamaz; ona da Joel Coen gerekir.

Yani demem o ki: Mesajın, varlığın, idealin sıradan olabilir; yine de anlatılması gerekir.

Ve bunun için, mesafeli durduğun, sana kompleks ya da belki anlamsız gelen sanata ihtiyaç vardır.

Velhasıl, sanatsız Pazarlama olmaz.

Gerçek

Bugün bir müşterim, oğlunun güzel bir fotoğrafını hikâyesinde paylaştı. Çok beğendim ve şöyle cevapladım: “Kıskananlar ‘AI bu’ diyecekler.”

“AI zaten…” dedi.

Yapay zekâ, gerçeklik algımızı sorgulamamıza neden olacak. Bu durum, bizi gerçekten de gerçekliğin bir simülasyondan ibaret olduğu gerçeğini idrak etmeye mi, yoksa daha da fazla sahtenin kölesi olmaya mı götürecek?

Bilmiyorum.

Ama pazarlama açısından bildiğim şey şu:

Gerçek içerik kazanacak. Her koşulda. Uzun vadede.

Anlamsız mücadele

Alışkanlığı değiştirmek, alışkanlık inşa etmekten milyon kere daha zordur. Yerleşmiş bir alışkanlıkla mücadeleye girişen pazarlamacı delidir. Yeni alışkanlıklar inşa edip alternatifleri insanların gözüne sokan pazarlamacı dahidir.

Bizim işimiz herhangi bir şeyin üzerini karalayıp silmek değil, seçenek üretip galip gelmektir.

“Bak, bu daha iyi!” bizim mottomuzdur.